ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
     HEKİMHANLI ESİRİ

 
           Esiri'nin asıl adı Mehmet'tir. Babası Kasım Ağa Hekimhan'ın Hasançelebi bucağına bağlı Basak köyü halkından olup XVIII. yüzyılda yörenin en ünlü aşıklarından biri olarak bilinen Baboğ Dede'nin dördüncü oğludur. Kasım Ağa, Baboğ Dede'nin vefatından sonra kardeşlerinden ayrılarak Basak köyü yakınlarında bulunan Güvenç köyüne yerleşmiştir.

Mehmet (Esiri) 1259 (miladi 1843)'da ailenin üçüncü çocuğu olarak Güvenç köyünde dünyaya gelmiştir. Köyde okuma yazma öğrenip günlerini çobanlık yaparak geçiren Mehmet, dedesi Aşık Baboğ gibi iyi saz çalar, usta malı şiirlerin yanında kendi deyişlerini de söylemeye başlayarak yakın çevresinde Aşık Mehmet olarak adını duyurur.

Bir şiirinde :

                  ''Pir elinden dolu içip mest oldum 
                   Aldım sattım her kıymetten üst oldum
                   Mürşit meydanında kemerbest oldum
                   Yüzümde yedi hat ağlara düştü''  

diyen Esiri , badeli aşıklardan olduğunu belirtir. Yine bir şiirinde:

''Gönül kuşu ulağına gelince  
Aşıklar mest olur bade dolunca  
Kaşların yayına nazar kılınca  
Dedim Hak'tan ola yardım erenler''  

deyişinde, bir şiirinde :

''Erenler yaktı çıramız

Çok şükür rüşan olduk

Aşıklıkta bu töremiz

İçtik bade sultan olduk''  

biçimindeki söyleyişinde ve:

"Aşık olmayınca bade içilmez

Okuyup yazmasan mana seçilmez

Har biten yerlerde gülşen açılmaz

Bülbüle bu nale efgan elverir''

biçimindeki söyleyişlerinden badeli aşıklardan olduğu anlaşılmaktadır.

           Aşık Mehmet 20 yaşına geldiği zaman artık kabuğuna sığmaz olur ve bir gün kardeşlerine "Benim özümde muhabbet coş eyledi. Ben Hacı Bektaş'ta Feyzullah Çelebi'yi ziyarete  gideceğim" diyerek köyünü terk edip  Hacı Bektaş'a gider. Feyzullah Çelebi'den manevi himmet alarak aşıklığını beyan eder. Aşığın sazını ve sözünü dinleyen Feyzullah Çelebi "Söyle Esiri'm sakla sırrımı" deyince  artık şiirlerinde Esiri mahlasını kullanmaya başlar.

Güvenç köyünde evlenen Esiri , ileri yaşına rağmen köyünü terk ederek çocuklarıyla yine Hekimhan 'ın merkez köylerinden Çulhalı köyüne yerleşir. 1329 (miladi 1913) yılında 70 yaşındayken Çulhalı köyünde vefat eden Esiri, bu köyde defnedilmiştir.

Esiri'nin şiirlerinin toplandığı iki büyük defter mevcuttur. Bunlardan biri Hamza adlı torununda kalmış, diğeri de 1952 yılında Malatya ili Yazıhan ilçesi Karaca köyünden Abdurrahman Ünlüer tarafından alınıp Ankara'da Avukat Cemal Özbey'e verilmiştir. Cemal Özbey tarafından uzun yıllar saklanan bu defter Cemal Özbey'in vefatından kısa bir süre önce 1993'te Malatya 'ya gelişinde bizzat kendisi ''yaşlandım ve rahatsızım. Bu şiirleri değerlendiremedim. Bunların kıymetini ancak siz bilirsiniz'' diyerek bana vermiştir. Halen bende olan bu defterde 250 şiir bulunmaktadır. Hekimhan ve çevresinde yaptığımız araştırmalar sonucu elimizdeki şiir sayısı 270'e ulaşmıştır. Şiirlerinin bu kadar olmadığı, sayının daha da artabileceği kanısındayız.

Cemal Özbey'e Yazıhan'ın Karaca köyünden 4.2.1956'da yazılan ve Özbey tarafından fotokopisi bana verilen bir mektupla yine Cemal Özbey'e yazılan isim yerinde bir imza bulunan tarihsiz bir mektupta belirtildiğine göre Esiri hayatında 17 defa Hacı Bektaş'a gitmiş olup dergahtan ilgisini hiç kesmemiştir. Yine aynı mektuplardaki ifadelere göre Esiri uzun boylu, kumral, ince uzun sakallı, uzun bıyıklı bir zattır.

Bilindiği gibi Hacı Bektaş dergahı dönemin bir eğitim kurumu niteliğindedir. Ham gelen, hizmeti ölçüsünde pişmiş döner. Hacı Bektaş'a gelen Esiri dini tasavvufi ve manevi kültürünün yanı sıra ilmini de bir hayli artırmış ve divan-gazel gibi türlerde aruz ölçüsü ile olgun şiirler yazabilecek duruma gelmiştir.

Bir şiirinde:

                    "Batıl dava kılmam birdir pazarım
                     Anın için böyle sermest gezerim
                     Üç huruftan dört kitabı yazarım
                     Okudum defteri divana geldim

deyişinde bu durumunu dile getiren Esiri'nin aynı şiirde  

"Gel Esiri; oku dercet bu dersi

İsm-i azam budur ayet-i kürsi

Ne Süryani ne Arabi ne Farsi
Aşka düşüp Türk; lisana geldim"  

deyişi öz be öz Anadolu Türkü olan aşığın Türkçe'ye olan sevgisinin bir ifadesidir.

Bazı şiirlerinde sosyal konuları da dile getirip gelecek kuşaklara dizelerini tarihi birer belge gibi aktarmıştır. 23 dörtlükten oluşan "Ağ Yeli'' isimli destanında:

"Hep takavüt oldu dağların kışı
Ömürde görmedik böylesi kışı

Ne bir çalı kaldı ne bir taş başı

Kerem edip ihsan eyle ağ yeli

Sene bin iki yüz doksan bir tarih

Hem dasıtan olsun hem bir tavarih

Ne şiddetten gayrı candan bi zarih
Kerem edip ihsan eyle ağ yeli''

biçimindeki söyleyişi ile miladi 1875'teki büyük kışı çarpıcı dizelerle anlatılan aşığın şiirlerinden engin bir kültüre sahip olduğu sezilmektedir.

 

DELİSİYİM

Bir sadık yar gördüm dalgam taşırdı  
Kınaman gaziler dem delisiyim
Alıp aklım beni derde düşürdü
Aktı didem yaşı nem delisiyim

Sevdaya düşürdüm sevdasız seri
Beni Mecnun etti hubların biri 
Hakikatta dört kapının haberi
Dediler lem Ali zem delisiyim

Sensin var eyleyip veren nasibim 
Yürekte yaraya merhem talibim 
Medet mürvet güneş yüzlü habibim 
Seni görmeyeli gam delisiyim

Nazar eyle şu bülbülün ötüşün
Kahpe felek niçe yıkmış örüşün
Eğer sorarsanız benzim sarışın 
Mihrican dokunmuş sam delisiyim

Gel Esiri bi-bakayı yaptırma  
Bu fena dünyaya gönül kaptırma 
Doğru yürü Hak ırakı saptırma 
Yürektedir yaram em delisiyim  

 

DOSTUM

Seni reftarına intizar iken  
Yad ellere karşı salınma dostum
On sekiz bin alem aşikar iken 
Gizleyip sırrını bilinme dostum

Beni çektin gami hicran dağına 
Gönül arzu çeker yeğli yeğine
Rast geldim güzellerin çağına 
Oyunbazsın desem alınma dostum

Kul edip özünü pazarda sattın
Necef deryasına Zülfikar kattın 
Ezelden benimle ahd aman ettin 
Olur olmaz yerde bulunma dostum

Kan ederim kalbi rakip bakarsa 
Acepleme fırak beni yakarsa
Mürg ü hasret sineme el takarsa
Güç olur sensiz ben olunma dostum

Esiri'yi çaker etsen kapında
Arzum kaldı dergahında tapunda
Noksan yoktur hiç yaptığın yapında 
Aşkile malamat gülünme dostum

 

VAH BENİ

Yalvardım Mevla'ya geçmedi dilek  
Aldı zapteyledi bu dert vah beni
Erenler de merdan yayın açmadı
Kabdan kaba soktu bu dert vah beni

Yalvardım Mevla'ya olmadı çare  
Yanıyor yüreğim kaynaşır yara
Ezelden yazılmış kanunu tura
Bölük bölük böldü bu dert vah beni

Kerbela'ya yolladım bir yavru emlik
Eylen dedim eylenmedi bir demlik
Dedim mahbup ne gördün benden kemlik Dedi kurban için ister hah beni

Esiri gel dinle emri hüdayı
Küş eyle gel Kerbela'yı nidayı
Sene seksen yedi Muharrem ayı
Bu hizmete layık gördü Hak beni  

 

PARELENDİMİ  
(Sarı Turnam)

Fırgatlı fırgatlı ne inilersin
Sarı turnam sinen parelendi mi
Niçin el değmeden sen inilersin
Sarı turnam sinen parelendi mi

Sazım sana yad düzen mi düzdüler 
Tellerini haddeden mi süzdüler
Yad el değip perdelerin bozdular
Sarı turnam sinen parelendi mi

Sana kelam söyler davudi diller
Şu senin sedana maildir eller
Göğsüne takayım alışkın teller
Sarı turnam sinen parelendi mi

Beş perdeden çalınıyor bağlama
Esip fırgatınan sinem dağlama
Bulam ustasını canan ağlama
Sarı turnam sinen parelendi mi

Niçin yas tutarsın giydin karalar
Ahiret derdine nedir çareler
Esiri der nedir derde çareler
Sarı turnam sinen parelendi mi  

Diğer Şiirleri->

 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]