ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
       Aşık Hüseyin

Gönül arzeyliyor dostu sılayı
Engel bırakmıyor buna ne dersin
Eller beğenmezken balı hurmayı 
Evdeki tükenen una ne dersin.



Kimi doğru gider kimi şaşırmış 
Kimi kağnısını dağda aşırmış 
Hüseyin yolunu sarpa düşürmüş 
Devresi bilinmez yola ne dersin.

   
19. yüzyılın güçlü ozanlarından olan Aşık Sülük Hüseyin'in doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1838 kıtlığına söylediği bir destan, onun 1815-1820 yıllarında doğmuş olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

Elli dört senesi bahar ayları 
Hep kurudu dereleri çayları 
Açlık sardı şehir ile köyleri
Aman Allah ne olacak halimiz.

Aşık Sülük Hüseyin'in doğum tarihi gibi ölüm tarihi de bütün araştırmalarımıza rağmen şimdilik bilinmezliğini korumaktadır.

Etem Paşa orduların başında
Erzel Paşa gezer düşman peşinde
Gündüz hayalimde gece düşümde

  Yatın dağlar geçeceğim ardına 
  Evelallah güveniyom orduma.

Tarihçi Yılmaz Öztuna'nın bildirdiğine göre, Müşir Edhem Paşa komutasındaki orduda görev yapan Kırım ve 93 Harblerine katılan ve Aşığın dizelerinde adı geçen Erzel Paşa, 18 Nisan 1897 Türk Yunan savaşında şehit düşmüştür. Bu savaşa bir destan söyleyen, dolayısıyla 1897'de hayatta olan Aşık Hüseyin'in 1900'lerin başında, tahminen 85 yaşlarında vefat ettiğini söyleyebiliriz.

Turnam giderseniz bizim yaylaya 
Bir aşık Urumda yasta di n'olur 
Engizekte yerişirsen obaya 
Sıtmaya tutuldu hasta di n'olur.

Yukarıdaki dörtlüğünde ve muhtelif şiirlerinde de dile getirdiği gibi, kışın Anadolu'da, yazın Toroslardaki yaylalarda yaşayan, doğum yeri ise kesin olarak bilinmeyen ozanın son ikamet ettiği yer; Kırşehir, Mucur, Küçük Kavak köyü, Cilt. 37, Hane 22, numarada Bozbıyıkoğlu Hüseyin olarak, Mucur Nüfus Müdürlüğünde kayıtlıdır. Yine aynı nüfus kayıtlarında hanımının adı Ümüş olan Aşık, bir şiiriyle de bunu doğrulamaktadır:

Hüseyin'im nettik Kadir Mevlaya
Bizi hasret koydu bağa harmana
Kaderimiz buymuş Ümüş ağlama
Baharımız kara geldi bu sene.

Bozbıyıkoğulları namıyla anıldıklarını bir şiirinin son dörtlüğünde Aşık Sülük Hüseyin şöyle dile getirmektedir:

Devran dönsün poyrazınan eseyim
Ferman padişahın kime küseyim
Yurt tuttu Acıöz'ü Sülük Hüseyin
Dedem Bozbıyık Türkmen değil mi?

Bu dizelerden de belirtildiği gibi, nüfus kayıtlarında Bozbıyıkoğul1arı namıyla anılan ozan, o bölge halkı tarafından Aşık Sülükoğulları veya Aşık Sülükler olarak bilinmektedir.

Mezarımı yol üstüne kazsınlar
Baş taşıma Aşık Sülük yazsınlar
Gelen geçen öldüğümü duysunlar
Gelin dostlar helallaşmak günümdür.

diyen Aşık Sülük Hüseyin, bu dörtlüğüyle de o yörede kendilerine Aşık Sülükler denildiğini kanıtlamaktadır.

Zorladılar yesir gittik Uruma
İskan olduk Acı suyun kıyına
Alışmadık ivezine şoruna
Sinekte sıtmada yatılmaz oldu.

Dörtlüğünde belirttiği üzere, Aşık Hüseyin ve ailesi de diğer Türkmen aşiretleri gibi devlet tarafından zor kullanılarak Toroslar dan Orta Anadolu'ya iskan edilmişlerdir. Bir Türkmen aileye mensup olan ozanın, ilk önce Mucur'a bağlı Aydoğmuş ile Karacalı köyleri arasında kalan Sülüklü Bel denilen bir yerde oturduğunu, fakat Kırıklı köyünden veli adlı bir eşkıyanın zoruyla, yakınlardaki Aflak (Altınyazı) köyüne göç ettiklerini ozanın kendisinden dinleyelim:

Bizim meskenimiz Sülüklü Beli 
Eser sam yelleri soldurur gülü 
Bize kan kusturdu Kırıklı Veli 
Isıtmalı sıracalı maççalı.

Hüseyin'im gene kalktı göçümüz 
Gurbet elde kaldı Haçça bacımız 
Başa bela haramzede piçiniz 
Isıtmalı sıracalı maççalı.

Yukarıda da belirtildiği gibi. Aşık Sülük Hüseyin'in iskan olayından sonra, bir zamanlar Mucur'a bağlı Aflak (Altınyazı) köyünde oturduğu, yakın zamana kadar evlerinin yerinin dahi belli 61duğu söylenmektedir. Yine o köydeki bir ine (mağara) Aşık Sülük Hüseyin'in ini dendiğini, otuz yıl önce o bölgede imamlık yaptığım dönemler, ahbabım ve büyüğüm Hacı Sadık'tan ve o köyde yaşayan diğer yaşlı insanlardan defalarca dinlemişimdir. Aflaklı Hacı Sadık'tan, Aşık Sülük Hüseyin'in birkaç şiirini dinlemiş olmama rağmen, bu şiirleri bir tarafa not etmediğim için şu anda belleğimde hiçbirisi kalmamıştır . Yine ozanın şu mısraları bu köyde oturduğunun bir ka nıtı olsa gerektir:

Bunca emeğimiz boşuna zayil 
Kader böyle imiş Allah'a kayil 
Dayırn Necip ile emmim İsmayil 
Arzı mekan etti Aflak'ta kaldı.

Aşık Hüseyin'in Aflak köyünden göç etme nedenlerini şimdilik bilemiyoruz. Bir müddet sonra Aflak'tan göç eden Ozan, Mucur, Küçük Kavak köyüne bağlı Çömelek, Cavlak (Yeniköy) üçgenindeki Acısu'yun kenarına gelip yerleşmiştir. Ozan'ın şu şiiri bu göç olayını bize şöyle açıklamaktadır:

Acısu'dur obamızın otağı
Eksilmez yoğurdu balı kaymağı
Ulu yoldur şekerkuyu sapağı 
Eğlenip orada kalın turnalar.

Aşık Sülük Hüseyin'in, kapısında birkaç sürüsü yayılan ve geniş arazilere sahip, varlıklı hanesi ve sofrası açık cömert bir kimse olduğunu araştırmalarımız sırasında o bölge halkından öğrenmiş bulunuyoruz. Aşağıda bir dörtlüğünü verdiğimiz vasiyet adlı şiiri de halkın anlattığı bu bilgileri doğrulamaktadır.

Taş Konağın kapısını örtmeyin
Uluyol' un ırızgını kesmeyin
Emmiye dayıya kirtip küsmeyin
Gelin dostlar helallaşmak günümdür.

Aşık Hüseyin tarafından söylenen şu dizeler de onun medrese görmüş, okumuş bilgili bir kimse olduğunu kanıtlamaktadır:

Biz de gittik bir zamanlar hocaya
Aşinayız elif ile heceye
Seni ısmarladım Gani yüceye
Huzuru mahşerde dilin lal olsun.

Diğer yandan, Aşık Hüseyin'in Mehmet, Süleyman ve Osman adlı üç oğlu ile Hatice adlı bir kızı olduğu Mucur nüfus kayıtlarında yazılıdır.

Halk arasında (kel kız Haçça) olarak bilinen Aşığın kızı Hatice (1859-1931) o yörede cömertliğiyle ve hayırseverliğiyle tanınmaktadır. Acıöz'deki evlerinin önünde geçen Uluyol'un kenarına babası tarafından kazılan su kuyusunun başına yolcuların yemesi içmesi için her gün helkelerle yoğurt ve ayran çıkartan bu kadın, babasının başlattığı geleneği ölünceye kadar devam ettirmiştir.




Eserlerinden bazıları:

NE DERSİN

Gönül arzeyliyor dostu sılayı
Engel bırakmıyor buna ne dersin
Eller beğenmezken balı hurmayı 
Evdeki tükenen una ne dersin.

Kimi sevdasını ummana salar 
Kimi de dünyanın hırsına dalar 
Kimi başkasının aybını arar 
Başındaki bin bir hala ne dersin.

Kimisi dünyada murazın almış 
Kimi de dünyanın zevkine dalmış 
Kimi derde düşmüş çaresiz kalmış 
Çaresiz dolaşır buna ne dersin.

Kimi yaptığına öğünür durur 
Kimi pişman olmuş döğünür durur 
Kimi bağrı yanmış göğünür durur 
Kerem gibi yanan kula ne dersin.

Kimi tatlı dilli güler yüzlüdür 
Kimi batman batman ağar sözlüdür 
Açmayın sinemi yaram gizlidir 
Şu bendeki derde çora ne dersin.

Kimi doğru gider kimi şaşırmış 
Kimi kağnısını dağda aşırmış 
Hüseyin yolunu sarpa düşürmüş 
Devresi bilinmez yola ne dersin.


YEMEN 1

Yemen nere sıla nere 
Dağlar girdi ara yere
Yitirmedim umudumu 
Gözlüyorum Memet gele.

 Yemen bizim neyimize 
 Figan düştü evimize 
 Çocukların yetim kalır 
 Sen güvenme beyinize.

Yemen yolu çukur olur
Karavanam bakır olur 
Zenginimiz bedel verir 
Fakirimiz asker olur.

 Kalmadı anayın sabrı 
 Taş kesti babayın bağrı 
 İnsafa gel padişahım 
 Gönder Memet'imi gayrı.

Başta kalpak soldu mola
Gün vurdu da öldü mola 
Memed'imin gözlerine
Karıncalar doldu mola.

 Güvenme Arap hayına 
 Ateş atar ocağına
 Yemen'e gittin gideli 
 Oğul gelmez kucağıma.

Yavruların zarleniyor
Bu hasretlik külleniyor
Küçük körpe Hüseyin'in
Babam diye dilleniyor.


YEMEN 2

Bir alay askerdik bindik gemiye
O gemi götürür bizi Yemen'e
Şükür o Yemen'de geri dönene

 Yemen'e de benim ağam Yemen'e
 Ateş düştüğü yeri yakar kime ne.

Susmuş konuşmuyor ağzında dili 
Yirmisinde solmuş tomurcuk gülü
Ne yaman yer imiş Yemen'in çölü

 Yemen'e de koç yiğidim Yemen'e
 Kendim ağlar kendim söyler kime ne.

Kalkmıyor sırt çantam, cephanem ağır 
Kimimiz kör olduk kimimiz sağır
Her yana oynuyor İngiliz gavur

 Aman padişahım imdat Yemen'e
 Şu Yemen'in gailesi bize ne.

Yemen'de de kara haber geliyor
Nice koç yiğitler telef oluyor
Hain Arap arkamızda vuruyor

 Türk uşağının kanı akar Yemen'e
 Analar bacılar ağlar kime ne.

Hüseyin akıtır kanlı yaşını
Bit pire üşüşmüş yiyor döşünü
Akbabalar konar oyar başını

 Gitti gelmez ağam emmim Yemene 
 Ölen ölür kalan sağlar kime ne


EFENDİM

Gülyüzlü sevdiğim neden incindin
Araya söz katan eldir efendim 
Bana bergüzar ver kapına geldim 
Bu aşık kapında kuldur efendim.

Aşık maşukuna cefa yapar mı
Bir sözün üstüne bin söz katar mı 
El alem içinde taşa tutar mı
İster azat ister öldür efendim.

Ne dedim de küstün canımın içi 
Koynumda saklıyom verdiğin saçı 
Vallahi Hüseyin'in bunda yok suçu 
Arada rakibi kaldır efendim.


NE BİLSİN
Sevda bahçesinin gonca gülünde
Deren bilir dermeyenler ne bilsin 
Canı başı şol cananın yolunda 
Veren bilir vermeyenler ne bilsin.

Al yeşil soyunup kara giyenler 
Aşk okunda yaralıyım yarenler 
Sen ölme de ben öleyim diyenler 
Ölen bilir ölmeyenler ne bilsin.

Arı sır işleyip yapar balını
Aşık ifşa etmez nazlı yarini 
Dostun ayağına olan malını 
Seren bilir sermeyenler ne bilsin.

Hüseyin'im dalma gama firkate 
Ölümden bir elçik yol yoktur öte 
Yar aşkıyla düşüp zalim gurbete 
Kalan bilir kalmayanlar ne bilsin.


AY DOST

Turnam nerden gelin Şam'dan Maraş'tan
Kanadın kalkmıyor borandan kıştan 
Tatlı canı sakın alıcı kuştan
Yoldurma tellerin yadlara aydost.

Bahar selleriyle sökün eyleyin 
Seher yelleriyle selam söyleyin 
Hallarımı vefasıza demeyin
Yoldurma tellerin yadlara aydost.

Hüseyin serini saldı çöllere
Bir yar için düştü dilden dillere 
Sırrını faş etme hoyrat ellere
Yoldurma tellerin yadlara aydost.



BİLEN OLMADI

Ne söyleyim yalan dünya halını
Sırrına eripte bilen olmadı
Belkıs yele verdi olan malını 
Süleyman ömrünü süren olmadı.

Yakub'u ağlattı Yusufum diye 
İsmail'e koç kurban indi hediye 
İsa göğe ağdı sebebi niye 
Eyyüb'un yarasın saran olmadı

Hakkın sevgilisi Habibi yari 
Bunca nebilerin serveri piri
Ebu Bekir, Ömer, Osman'la Ali 
Onlar gayrılara yaran olmadı

Gökten Cebraille iki don geldi 
Fatıma ağladı karalar giydi 
Hüseyin aşkına başını verdi 
Dünyada bu denli figan olmadı

Kur'an-a zulmetti şol Mervan dürzü 
Eba-Müslüm çıktı titretti arzı 
Battal sallar idi on batman gürzü 
Çıkıp annacına duran olmadı

Hak kılıcı Horasan'dan yasıldı 
Nesimi yüzüldü Mansur asıldı 
Yunus'un gönlünde cennet nasıldı
Mecnun'a Leyla'sın veren olmadı.

Aşk elinde yaralandı şu sinem 
Aslı'ya tutuştu kül oldu Kerem 
Maşukunu buldu şad oldu Senem 
Aşık Garip gibi gülen olmadı.

Hüseyin'im şaştı kaldı arada 
Gayıp erenleri Mehdi nerede
Yedi derya ile arzı karada 
Hızır'ı İlıyas'ı gören olmadı.
  OLMAYINCA

Gönül ne gezersin seyran yerinde
Alemde her şeyin var olmayınca 
Kurtulmazsın elalemin dilinde
Bir kişide namus ar olmayınca,

Varıp bir kimsenin kuyusun kazma 
İçine düşersin yolunda azma 
Olura olmaza sırrını çözme 
Ahdine vefalı er olmayınca.

Gördüğünü yad ellere söyleme 
Bir kimseyi koğu kıybet dilleme 
Her güzele kanıp gönül bağlama
Sadık muhabbetli yar olmayınca.

Mecliste arif ol her söze dalma 
İlimliyim deyip alimim sanma 
Elin saklısını arayıp bulma
Sana açılacak hal olmayınca.

Hüseyin'im derki dost sözünü tut 
Kem sözü terkeyle gönülde unut 
Kaldır kervanını şafakta yörüt
Sıdkınan eğlenip kal olmayınca.


GÖZLERİNİ YUMARAK

Karşıdan karşıya sıralı dağlar
Boranlı püsenli suları çağlar 
Elleri koynunda bir güzel ağlar 
Kaş kaldırıp gözlerini yumarak.

Yel eser ığranır zülfünün teli 
Bahar çiği gibi kirpiği nemi 
Başına sokunmuş nergis çiğdemi 
Kara saça al kınalar yakarak.

Merdine de Hüseyin'im merdine 
Aylar yıllar hasret kalmış yurduna 
Aşar gider karlı dağlar ardına 
Dönüp dönüp arkasına bakarak.


GÖLE ÇEVRİLİR

Bir çift suna geldi dost ellerinde
Öter dertli dertli göle çevrilir 
Sorup sual ettim yar hallerinde 
Öter dertli dertli göle çevrilir.

Bu gün efkarlıyım yaslı günlerim 
Gam elinde söylemiyor dillerim 
Hani teleklerin hani tellerin
Öter dertli dertli göle çevrilir.

Konup göçmüş Anavarza eline 
Hasret kalmış nergisine gülüne 
Yad avcılar pusu kurmuş yoluna 
Öter dertli dertli göle çevrilir .

Yeter gayrı Hüseyin'i söyletme 
Hançer vurup yaralarım elletme 
Ben de bir garibim terkedip gitme 
Öter dertli dertli göle çevrilir.


SEHER YELLERİ

Ilgıt ılgıt esen seher yelleri
Nazlı yardan koku gelir mi dersin 
Hele sorun ne söylüyor dilleri 
Evvelki sözünde durur mu dersin.

Giderim gelirim yolum düz gelmez 
Gözlerim yollarda yardan söz gelmez 
Ben vazgeldim amma gönül vazgelmez 
Deli gönül öğüt alır mı dersin.

İbrişim satılmaz böyle dükkanda 
Meyli muhabbeti sevgisi canda
Yarın mahşer günü ulu divanda 
Sualime cevap verir mi dersin.

Diken arasında kırmızı güller
Yarin bahçesinde öter bülbüller
Bre yavrum sana sarılan kollar
Bin yıl yerde yatsa çürür mü dersin.

Hüseyin'im derki derdi sır olan 
Daim civan gezer aşkta pir olan
Ta ezelden ahdü peyman bir olan
Yad ellere meyil verir mi dersin


GÖZLERİ SÜRMELİ

Sunam Elbeyli'den çekmiş göçünü
Aşar gelir bİr gözleri sürmeli 
Zorkun yaylasında almış bacını 
Aşar gelir bir gözleri sürmeli.

Yorulmuş dayanmış bir kara taşa 
Yavrusun aldırmış alıcı kuşa 
Kaldırmış başını ağlar Maraş'a 
Aşar gelir bir gözleri sürmeli.

Kuşlar sazlığında tavlası bağlı 
Dum dum yaylasında sinesi dağlı 
Aladağ Bakırdağ kırcı boranlı
Aşar gelir bir gözleri sürmeli.

Terkeylemiş obasını elini 
Erciyes'te teziktirmiş yolunu 
Kızılırmak salında Çallı belini 
Aşar gelir bir gözleri sürmeli.

Gelip konmuş şu Seyfe'nin gölüne 
Kekikli yavşanlı Malya çölüne 
Kaman diyarına Keskin eline 
Aşar gelir bir gözleri sürmeli.

Hüseyin'im dertli söyler dilleri 
Mihrican değdi de soldu gülleri 
Kırşehir İnaç'tan Susuz'dan beri 
Aşar gelir bir gözleri sürmeli


GÜL ELİNDEN

Bülbül oldum bağa düştüm
Gül elinden gül elinden 
Ferhat oldum dağlar eştim 
Zor elinden zor elinden.

Has bahçeye yadlar girmiş 
Girmiş dallarını kırmış 
Mor menekşe boyun eğmiş 
Har elinden har elinden.

Hem öksüz hemi yetimim 
Suyu kurumuş ekinim 
Arşa yükseldi tütünüm
Nar elinden nar elinden.

Hak diyenler kalmaz naçar 
Yar aşkıyla serden geçer 
Arı çiçek çiçek uçar . 
Bal elinden bal elinden.

Hüseyin'im geçti demler 
Gözümde akıttım nemler 
Benim çektiğim sitemler 
Yar elinden yar elinden.


NE DEYİM
Yarin hasretiyle şu gurbet elde
Gözlerimden akan yaşa ne deyim 
Garibim biçare kalmışım yolda 
Şu başıma gelen işe ne deyim.

Yarimin hayali karşımda gitmez 
Viran olan yerde bülbüller ötmez 
Gün vurup gönlümün karın eritmez 
Şu gönül dağında kışa ne deyim.

Varmı gurbet elde şad olup gülmüş 
Yolları bağlanmış çaresiz kalmış 
Gül yüzlü yarini yad eller sarmış 
Şu başıma düşen taşa ne deyim.

Bağlandı yollarım gurbet elinde 
Uzak düştüm aşretimde elimde 
Her ne bulsa kader alır elimde 
Hüseyin emeğin boşa ne deyim. 


KULUN DÜŞTÜ İSYANA

Şu yalan dünyada osandım doydum
Elveda eyledim gayri cihana
Aldanıp şeytana nefsime uydum 
İmdat sende kulun düştü isyana.

Şu fani dünyada divane gezdim 
Tersine okudum aksine yazdım
Kendi ellerimle kuyumu kazdım
Yarabbi sen fırsat verme şeytana.

Hep seni zikreder dallar ağaçlar 
Akan ulu sular havada kuşlar
Kul kusur işlerse sultan bağışlar
Yüz sürdüm kapına geldim dermana.

Günahım çok gözüm dola yaşma 
Gece gündüz sinemi döğem taşına
Yarabbi sen Hüseyin'i bağışla 
Rahim'sin, Rahman'sın bakma noksana



 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]