ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
       Aşık Said

Ağ Ellerin Sala Sala Gelen Yar 
Nasıl Getireyim Seni Ele Ben 
Ya Bir Şahin Olsam Sen Bir Balaban 
Taksam Kaynağıma Gitsem Çöle Ben 



Der Said'im Görür Zatı Zad İle
Aldırdım Yarimi Bir İspat İle 
Göksü Sülenbetli, Tosun At İle
Yar Terkimde Hep Gideyim Çöle Ben

   
Aşık Said 1251 (1835) yılında Kırşehir iline bağlı Toklumen Köyünde doğmuştur. Değirmenci Oğulları denen bir aileden gelmektedir.

Said, okuyup yazmayı önce köyün hocasından öğrenmiş, sonra 18 yaşlarında Kayseri'ye giderek iki buçuk yıl medrese öğrenimi görmüştür. 

Üç kez evlenmiş ve bir çok çocukları olmuştur. Bunlardan dördünün erkek, birinin kız olduğu kesindir. Ayrıca bir oğlu ile bir kızının olduğu da söylenmektedir. Adil ve İbrahim adlarındaki iki oğlu aynı günde ölmüş. Nuri adındaki oğlu 1290 (1874) deki büyük kıtlıkta keme (domalan) toplamak üzere Kızılırmak'ın karşı kıyısına geçerken sandalın devrilmesi sonucu boğularak ölmüştür. Şairin kendisinden sonra yaşayan tek oğlu, O'nun gibi bir halk şairi olan Aşık Seyfullah'dır. 

Haşim adındaki bir kardeşi Silifke'de mutasarrıflık yapmıştır. Aşık Said, Kızılırmak üzerinde kayıkçılık yapardı. Çiftçilikle de binicilik sevdiği uğraşlardı. Emmileri de kayıkçılık yapıyormuş, öyleyse bu uğraş onlardan gelmiş olmalı kendisine. O, bir taraftan kayıkçılık yaparken, bir taraftan da ülkenin bir çok il ve ilçelerini dolaşmış ve sazına oralardan da teller bağlamıştır. Dörtlüklerinde çok yerleri gezdiğini, <<Yedi iklim dört köşeyi>> dolandığını bildiriyorsa da, adlarını saymıyor. Görüşmelerimizden ve şiirlerinden çıkarabildiğimiz kadarıyla Ankara, İstanbul, Bursa, Eskişehir, Konya, Kayseri, Maraş, Antep, Adana, Mersin, Silifke, Tarsus, İzmir, Manisa, Haymana, Şereflikoçhisar, Aksaray, Keskin bunlardan bazılarıdır. Ayrıca Yemen'e de gitmiştir. Gezdiği yerlerde etkilenme derecesine göre şiirler yazmış, türküler, düzmüş.

Bölgedeki yaşlı ve konuya yakınlık duyan kişilerden Aşık hakkında edindiğimiz diğer bazı bilgilerin de buraya aktarılması uygun düşer sanırız. 

Bir görüşe göre dôrt, bir gôrüşe göre altı yıl askerlik yapmış Yemen'de. <<Yemen'e giderken>> başlıklı şiirinde, asker olarak Yemen'e gittiğini belirleyen bir açıklık yoksa da, bölgede askerlik hizmetini, Yemen'de yaptığını savunanlar az değildir. Nitekim askerden sevgilisine yolladığı <<Mektup>> adlı şiirindeki:

Leylayı yitirmiş Mecnuna döndüm
Yana yana ıssız çölü beklerim

mısraları askerliğini Yemen'de yaptığı şeklindeki görüşleri oldukça açıklığa kavuşturmakta, buna <<Yemen'e Giderken>> şiirindeki :

Yemen'den karalı haber geliyor
Nice yiğitler de hasret ölüyor

sözleri de eklendiğinde, askeriliği Yemen'de yaptığı büyük oranda doğruluk kazanıyor.

Türkü söylemeğe genç yaşında başlamış ve sözlerini sazının tellerine ustaca dökmesini becermiş. Bağlama çalmayı kendi kendine öğrendiğini, küçük yaşta başladığını söyleyenler çoğunlukta ise de, çocukluğunda komşu köylerden birinde ünlü bir saz erinin yaşadığını ve bu usta kişiden öğrenmiş olabileceğini ileri sürenlerde çıkmıştır. Bu kişilerin sözleri tahminden öte geçmediği gibi, isim ve yer de bildirmediklerinden ve hayli azınlıkta olduklarından Şair'in bağlamayı kendi kendine öğrendiği daha çok kesinlik kazanıyor.

Kırk beş yaşına kadar sazını ilhamlarının dili haline getiren Aşık, bu yaştan sonra çok sevdiği sazını bırakmıştır. Sazını erken bırakması iyi mi olmuştur, kötü mü bilemeyiz. Gerçek şu ki, Aşık Said bu gün bağlama tellerinden dökülen türküleriyle yaşayan ozanlardan biri. Türkülerinin çoğu, memleketi olan Kırşehir ve çevresinde hala yaşamaktadır. Derlenemediği için unutulanlar olsa bile. Ayriyeten incelemeler sırasında Kırşehir folklorundaki yerini ve önemli payını saptamış bulunuyoruz. Üstelik yaşadığı dönemde de türkülerinin yaygın ve tutulur olduğu tartışmasız söyleniyor.

Genel kanı Aşık Said'in yanık ve çok güzel olduğu, türkülerini içinden geldiğince okuduğu başladığını tamamlamadan geçmediği, dinleyenlerin ona uyarak sessizce ve zevkle havasına girdikleri biçimindedir. Görüşmelerimiz sırasında, bağlamayı ender bir ustalıkla çaldığını, bir söylediği parçayı uzun bir süre geçmeden bir daha söylemediğini öğreniyoruz. Bize verilen bilgiye göre, şu örnekler anlatılanları doğrular niteliktedir:

Bir düğünde davetliler arasında, zamanın önde gelen eski bir bağlama erbabı da bulunuyor. İlkin bu sanatçı alıyor tezeneyi ve yumuluyor sazın göğsüne ve tellerine. Çalıyor ve söylüyor. Dinleyenler mest oluyor, bir hayranlık rüzgarı esiyor oracıkta. Sonra sıra genç Aşık Said'e geliyor, hem çalıyor, hem söylüyor. Sesi ve sazı o kadar güzelmiş ki, kendisini ilk kez dinleyen ünlü kişi bağlamasını eline alarak ayağa kalkmış, övgüsünü damgalar gibi ortasından kırıvermiş herkesin önünde.

Gene bir gün, dört gelin kız su dolduruyor bir pınardan. Oradan geçmekte olan Said, bir söğüdün gövdesine yaslandıktan sonra, <<Ay Dost!...>> diye başlıyor çalıp çığırmaya, kızlar bu güzel, bu yanık, bu içten konser karşısında testilerini yere çalarak beğenilerini açığa vuruyorlar.

Bütün bu özelliklerinin normal gereği ise, Said'i zamanın aranan, beklenen kişisi yapmasıdır. Her taraftan sık sık ziyaretine gelenler olurmuş. Çoğunluk ise avcı arkadaşları. Yaşlı bir köylü hem kendi gördüklerine, hem de duyduklarına dayanarak şunları açıklıyordu bu konuda: Said'in deden kalma bir odası varmış. Çevre köylerden ve daha uzak yerlerden Said'i ziyarete gelenler eksik olmazmış. Gelenler dedesinin köy odasında ağırlanır, bazen sabahlara kadar yarenlik edilir, çalınır, söylenirmiş. Gelenler bu odada gecelerlermiş. Bundan da. anlaşılıyor ki Aşık'ın adı biliniyor ye söylüyordu dillerde: <<Said Avcı>> şiirinde bunu kendisi de açığa vuruyor:
<<Söylenir namımız halkın dilinde.>>

Said'in bir tutkusu da şahan. Ava çıktığında olduğu gibi, çıkmadığı zamanlarda da elinde, omzunda şahanla dolaşırmış. Aşik'ın şahana olan sevgi ve tutkusunu şiirlerinde de görüyor ve bize verilen bilginin gerçek olduğu sonucuna varıyoruz:

Yavru bazım konmuş kolun üstüne
Dökmüş saçlarını belin üstüne 
Şahinimi salmış idim yabana 
Mail oldum ben bir kaşı kemana

Ün eyledim yüce dağlar salından
Gözü kara bir balaban kuş ile
Elde bazım kalktım keklik avına
Yol alanda Ağızboz'un dağına

Bir şiirinde de şöyle duyurur kolundaki Şahini:

Davet olsam dost köyüne okunsam
Yavru şahinimi kolda götürsem.

Bu örnekler dışında, şahan, şahin, balaban, baz gibi adlarla bu kuşlara düşkünlüğünü belli eden satırlarına çokça rastlıyoruz.

Aşık Said'in, kadınlara olan eğilimi ayrı bir özelliği olarak çıkıyor karşımıza. Ne var ki bu noktadaki görüşler şehre ve köye göre değişiyor. Kırşehir'de kadınlara aşırı düşkünlüğün kanısı yaşarken, kendi köyünde, <<vardı, aşırı değildi>> şeklinde söyleyenlere rastlıyorduk. Gel gelelim şiirleri ve hayatına ait kısa bilgiler birinci görüşü daha bir haklı çıkarır nitelik taşıyor.

Gene köyünden edindiğimiz bilgiye göre dindar, namazını kaçırmayan, çok dürüst ve doğru bir karakter adamı imiş. Zaten bu ve benzeri özelliklerinin sosyal yanı olan bütün şiirlerinde, kuşkuya yer kalmayacak şekilde tam bir açıklıkla görebiliyoruz.

Evet ozanın yaşadığı dönemle ilgili bilgiler şimdilik bu kadarla bitiyor. Bitiyor ama, bir perde eksiğiyle ancak. Derken bir gün gelmiş, bağlamış Said'i hasta döşeğine. Ne var ki, elinden ve dilinden alamamış türküsünü, koşmasını, destanını. Söylemiş, yazmış hasta yatağında bile yaşlı Ozan. Hem de geleceğini kestiren bir adamın acı gerçeklerini yaşıyordu artık. Biraz yakınmalı, tersine minnetsiz ve üstelik korkusuz :

Yüklettin bahranı kaçarım diye
Kol kanat bağladın uçarım diye
Şu yalan dünyadan, göçerim diye
Kırdın kanadımı kolumu felek

Gözümden akıttım demü zarımı
Felek yaman aldın kolay yanımı
Vadem yetti ise gel al canımı
Sana minnet etmem bir canı felek

Şu yalan dünyada yolumuz büke
Çevirdim yönümü yalvardım hakka 
Giydirdin gömleğe istemez yaka
Yolumu yolsuza düşürdün felek

Hasta döşeğinde böyle yazan Aşık, ardından minnet etmediği canını da veriyor ve Toklumen'e gömülüyor. Yazık, fırsat buldukça gittiğimiz bölgede, hele Aşık'ın kendi köyünde yaptığımız soruşturmalarda mezarının yerini bilen kimse çıkmamıştır.

Öldüğünde 75 yaşındadır. Yıl 18 ikinci Kanun 1326 dır. (18 Ocak 1910) Yastığının altından kendi el yazısıyla yazılmış <<Son Türküsü>> de çıkmıştır:

Said bu rüyaya aldanama boşa
Götü azık bir gün gelecek başa
Senin günahların gökleri aşa
Sana baki değil bu Toklueğemen

Evet Toklumen ona da kalmamıştır. Zaten o da herkes gibi bu dünyada konuk olduğunu biliyor ve şöyle açıklıyordu önceden: 

Anamın rahminden yere düşmeden
Dokuz ay yaslandım handa misafir
Bu gün, geldim ise yarın giderim
Ben bir ulu kervan hana misafir

Gayri Aşık'ın da misafirliği de bitiyordu. Misafirliği bitmeyen ise onun sözleri, sazından kalan seslerdi. Bu gün var olan, yaşayan iki gerçek. 



Eserlerinden bazıları:

Yar İçin

Aman Ağ Ellerin Sala Sala Gelen Yar 
Nasıl Getireyim Seni Ele Ben 
Ya Bir Şahin Olsam Sen Bir Balaban 
Taksam Kaynağıma Gitsem Çöle Ben 

Şahinimi Salmış İdim Dumana 
Mail Oldum Ben Bir Kaşı Kemana 
Sevdim İse Yarim Sevdim Kime Ne 
Ne Etmişsim Şu Dolaşan Ele Ben 

Koyunları Kuzu İle Karışık 
Yüze Küskün Ama Kalbi Barışık 
Siyah Perçemi De Zülfü Dolaşık 
Yeni Düştüm Düzen Tutmaz Tele Ben

Der Said'im Görür Zatı Zad İle
Aldırdım Yarimi Bir İspat İle 
Göksü Sülenbetli, Tosun At İle
Yar Terkimde Hep Gideyim Çöle Ben



Emine

Tor Şahin Misali Eydirip Bakma 
Artar Bülbül Gibi Zarı Gözlerin 
Cemalin Şevkine Cihanı Yakma
Yaktı Bu Cihanı Nara Gözlerin

Kaşların Katlime Ferman Yazdırır 
Aşıkları Diyar Diyar Gezdirir 
Lokman Bekim Gelse Yaram Azdırır 
Nedir Bu Derdime Çare Gözlerin

Dökülmüş Ruyüne Tel Gibi Saçlar 
Kiprikler Sineme Tel Gibi İşler
Mah Cemal Üstünde Ol Keman Kaşlar 
Yakıyor Canımı Kara Gözlerin

Cemalin Görenler Hep Mecnun Gider 
Seni Seven Yiğit Dünyayı Nider 
Azrail Misali Ban Harap Eder 
Kasdeyler Canıma Kara Gözlerin

Pek Densiz Sallanma Sen De Bulursun 
Dünya Baki Değil Sen De Ölürsün 
Etme Bu Cefayı Kanlım Olursun
Deli Etti Beni Kara Gözlerin 

Said'im Düşmüşsün Ah İle Zare 
Beni Mecnun Eden Bir Gözü Kare 
Aradım Derdime Bulunmaz Çare 
Anca Bu Derdime Çare Gözlerin



Kerem Eyle

Eylen Güzel Eylen Haber Alayım 
Bir Suvalim Vardır Dur Kerem Eyle 
Seni Dertlerime Derman Dediler 
Bu Kadar Hizmetim Gör Kerem Eyle

Bir Yenilmez Sevda Var İdi Bende 
Ciğer Yarasıdır Onmaz Teninde 
Dediler Derdimin; Dermanı Sende 
Etme Bu Cefayı Yar Kerem Eyle

Suna Boylum <<Heye>> Demez Sözüme 
Kaldırıp Başını Bakmaz Yüzüme 
Muhabette Oturuncu Dizime 
Kolların Boynuma Sar Kerem Eyle

Kara Gözlüm Gel Ağlatma Boşuna 
Merhamet Kıl Gözlerimin Yaşına 
Ben Ölünce Mezarımın Başına 
Ağlayı Ağlayı Var Kerem Eyle

Said'im Çekersin Daima Elem, 
Mümkün Mü Yar İle Murada Erem 
Gitmeyem Hasretlik Yüzünü Görem 
Gelipte Halimden Sor Kerem Eyle



Eşi İçin

Nasıl Vasfedeyim Bir Danem Seni 
Rumeli Bosnayı Değer Gözlerin 
Emsalin Yok Senin Yalan Dünyada
Karsı Akıskayı Değer Gözlerin

Unutmuş Kalmışım Erzurum Vanı
Koca Sivas İle Tekirdağını
Ne Var Ankara Da Kayseri Seni 
Samsunu Yozgadı Değer Gözlerin

Kimsede Görmedim Sendeki Nazı 
Tunusu Trablusu Mısır Hicazı 
Yemeni San'ayı Acem Şirazı
Belhi Buharayı Değer Gözlerin

Evvelden Bilirim Ben Seni Maraş 
Selamına Dursun Hint İle Habeş
Bağdadı Basrayı Versem Başabaş
Halebi Antebi Değer Gözlerin

Aşık Sait Seni Eyledi Meti
Yanaktan Bir Puse Kula Himmeti
Yüz Bin Sarraf Gelse Bilmez Kıymeti
Büsbütün Dünyaya Değer Gözlerin



Ne Güzel Uymuş

Şu Kendi Kendime Bir Fikreyledim
Mor Dağlara Duman Ne Güzel Uymuş 
Sığındım Mevlama Çok Sükreyledim 
Müslümana İman Ne Güzel Uymuş

Düğünde Bayramda Ederler Zinet
İslamın Boynuna Farz İle Sünnet
Kafire Cehennem Mümine Cennet 
Kör Şeytana Nalet En Güzel Uymuş

Müminler Camiye Sererler Halı
Ben Deli Değilim Sen Ettin Deli 
Allahın Arslanı Hazreti Ali
Eline Zülfikar Ne Güzel Uymuş

Said'im Der Küffar Tapar İsaya 
Amel Getirirler Eğri Asaya
İncil İsa İçin Tevrat Musaya 
Kur'an Muhammed'e Ne Güzel Uymuş








  Kırşehir Türküsü 

Çıktım Yükseğine Seyran Eyledim,
Al Yeşil Bahçeli Kaman Görünür.
Firkat Geldi, Ah Eyledim, Ağladım.
Kılıçözü Çayır Çimen Görünür. 

Biter Kırşehir'in Gülleri Biter,
Çırpınır Dalında Bülbüller Öter,
Çok Olur Güzeli Hep Yeni Biter,
Kaşının Üstünde Keman Görünür,

Gün Be Gün Artırdım Ah İle Zarı,
Elinden Alırdım Gül Yüzlü Yarı,
Arzum Sende Kaldı Koca Kayseri,
Erciyas Başında Duman Görünür. 

Said'im Çekersin Her Zaman Keder
Gurbetlik Daima Benimle Gider,
Bu Aşkın Elinden Çektiğim Yeter,
Sevdiğim Yılların Yaman Görünür.



Yeğ İmiş

Kulak Verdim Dört Köşeyi Dinledim
Ardım Sıra Gıybet Eden Çoğumuş 
Çok Yaşayıp Kötü Günü Görmeden 
Az Yaşayıp Bir Dem Sürmek Yeğ İmiş

Çadır Kurup Sahralara Konardım
Hünkar Sofrasında Elim Sunardım
Kargı Alıp Tosun Ata Binerdim
Anın Dahi, Bir Faydası Yoğumuş 

Nazar Kıldım Her Tarafa Köşeye
İltimas Çok Ağa İle Paşaya
Var Mı Bu Dünyada Ebed Yaşayan
Yolu Çıkmaz Bir Yücecik Dağ İmiş

Der Aşık Said'im Üfülür Surler
Hallaç Mansur Gibi Atılır Yerler
Yer Yüzünde Kalmaz Bir Tane Erler
Diyen Olmaz Adam Sağ İmiş



Sürmeli Değil

Ilgıt Ilgıt Esen Seher Yelleri
Yar Gelip Geçtikçe Değmeli Değil
Ak Elleri Boğum Boğum Kınalı
Ah Neyleyim Gözler Sürmeli Değil

Doldurmuş Helkeyi Ben Deyip Gider 
Açmış Ak Göksünü Yel Dövüp Gider 
Ela Göze Sürme Çekmiş Çevreder
Mahellenden Bir Yar Sevmeli Değil

Ben Bu Derelerde Konup Göçmedim 
Aşkın Badesinden Dolup İçmedim 
Fırsat Elde İken Alıp Kaçmadım
Öldürmeli Beni Dövmeli Değil

Bizim İlde Ak Sayayı, Giymezler
Giyip Giyip Ak Topuğu Dövmezler
Sen Güzelsin Ben Said'e Vermezler
Düşüp Kız Sevdana Yelmeli Değil



Dünya Boş İmiş

Feryad Edip Hiç Bir Dala Konmadan
Gönül Havadaki Dönen Kuş İmiş 
Gam İle Mihneti Mesken Edindim 
Bir Bakarsan Yalan Dünya Boş İmiş

Seher Vakti Bülbüllerim Ötmedi
Çok Rica Eyledim Sözüm Tutmadı 
Bir Vakit Hoş Günüm Devran Etmedi
Kahpe Felek Kara Bağrım Taş İmiş

Allı Turnam Ayrılmazdı Katerden 
Bahanam Yok Ayrılamam Kaderden 
Dünyaya Bakmadan Gamü Kederden 
Benim Başım Ne Belalı Baş İmiş

Seher Vakti Bülbül Başlar Figana
Hele Bir Nazar Kıl Fani Cihana
Nice Canlar Geldi Geçti Bu Hana 
Güvenmeyin Dostlar Dünya Düş İmiş

Said'im Çekiyor Gam İle Keder 
Hakka Aşık Olan Dünyayı Nider 
Misafirhanedir Gelenler Gider
Yeni Bildim Yalan Dünya Boş İmiş



Hasta Döşeğinde

Gülmedim Dünyaya Geldim Geleli
Akıttın Gözümün Yaşını Felek 
Evvelden Onmayan Şimdi Onar Mı 
Attın Tünden Tüne Aşımı Felek

Yüklettim Barhcanı Göçerim Diye 
Kol Kanat Bağladın, Uçarım Diye 
Şu Yalan Dünyadan Göçerim Diye
Kırdın Kanadımı Kolumu Felek

Gözümden Akıttın Demü Zarımı
Felek Yaman Aldın Kolay Yanımı
Vadem Yetti İse Gel Al Canımı
Sana Minnet, Etmem Bir Canı Felek

Şu Yalan Dünyada Yolumuz Büke 
Çevirdim Yönümü Yalvardım Hak'ka
Giydirdin Gömleği İstemez Yaka 
Yolumu Yolsuza Düşürdün Felek

Der Aşık Said'im Okuyan Yazar 
Yazdığım Yazıyı Yaradan Bozar
Ellerin Sevdiği Salınıp Gezer 
Hemen Bana Mıdır Bu Zulmün Felek



Son Türküsü

Tüter Cehennemin Dumanı Tüter
Acep Mevla Bana Gazap Mı Eder
Cümle Halk Yüzleri Üstüne Yatar 
Haykırır Ün Verir Ateşi Suzan

Mevlam Kullarına İnsin Rahmetin 
Çektirmesin Cehennemin Zahmetin 
Hep Bağışlar Habibine Ümmetin
Eder Kullarına Bin Türlü İhsan

Said Bu Rüyaya Aldanma Boşa 
Götür Azık Bir Gün Gelecek Başa 
Senin Günahların Gökleri Aşa
Sana Baki Değil Bu Tokluğemen


Cahit OBRUK


 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]