ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
        Aşık Veli
    
  
Mecnunum Leyla'mı Gördüm
   Bir Kerece Bakdı Geçti
   Ne Sordu Ne De Söyledi
   Kaşlarını Yıktı Geçti



          



Veli'm Eydür Ne Hikmet İş
Uyumadım Ki Görem Bir Düş
Zülfünü Kement Eylemiş
Boğazıma Taktı Geçti

     Aşık Veli, Şarkışla ilçesinin Ağacakışla bucağına bağlı İğdecik Köyünde doğdu. Babasının adı Hüseyin, annesinin ki Kamer'dir.

Bugün hayatta olan torunları, soylarının Horasan'dan geldiğini ve Malatya'nın Hekimhan ilçesine yerleştiğini söylüyorlar. Arkasından da diyorlar ki : "Yerleşmişler ama; orasını pek beğenmemişler. Zoraki birkaç yıl oturmuşlar. Sonra kalkıp Şarkışla'ya gelmiş ve İğdecik Köyünü kendilerine yurt edinmişler."

Veli'nin hem annesi hem de babası şairdi. Her ikisi de okuma yazma bilmedikleri için deyişlerini* bir deftere, geçiremediler. Aslında, köyde bu işi yapabilecek bir kişi de yoktu. Onun için ölümleri ile birlikte sözleri de unutulup gitti. Belki babasını birkaç deyişi cönk ve mecmualara geçmiş olabilir. Fakat bir nokta gözden uzak tutulmamalı : O çağda Sivas muhitinde Hüseyin adında o kadar çok aşık vardı ki, hangi deyiş, hangi Hüseyin'in? Tespiti imkansız bir şey...

Annesine gelince, bugüne kadar incelediğim cönk ve mecmualarda Kamer adında bir şaire rastlamadım. 

Çocukluğu :
Aşık Veli, 1853 yılında öldüğü vakit 60 yaşını aşkın olduğu söyleniyor: Buna göre doğumunun XVIII. yüzyılın sonlarında olduğu anlaşılmaktadır. Şimdilik kesin bir rakam vermeğe imkan yok.

10 yaşında iken annesini, çok geçmeden de babasını kaybetti. Onların sağlığında üç-beş parça tarlaları vardı. Ölümlerinden sonra hepsi, çeşitli bahanelerle kapanın elinde kaldı. Kurtarmak için hangi dala yapıştıysa eli boşa çıktı. Köy yerinde malı mülkü, sığırı davarı olmayan kimsesiz bir çocuk ne yapar? Ancak şunun bunun yanında çobanlık. O da aynı yola gitmekten başka çare göremedi. Ağaların emrinde aylarca ve yıllarca şu dağ senin, bu tepe benim deyip, dolaştı durdu. Bulduysa yedi, bulamadıysa çekti sırtına abasını, koydu başını bir çul yığının üzerine.

Vaktiyle bir aşığa yarı şaka, yarı ciddi, <<Bu çevrede neden çok şair yetişiyor? Havasından mı, yoksa, suyundan mı?>> diye sormuştum. Acı acı güldü...<<Yoksulluktan, çaresizlikten, dedi. En kötüsü de dertten. Efendi, insanı dert söyletir, dert... Sen hiç hali vakti yerinde, zengin bir kimsenin aşıklık yaptığını duydun mu?>> 

Galiba geçerli tek sebep bu!

Hele bu şartlar bir insanda tümüyle mevcutsa, yoksul bir anne ve babadan geriye kalan tek miras aşıklıksa, o insan söylemez de ne yapar? Köylülerin çoğu <<O işe daha elinin önünün arkasını tanımadan başlamış>> dediler.

İlk aşkı:
Öteden beri, Yozgat'ın Muğallı Köyü Türkmenleri yaylak için İğdecik civarlarına gelirdi. Veli bir ara onlara da çoban durdu. Bakımları ve yardımlarını beğenmiş olacak ki, tam yedi sene hizmet etti. O yıllarda başından bir de gönül macerası geçti. Belki de yanlarında uzun süre bu meseleden dolayı kaldı.

Ağasının Telli adında bir kızı vardı. Onunla iki kardeş gibi büyüdüler. Ne zamanki kız serpilip de zülüf düzmeğe başlayınca Veli'nin durumu değişti. İçinde çeşidi belirsiz duygular depreşmeğe başladı, önceleri kızın haberi yoktu. Sonra sezer gibi olduysa da pek umursamadı. O mevzuda ne yakınlık gösterdi, ne de çekingen davrandı. Arkadaşlıkları gene eskisi gibi sürdü gitti. Ama Veli, fazla sabredemedi. Bir bekledi, iki bekledi, en sonunda duygularını açığa vurdu :

Ama dilber çok iş bilir ustasın
Melül mahzun gezen bilmem hastasın
Sinem püte ettin mekan istersin
Muhkem imiş alamadım kal'an yar 

Kızın annesi ve babası vaziyeti neden sonradan anladılar. Fakat üzerine aldığı üzerine aldığı bir vazifeyi kusursuz yerine getiren Veli'yi bu mevzuda incitmek istemediler. Tek çıkar yolun, kızlarını kendi seviyelerinde ki bir kişi ile evlendirmek olacağına karar verdiler. Çok düşünmedilerde. Muğallı'lı bir genç uzun zamandan beri kapılarını aşındırıp duruyordu. Ona <<peki>> deyip işin içinden çıktılar.

Veli, Telli Kız'ın başkasıyla evleneceğine bir türlü inanamadı. Daha doğrusu inanmak istemedi. Ne zaman ki göçünü kendi eliyle yükleyip onu yola vurunca, acı gerçeği kabul etmek zorunda kaldı:

Hel hel ettim Mağara'dan uçurdum
Telli Kız'ın gitti derler bu yola
Elim ile evlerini göçürdüm
Telli Kız'ın gitti derler bu yola

Kemter'e Çırak Oluşu:
Veli kabiliyetli bir gençti. Telli Kız'ı yolcu ettikten sonra söylediği deyişleri ağızdan ağıza yayılmaya başladı. Taa Şarkışla'nın Kale köyünde oturan Aşık Kemter'in kulağına kadar gitti. Kemter bu genci bayağı merak etti.Bir gün yanına ısmarladı. Onu ilk görüşte sevdi. Yanından ayırmak istemedi. Dizinin dibine oturtup aşıklığın bütün kurallarını ve törelerini öğretti. Birlikte söylediler, birlikte çığırdılar.

Aylar, yıllar derken, bu mutluluk da çabucak geldi, geçti. Kemter 1818 yılında vefat etti. Usta demek, bir bakıma baba yarısı demekti. Onun kaybı Veli'yi çok sarstı. Kime ne desin? Feleğe kahretmekten başka elinden ne gelir ki?..

Şu yalan dünyada bir üstat buldum
Beni bırakmadın işime felek
Şakirt olan şaşkın olur dem be dem 
Ne okursun bilmem guşuma felek 
...................
Sene bin ikiyüz otuzda dörtte
Yükletti göçünü döşüme felek 

Hacı Bektaş Tekkesi'ni Ziyaret:
Veli, ustası Kemter'i bir türlü unutamadı. Nereye gitse hep onu anlattı, hep onun büyüklüğünü, insanlığını ve kendisine yaptığı iyilikleri dile getirdi. Komşuları baktılar ki böyle olmayacak, << Veli, dediler; tebdil-i mekanda ferahlık vardır. Buralardan biraz uzaklaşsan iyi olur. Biliyoruz, sen de her Bektaşi gibi pirine ve ocağına bağlısın. İstersen Hacı Bektaş'a kadar git. Hem efendimizin hayır duasını alırsın, hem de rahatlarsın biraz.>>

O da zaten çoktan beri böyle bir şeyi arzu ediyor, fakat imkan bulamıyordu. Bir gün ne olursa olsun, deyip yola çıktı. Tokat ve Çorum üzerinden Hacı Bektaş'a gitti. İçinden, derdimi, gamamı unuturum, diye geçiriyordu. Ama <<dertsiz baş, minnetsiz aş >> dünyanın neresinde var ki? O sırada Çelebi Hamdullah Efendinin bir oğlu vefat etmiş, herkes yasını tutuyordu. Çelebi'nin ise ağzını bıçak açmıyordu. Veli baktı ki, yarasına merhem umduğu tabip kendisinden de hasta. Kimin kime yardım edeceği belli değil. Düşündü de dedi ki:

Derde tabi oldum derman aradım
Vardım ki tabibin derdi benden çok
Her derdin dermanı sendedir bildim
Ne hikmet ki senin derdin binden çok

Hak böyle buyurmuş bina kurunca
Ağlamayı gülmeye eş verince
Tabipler tabibi dertli olunca
Besbelli ki şu dünya da dertsiz yok 

Bu deyişi sessizce dinleyen Hamdullah Efendi, adeta mırıldanarak söylendi: <<Efendimiz, dedi; Hüseyin o kadar acıya dayandı da, sen bir evlat acısına dayanamıyor musun? >> Çelebi bu sefer önüne baktı. Baş parmağını dudaklarına dayayıp, gözlerini yumdu : <<Sus artık, sus... Sen beni aşikare verdin...>>

Sustular ve bir daha bu mevzuu açmadılar.
Veli orada epeyce kaldı. Hamdullah Efendi'yi daha çok sevdi ve her geçen gün ona saygısı bir kat daha arttı.

Ölümü:
Tozanlı tarafından gelirken Yıldızeli'nin Davlıalağan köyünün Sancılıçam mevkiinde fırtınaya tutuldu. Bir an önce köye ulaşmak amacıyla atını mahmuzladı. At hızlı ilerliyordu. Bir çamın altından geçtiği sırada, aşağıya doğru sarkan dallardan korunmak için öne doğru iyice eğilmek zorunda kaldı. At birdenbire yekinince eyerle dal arasında sıkıştı ve eyerin kaşı göğsüne saplandı. O vaziyette köy kadar gitti. Konu komşu tedaviye çalıştılarsa da, yaptıklarından ne olacak. Ancak bir hafta yaşayabildi. Kabristana gömüldü. Öldüğü vakit yaşı altmışı geçiyordu.

Mezarını gördüm. Baş taşında yeni harflerle <<Türk şairi Aşık Veli 1279>> yazılı. Her haliyle sonradan yazıldığı belli.


*Aşık Veysel şiir demez "deyiş" derdi. Hatta kitaplarından birinin adı da "Deyişler" dir. İrticali şiir söyleyen aşıkların eserlerine bundan daha iyi bir karşılık bulunamaz. Bu sebeple bende aynı kelimeyi benimsemekte bir mahzur bulmadım.   

Aşık Veli : hayatı, kişiliği, deyişleri-İbrahim Aslanoğlu
Kültür Bakanlığı M.F.D. yayınları - Ankara 1984 


Eserlerinden bazıları:

1
Mecnunum Leyla'mı Gördüm
Bir Kerece Bakdı Geçti
Ne Sordu Ne De Söyledi
Kaşlarını Yıktı Geçti

Soramadım Bir Çift Sözü
Ay Mıydı Gün Müydü Yüzü
Sandım Ki Zühre Yıldızı
Şavkı Beni Yaktı Geçti

Ateşinden Duramadım
Ben Bu Sırra Eremedim
Seher Vakti Göremedim
Yıldız Gibi Aktı Geçti

Bilmem Hangi Burç Yıldızı
Bu Dertler Yareler Bizi
Gamze Okun Bazı Bazı
Yar Sineme Çaktı Geçti

Veli'm Eydür Ne Hikmet İş
Uyumadım Ki Görem Bir Düş
Zülfünü Kement Eylemiş
Boğazıma Taktı Geçti


2
Horasan ilinden Anadolu'ya
Islahata geldi Pir Hasan Dedem
Seyreyle didemden akan selini 
Islahata geldi Pir Hasan Dedem

Peşinden ordusu gayet fırkatlı 
Taçları yeşildir dilleri tatlı
Böyle er görmedim gayet heybetli 
Islahata geldi Pir Hasan Dedem

Haydarı Berek'e bekçidir koydu 
Necef denizinden kılıçın aldı 
Tahta kılıç ile çok kafir kırdı 
Islahata geldi Pir Hasan Dedem

Ol Berek dağında Haydar seslenir 
Varan deli akıllanır uslanır
Tahta kılıç kılıfında paslanır 
İslaha geldi Pir Hasan Dedem

Aksede üstünde gördüğüm böyle 
Gül yüzlü efendim gördüğün söyle 
Pir Otman Baba'ya bir niyaz eyle 
Islahata geldi Pir Hasan Dedem

Velim der ki şüphesiz Ali
Bir ismi Hasandır, bir ismi Ali 
Niyaz et Allahın sevgili kulu 
Islahata geldi Pir Hasan Dede
  3
Dost dost diye hayaline yeldiğim
Dost ise ayırmış özünü benden
Çatık kaşı, benlerini saydığım
Çevirmiş nicedir yüzünü benden 

Hani dost uğruna can baş verenler
Hasbeten söylesin gözle görenler
Şimdi bizden yüz çevirdi yarenler
Evvel sekizmezdi gözünü benden

Gözüm yaşı dömer m'ola sellere
Bu ayrılık har düşürür güllere
Evvel aşna idim her bir hallere
Şimdi sakınıyor sözünü benden

Sadık gerek dost yoluna soyuna
Gönül kail Hak'tan gelen oyuna
Besbelli ki oynayamam yayına
Anınçün kaldırmış nazını benden

Her sabah naz ile gelip geçerken
Doldurup da al badeler içerken
Veli'm eyder ak göğsünü açarken
Şimdi nikaplamış yüzünü benden


4
Pek çok arzuladım varayım dedim 
Varamadım gül yüzlü yar küstün mü? 
Haki payına yüzler süreyim dedim 
Süremedim gül yüzlü yar küstün mü?

On beş yıl yaklaştı olmadı çare 
Erenler terkim kılmadı zara
Fazlı gibi kendi kendim hançere 
Vurmadım gül yüzlü yar küstün mü?

Sıra ister Beytullah'm yolları
Onun yolu zordur yokuş belleri
Al yanakta al kırmızı gülleri 
Deremedim gül yüzlü yar küstün mü?

Aşık oldum Ehlibeyt'in nuruna
Amasya'da yatan gerçek pirime 
Elim bağlı belim bağlı darına
Duramadım gül yüzlü yar küstün mil?

Eşiğine süremedim yüzleri
Gözüme tütüyordur ayak izleri
Dili şeker ezer şirin sözleri 
Eremedim gül yüzlü yar küstün mü?

Velim eyder işim ahızar idi
Bizi bu sevdaya salan yar idi 
Danışmaya çok müşkülüm var idi 
Soramadım gül yüzlü yar küstün mü?



 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]