ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
      Osman Kaya

Osman Kaya Bir dağı bir duman nasıl sararsa
Kapattı başımı sardı bu sevda
Irmak bir ovayı nasıl yararsa
O şekil bağrımı yardı bu sevda


    Osman dertler için tapulu arsa
    Tanrı bana vermiş ne bela varsa
    Aç kurt bir sürüye nasıl dalarsa
    Saldırdı içime girdi bu sevda


    1947 yılında Ardanuç'un Göraşet (şimdiki adı Kutlu) köyünde doğdu. Ancak nüfusa 1951 olarak geçmiştir. İlkokulu köyünde okudu. Şiire küçük yaşlarda ilgi duymaya başladı. Şiiri ve aşıklık geleneğini öğrenmesinde özellikle köylüsü Sancaktar Demir'in (1917-1989) katkısı oldu.

15 yaşındayken bir arkadaşıyla birlikte, başlık parası biriktirmek için gurbete çıktı. Önce İstanbul'a sonra da Adana'ya gitti.

19 yaşında 2 kitabı yayımlandı. Sonraki yıllarda ortaokulu ve liseyi bitirdi.
Faruk Nafız Çamlıbel, Behçet Kemal Çağlar, Cemal Safi, Halil Soyuer gibi birçok tanınmış şairle görüştü. Bazılarından özellikle yakın destek gördü.

Edebiyata ilişkin çok geniş bir arşive sahip olan Osman Kaya, kendi yöresinin birçok şairinin eserini de bulundurmaktadır.

Bazı şiirleri bestelenen, birçoğu çeşitli gazete, dergi ve araştırmalarda yayımlanan Osman Kaya'nın "Okullar Sesleniyor" (1966), "Yeşil Adana'nın Acı Destanları" (1966), "Yaylalar" (1966), "Elleme" (1983) ve "Yaşamımdan Çizgiler" (1986) adlı kitapları yayımlandı.

Ayrıca "Bir Ömrün Şiirleri" (2002) adlı son kitabı yayımlandı.



Üstüne

Bırak doksan dokuz bırak yüzleri
Dertlerin bin olmaz binim üstüne
Gözlerin bir güzel görür dünyayı
Kız yemin ederim dinim üstüne

Gençliğini saklasan da pusuda
Görünür hayalin havada suda
Unutmaya çalışsan da uykuda
Yürür perilerim cinim üstüne

Tepelerden sen doğ gün sonra çıksın
Bilirim ki gece üçte ayıksın
Ben konduya sen villaya layıksın
Kondur sarayını inim üstüne

Cevabın gelmese bir Güleserim
Şiir değil mektubu da keserim
Darılırım ebediyen küserim
İnan ki kin olmaz kinim üstüne


Görseydi

Güzel gözlü birine

En zeki insanı aptal ederdi
Gözlerini güldürende görseydi
Tanrı kulda gözü iptal ederdi
Kirpikleri kaldıranda görseydi

Durup gizli gizli bakarken kıza
Düştüm yüzündeki çifte havuza
Harbi kayıp ettirirdi Yavuz'a
Gözlerini Çaldıran'da görseydi

Belki de bu ateş sönebilirdi
Osman her güçlüğü yenebilirdi
Yeniden hayata dönebilirdi
Delirip de çıldıranda görseydi


Dağlarım

Vadisinden doruğuna kar olmuş
Hep bahar olsaydı keşke dağlarım
Tipi vurmuş yanakları mor olmuş
Her mevsim bir güzel başka dağlarım

Bin sabırla bekler Temmuz ayını
Çoban Hasan göle döker koyunu
İçer buz kesilmiş kaynak suyunu
Bin değer villaya köşke dağlarım

Yaylalar boş oğlağı yok kuzu yok
Gelini yok oğlanı yok kızı yok
Çökeleği kaymağı yok tuzu yok
Düşürür ozanı aşka dağlarım


Görünür

Giysilerin kat olsa soyarım
Gerdanın uzunu eni görünür
Saniyede kaç kez atar duyarım
Kalbinin içinde canı görünür

Bir sır yatar sözlerinin altında
Yaş izi var gözlerinin altında
Gider gelir dışderinin altında
Damarın içinde kanı görünür

Şairliğim bile para etmiyor
Ömrüm seni izlemeye yetmiyor
Sarı saçlar gizlemeye yetmiyor
Yanağında nokta beni görünür

Sana ilk yazdığım şiiri sakla
Hiç olmadık yerde gelirsin akla
Geçer gecelerim sayıklamakla
Bu gidiş Osman'ın sonu görünür


Yapışmasın

Cellat kız gönlümü astın saçlara
Bağla kollarımı el yapışmasın
Çökme ayağına bastın saçlara
İncitir canını yol yapışmasın

Seni hayal etmek ömre bedelmiş
Bu nasıl bedenmiş bu nasıl belmiş
Bir halka değiştir kopar incelmiş
Gevşek tut kemere bel yapışmasın

Çifteler dışarı taşmış kazaktan
Körpe yıllarını koru tuzaktan
Çiçekleri bile kokla uzaktan
Değdirme dudağa gül yapışmasın

Bir tek Tanrı bilir bu gizli sırdır
Her geçen saniye bana asırdır
Yanakların Afrika'da Mısır'dır
Sil ipek mendille Nil yapışmasın

Hatır için gönül için söz verme
Her teklifi düşün cevap tez verme
Osman Kaya da kim sakın yüz verme
Uzak dur şerrinden kel yapışmasın


İnce Olur

Sen dağların Güleseri
Gül bu kadar ince olur
Tanrının eşsiz eseri
Kul bu kadar ince olur

Tuttum bir gece yanımda
Değdi parmak uçlarımda
Yok oldu avuçlarımda
El bu kadar ince olur

Er geç bu ateş yakacak
Yıkılır ev söner ocak
Sarılsam koptu kopacak
Bel bu kadar ince olur

Bittim yüzündeki nurda
Bu renk tonu yok ki narda
İz bırakmış yanaklarda
Sel bu kadar ince olur

Yürüse şehir yürüyor
Durursa cadde duruyor
Bastığı sokak eriyor
Yol bu kadar ince olur

Seyretmeye doyulmuyor
Taramaya kıyılmıyor
Tek tek saysan sayılmıyor
Tel bu kadar ince olur

Affetmez bu deli seni
İnfaz etti astı beni
Bıçak gibi kesti beni
Dil bu kadar ince olur


Sevgilim

Her dolu kadehi bade belleyen
Mey yerine zehir içer sevgilim
Tanrı kovmaz Adem ile Havva'yı
Hayal eken hüsran biçer sevgilim

Dağı doruğundan deldiğin zaman
Vadisinden Ağrı geldiğin zaman
Çözüp örekleri güldüğün zaman
Yanağında çiçek açar sevgilim

Sabah köye sen çık güneş çıkmasın
Çok tarama sarı saçlar akmasın
Dolu bak gözlerin boşa bakmasın
Gider gençlik elden uçar sevgilim

Öyle uzak durma beri gel beri
Gir sokul yanıma çekilme geri
Beni senin aşkın etti serseri
Değildi ki Osman naçar sevgilim


Vermişsin

Sorulmamış soru sorup
İnsanlara not vermişsin
Beyin taşıyana akıl
Olmayana ot vermişsin

De ki senin nene gerek 
Olursun her yüke direk 
Kendin gidip sürünerek
Başkasına at vermişsin

Vakit yaklaşıyor derken
Dünyadan geçip giderken
Osman'ı öldürüp erken
Birine hayat vermişsin


  Gözlerini

Güneş batar mavileri yumanda
Ne olur kapama hiç gözlerini
Kaybolur dağlarım siste dumanda
Bana göstermemen suç gözlerini

Çaktır şimşekleri estir rüzgarı
Çözülsün buzullar erit şu karı
Dağıt yüzündeki top bulutları
Ör de gizlemesin saç gözlerini

Bir Artvinli bir Rizeli olurdun
Yerimde olsaydın deli olurdun
Yarışmada göz güzeli olurdun
Daha büyülerdi taç gözlerini

Bir canlı varlığa kem baktırmazdım
Seni yeryüzüne bıraktırmazdım
Böyle ağlatmazdım yaş aktırmazdım
Ne çare keşfettim geç gözlerini

Senin bir benzerin başka elde yok
Bunca gelmiş geçmiş bir nesilde yok
Siyahı beyazı hiçbir kulda yok
Tanrı sana vermiş baç gözlerini


Otuz Miliyonun

Otuz miliyonun yarısı kızdır
Evlenmeye kalksan azlanıyorlar
Övdükçe onları aydır yıldızdır
Tepemize çıkıp nazlanıyorlar

Birini alıp da kaçamıyorum
Ayşe'yi Fatma'yı seçemiyorum
Yazın sokaklardan geçemiyorum
Bilmem kışın nerde gizleniyorlar

Başımıza gelecekti bu da mı
Karakışta efkar basar adamı
Tipi vurup soğutunca odamı
O zaman daha çok özleniyorlar


Bana Ver

Gönlümü yol yaptın gözümü çeşme
Ne kadar derdin var yarab bana ver
Yapalım seninle tekli sözleşme
Günde bir yetmişlik şarap bana ver

Bir anahtar her kilide gireyim
Bir göz ver doğayı özel göreyim
Kötüyü çirkini güzel göreyim
Büyülü sihirli bir hap bana ver

Yahudi Katolik dinsiz dinliye
Amerikalıya Rusa Çinliye
Hepsi bir sofrada yesinler diye
Şöyle çapı geniş bir kap bana ver

Serçe karakışta çamda ne yapar
Fare zehirlenip damda ne yapar
Amerika Vietnam'da ne yapar
En büyük sorumlu hesap bana ver

Füzeleri fırlatırlar fezaya
NBC'yi dağıtırlar uzaya
Katilleri getireyim hizaya
Şöyle sağlamından bir sap bana ver

Yine garibanın canı yandı mı
Şu güçlü güçsüzü yine yendi mi
Çaresi yok asacağım kendimi
Beş altı kulaçlık bir ip bana ver

Doğaya insancıl görüş getirsin
Özgürlüğü karış karış getirsin
Her satırı bize barış getirsin
Her dilde okunsun kitap bana ver


Osman

Meryem Ana yapar zilli köçekten
Lalenin adını gül yapar Osman
Değil öyle bin bir türlü çiçekten
Deve dikeninden bal yapar Osman

Ne zaman ne yapar hiç gelmez akla
Betona şiiri yazar tırnakla
Yalçın kayaları kazar tırnakla
Geçitsiz dağları yol yapar Osman

Değiştiremedi düz gidişini
İnada bıraktı nice işini
Söküp ağzındaki altın dişini
Dostun mektubuna pul yapar Osman

İnsanda bu vahşet bu kin kan niye
Güç veren kim Padgorni'ye Henri'ye
Bir yerde kul olur yüce Tanrıya
Bir yerde Tanrıyı kul yapar Osman


Kara Kız

Gözyaşın olmasa yağmur yağmazdı
Her damlası içerimde yara kız
Akan seller yeryüzüne sığmazdı
Üç saniye ağlasaydın kara kız

Al mendilim şu yaşların sil hele
İki yanağında olmuş zelzele
Bitek ova gibi kapılıp sele
Gider yüzündeki deri kara kız

Bak bir avuç toprak oldu yığıldı
Kaya'ları paramparça dağıldı
Yüzündeki barajlarda boğuldu
Öldürdün Osman'ı yürü kara kız


Senin

Bir dönüm bağın yok tapuya varsan
Martı bilmez denizlerin var senin
Ne şehirde evin ne köyde arsan
Ne de bir mezarlık yerin var senin

Kar yok veresiye alır satarsın
Şöyle kıtalara bir göz atarsın
Şafak vakti ufuklardan tutarsın
Güneş gibi el fenerin var senin 

Bir buğdaydan bir hurmadan yarattın
Yorulmadan hiç durmadan yarattın
Canlı cansız el vurmadan yarattın
Akıl almaz çok hünerin var senin

Hiçbir kulun bir kuluna uymadı
Osman'ın söyledi kimse duymadı
Aç gözlü kulların yedi doymadı
Dünya gibi bir dönerin var senin 


Bu Sevda

Bir dağı bir duman nasıl sararsa
Kapattı başımı sardı bu sevda
Irmak bir ovayı nasıl yararsa
O şekil bağrımı yardı bu sevda

Siyah saçlar topuğunda dizinde
Şiir yazar ayağının izinde
On altı on yedi on sekizinde
Büktü bellerimi kırdı bu sevda

Osman dertler için tapulu arsa
Tanrı bana vermiş ne bela varsa
Aç kurt bir sürüye nasıl dalarsa
Saldırdı içime girdi bu sevda


Olsaydı

Mücadele eder yorulmazdım ki
Mantığıma uygun işim olsaydı
Değil kul Tanrıya karşı koyardım
Beni bir anlayan eşim olsaydı

Aklın almadığı hayalim vardı
Kör görür işitir sağır duyardı
Afrika'da aç kalmazdı doyardı
Evrene yetecek aşım olsaydı

Allah şahit dediğimi yapardım
Havadan denizden karadan yardım
Sokak sokak yoksul insan arardım
Dağıtırdım üçüm beşim olsaydı

Değil öyle bolluk var zamanımda
Tükenmiş anımda zor zamanımda
En son nefesimde dar zamanımda
Hatırlayan arkadaşım olsaydı

Geçenden fatiha dilenen değil
Doğa şartlarında silinen değil
Yaşama süreci bilinen değil
Bir ölümsüz mezar taşım olsaydı


 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]