ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
       Aşık Hüseyin Gürsoy
 
 
  Ne Haldeyim Ela Gözün Süzenler
    N'olur Suna Boylum Gör Beni Beni
    Eşinden Ayrılıp Yaslı Gezenler
    Her Sabah Her Akşam Der Beni Beni
    Yar Beni Beni Uy Beni Beni Vay Beni Beni

             Der Hüseyin`im Üstadımı Bulayım
             Değmen Bana, Yana Yana Öleyim
             Sevdiğim Kapında Kölen Olayım
             Müşterim Bulursan Ver Beni Beni
             Yar Beni Beni Uy Beni Beni Vay Beni Beni

 

    Sivas’ın önde gelen âşıklarındandır. 1902’de Şarkışla’nın Sarıkaya köyünde doğmuştur. İsmail ve Bassey’in oğludur. Küçükken babasını kaybetmiştir. Çocukluğunda Ali Efendi ve Abdullah Hoca’dan ders almıştır. Şehriban hanımla evlenmiş bu evlilikten bir kızı olmuştur. Gençliği savaşın ülkede bıraktığı yokluk ve sıkıntı dönemine rastladığından binlerce aile gibi çileli geçmiştir. Rençperlik ve kuzu çobanlığı yapmış, Çukurova’da bahçe bağ işlerinde çalışır. Bir seferinde Çukurova’ya giderken o sırada Kayseri’de bulunan Atatürk’ü görür, hatta zorla da olsa kürsüye çıkıp irticalen Atatürk’e bir şiir okur. Atatürk bunun üzerine onu Ankara’ya getirtip, sular idaresinde iş vermiştir. Hüseyin Ankara’da Ali İzzet, Veysel, Hacı Fedaî ile birlikte Ankara’da konserler vermiş. Bu konserlerden birinde dinleyicilerden Ayşe adındaki kız Hüseyin’e âşık olmuş, ısrarla kendisini almasını istemiş. O da bu ısrarlara dayanamayıp Ayşe’yi almış köyüne getirmiş. Ancak köyündekiler bunu hoş karşılamamış, tekrar babası evine göndermesi için bir yıl boyunca baskı yapmışlar. Baskılara dayanamayan Hüseyin Ayşe’yi trene bindirmiş Ankara’ya göndermiş. Ancak bu ona çok dokunmuş, bu acıya dayanamamış verem olmuş, bir zaman sonra da vefat etmiştir (22 Temmuz 1942).

Hüseyin badeli âşıktır. Bade içmesi şöyle olmuştur: “… Biraz büyüyüp 15-16 yaşlarına geldiğinde komşu köyleri Alakilise’ye kuzu çobanı verirler. Köy yakınında kırlarda kuzu güderken, bir sabahın erken saatlerinde güneş henüz doğmak üzereyken yakınında bir güzel kız, babasıyla kağnıya ekin yüklemektedir. Hüseyin kıza aniden vurulur, âşık olur. Aradan aylar geçer, Hüseyin kızı istetir, vermezler. Hüseyin buna çok üzülür. Kuzuyu da Alakilise’yi de bırakır kendi köyü Sarıkaya’ya döner. Köyün yakınındaki Evlik denen mağaraya girer, yatar uykuya dalar. Uykusunda yanına bir deve kervanı gelir. Kervancılardan üç delikanlı ellerinde tasla şarap içerler. Üçü de Hüseyin’e birer tas şarap verir. Hüseyin içer. Akrabaları neden sonra Hüseyin’i ararlar bu mağarada bulurlar. Hüseyin sersem gibidir, kimseyle konuşmaz. Sorarlar: ‘sana ne oldu?’ Hüseyin: ‘Ben dolu içtim.’ Der. Hüseyin’i eve götürürler. Hüseyin yine uyur kalır. Kendisine dolu sunan üç kervancı yine yanına gelir rüyasında. ‘Sen dolu içtiğini açıkladın, herkese yaydın.’ Derler ve verdikleri doluyu geri alırlar. Gençlerden üçüncüsü dolunun tastaki bulaşığını bırakır Hüseyin’e. Hüseyin zaman zaman ‘Bana bulaşığını bıraktılar. Eğer içtiğim o dolular bende kalsaydı, ben bir derya olurdum.’ dermiş.”

Hüseyin enstrüman olarak keman çalmıştır. Şiir tekniği ve irticali kuvvetlidir. Dili oldukça sade ve yapmacıktan uzaktır. Onlarca şiiri yazılmadığı için kaybolmuştur. Hatta çok şiiri de başka âşıklar tarafından sahiplenilmiştir. Âşık Yüzbaşıoğlu’nun saz ustasıdır. Alevî inancını dile getiren şiirlerinin yanı sıra aşk, tabiat ve sosyal konularında da şiirleri vardır. Bazı şiirleri TRT Repertuarında türkü olarak söylenmektedir.

Kaynakça : Fazıl Oyat, 20 Halk Şairi, İstanbul, 1948, s. 40-46. / Ali İhsan Tuncalı, Emlek Alevi Âşıkları, II. Baskı, Ankara, 2000, s. 128-156. / İbrahim Aslanoğlu, “Mihmanî”, Sivas Folkloru, S. 1, Nisan 1979, s. 18. / Hüseyin Gürsoy, “Âşık Hüseyin Gürsoy Hayatı-Kişiliği ve Eserleri”, I. Emlek Yöresi ve Çevresi Halk Ozanları Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1999, s. 216-223.

Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya


Eserlerinden bazıları:

Ne Haldeyim Ela Gözün Süzenler

Ne Haldeyim Ela Gözün Süzenler
N'olur Suna Boylum Gör Beni Beni
Eşinden Ayrılıp Yaslı Gezenler
Her Sabah Her Akşam Der Beni Beni
Yar Beni Beni, Uy Beni Beni, Vay Beni Beni

Konuşursan Sohbet Olam Dil Olam
Değmen Bana, Yana Yana Kül Olam
Sen Bir Bahçıvan Ol Ben De Gül Olam
Uzat Ağ Ellerin Der Beni Beni
Yar Beni Beni, Uy Beni Beni, Vay Beni Beni

İnsan Kısım Kısım, Yer Damar Damar
Kaşlar Lam Elif Yüz Şims-i Kamer
Güzelim Beline Olayım Kemer
Yakışır Sevdiğim, Sar Beni Beni
Yar Beni Beni, Uy Beni Beni, Vay Beni Beni

Gözüm Görmez Oldu Kanlı Yaşlardan
Hayal Meyal Yatamıyom Düşlerden
Sevdiğim, Üstüne Uçan Kuşlardan
Her Seher Vaktinde Sor Beni Beni
Yar Beni Beni, Uy Beni Beni, Vay Beni Beni

Der Hüseyin`im Üstadımı Bulayım
Değmen Bana, Yana Yana Öleyim
Sevdiğim Kapında Kölen Olayım
Müşterim Bulursan Ver Beni Beni
Yar Beni Beni, Uy Beni Beni, Vay Beni Beni


Başka

Nesini öğeyim size yaylanın
Ötüşür kuşları dilleri başka
Hem duası vardır orda Mevlâ’nın
Giyinmiş yeşili alları başka

Kevene karışık biter gülleri
Gayet sarp yerlere iner yolları
Yağmur yağar coşkun akar selleri
Hu çeker dereler selleri başka

Gayet sahralıdır yüksektir yeri
Temmuz sıcağında kalıyor karı
Ardıç koytağında* eğlenir arı
Durmaz dalak** yapar balları başka

Hüseyin yaylanın güzeldir huyu
Laleden uzundur sümbülün boyu
Ab-ı hayat gibi soğuktur suyu
İçeni mest eder gölleri başka


Kader Torbası
Kader torbasına elim uzattım
Tecelli kâğıdım karalı çıktı
Ömür defterine bir ol göz attım
Dertlerim içinden sıralı çıktı
 Aman dağlar oy canım dağlar oy
 Neden benim iki gözüm durmaz ağlar oy

Uğradığım pınar baştan kuruyor
Kader lamba yakmış beni arıyor
Kime iylik etsem bir taş vuruyor
Dostum düşman oldu ileri çıktı
 Bağlantı

Kader beni kaptan kaba aktardı
Koysa idi bu dert bana yeterdi
Evvel yaylamızda bülb ül öterdi
Şimdi başkuş kondu haralı çıktı
 Bağlantı

Hüseyin’im kader böyle ne yapsın
Böyle gelmiş gider böyle ne yapsın
Hasta can veriyor tabip ne yapsın
Ciğer parça parça yaralı çıktı
 Bağlantı


Yetiş
Adı güzel şevketli yâr hastayım
Ecel memurları gelmeden yetiş
Can veriyom ölüm döşeğindeyim
Azrail canımı almadan yetiş

Has(i)ret gözlerim yola bakmadan
Kefenim biçilip suyum akmadan
Ecel döşeğinde canım çıkmadan
Ömrümün çiçeği solmadan yetiş

Helâl et hakkını gel yanım’otur
Çenem bağlamaya bir yağlık* getir
Salacamdan sen tut mezara götür
Canlar cenazemi kılmadan yetiş

Komşularım yok ki kabrimi kaza
Yavrularım yok ki tabutum düze
Karanlık kabire on arşın beze
Sarmadan koymadan ölmeden yetiş

Âşıkların cenaze namazını
Güzel kılar güzel yumar gözünü
Ayrılık türküsün ölüm sazını
Günahkâr Hüseyin çalmadan yetiş
  Öldü
Baştan başa hükmederdi bir zaman
Davut oğlu Sultan Süleyman d’öldü
Omuz verip Kaf Dağı’nı kaldıran
Haz(i)ret-i Hamza pehlivan d’öldü

Firavn köşküne atlı giderdi
Doğudan Batı’ya hüküm ederdi
Bin deveyi bir akçaya güderdi
Veysel Karan gibi çoban da öldü

Kalsa dünya Muhammed’e kalırdı
Can satın alınsa Nemrut alırdı
Çıkmayan canlara derman olurdu
Hekimler hekimi Lokman da öldü

Hani n’oldu “Dünya benem” diyenler
Geldi geçti milyon altın sayanlar
Görünmüyor adam eti yiyenler
Koca devler ile Şahmeran d’öldü

Felek bir değirmen kurmuş öğütür
Şahları aldatır bizi aldatır
Güzellerin efendisi beyidir
Mısırlı Yusuf-ı Kenan da öldü

Türk ulusuna Latin harfi okutan
Düşmanları uzaklardan bakıtan
Saltanat köşkünü yıkıp dağıtan
Atatürk gibi kahraman da öldü

Şu görünen dünya canlarda birgün
Hep ölüp giderler onlar da birgün
Ya bu gün ya yarın günlerden birgün
Derler ki Hüseyin Görsoy da öldü


Yürüdü
Ben de şu âlemi seyran ederken
Baktım ki bir güzel çıktı yürüdü
Gönül defterini devran ederken
Sineme hançeri çaktı yürüdü

Kendi pek güzeldir yoktur menendi
Dedim feriştah mı gökten mi indi
Bir bakışta sinem odlara yandı
Ab-ı zülal gibi aktı yürüdü

Al yeşil giyinmiş kınalar yakmış
Ağ gerdana sarı liralar takmış
Sanırsın bu güzel Cennet’ten çıkmış
Gül ü reyhan gibi kuktu yürüdü

Hüseyin’im mail oldum bir cana
Dili baldır dişi benzer mercana
Tükettim ömrümü ben yana yana
Dünyayı başıma yıktı yürüdü


Yalan Söyler
Şu dünyaya geldim diyen
“Geldim” diyen yalan söyler
Baştan başa güldüm diyen
“Güldüm” diyen yalan söyler

Âşıklardan alır sözü
Ciğerimi yakar közü
Gökyüzündeki yıldızı
“Saydım” diyen yalan söyler

Hazayı gönül hazayı
Herkes de ister tazeyi
Ölmedik bir cenazeyi
“Yudum” diyen yalan söyler

Kalbi fesat umur olan
Cesedinde ağır olan
Anasından sağır olan
“Duydum” diyen yalan söyler

Aradım buldum ortayı
Yükü her yana bir tayı
Pişmedik çiy yumurtayı
“Soydum” diyen yalan söyler

Hüseyin’im boynun eğen
Ah edip bağrın döven
Allah gibi güzel seven
“Doydum” diyen yalan söyler


Geldi
Hak Muhammed Ali zuhur edende
On sekiz bin âlem nuruna geldi
Melekler Âdem’e secde edende
Secde kör şeytanın zoruna geldi

Evveli Muhammed ahiri Ali
Hasan ile Hüseyn bir dalın gülü
Adem Ata halk olmadan evveli
Fadime firdevsin şarına geldi

Hüseyin’im der ki bu böyle oldu
Müminin davası Mehdi’ye kaldı
Onlar şehit oldu murada erdi
Münkir cehennem’in nârına geldi

 
* koytak : rüzgârı olmayan kuytu yer
** dalak : petek

 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]