ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
     Yaşar Özürküt

Yaşar Özürküt   Türküler, folklorun tüm dalları, doğup büyüdüğüm ortamın bir parçası olarak yaşamımın tüm süreçlerinde var oldu. Ceyhan'ın Mercimek Köyünde 1939 yılında doğmuşum. Çocukluğumda kendi tarlalarımızda çapa vuran, pamuk toplayan, tırpan sallayan ırgatlarla birlikte olurdum hep. Yakıcı Çukurova sıcağına rağmen, kazmalar hep birlikte vurulur, heyemolalar birlikte söylenirdi. Bazen de karşılıklı maniler atılır, taşlamalar söylenirdi. Özellikle Hatay, dan, Mardin'den, Urfa'dan, Antep'ten gelen ırgatlar, ailecek eğreti çadırlarda barınır, güç koşullarda yaşam savaşımı verirlerdi... Molalarda, akşam yakılan kamp ateşinin aydınlığında, yorgunluklar, özlemler türkülerle dile gelirdi. Kimi saz çalar, kimi elini kulağına atıp, yöresel bir ağıt tuttururdu... Bu kesitler, benim yaşamımda önemli izler bırakmıştır. Bir önemli etken de babamın çaldığı dilsiz kaval olsa gerek. Babam, Diyarbakır'ın Piran (bugünkü Dicle) ilçesinden, Çukurova'ya göç etmiş zaza kökenli, kavalı, sözü dinlenen biriydi. Geniş avlulu köy evimizin sıkça konukları olurdu. Bunlar Diyarbakır'dan gelen akrabalar; ya da babamın arkadaşları olan köylülerimizdi. Yüksek kum yığının üstüne çıkıp, kavalını üfleyen babam, konukları giderek genişleyen bir halka halinde zıp zıp zıplatırdı. Bazen de kavalıyla yaptığı açışın ardından zazaca uzun öykülü bir ağıt tutturur, kendisi gibi gelen konukları da ağlatırdı.

Böyle bir ortamda doğup büyümüş olmanın, daha sonraki yıllarda meslek seçimime de etkisi oldu. İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu'nu 1964 yılında bitirdikten sonra T.B.M.M., İmar Bakanlığı gibi, yerlerde çalıştım. Bürokrasiye ısınamadım. 1970 yılında açılan ve 2000 kişinin katıldığı TRT meslek sınavlarına katıldım. Prodüktör, spiker ve muhabir seçimi için yapılan sınavı kazanıp Ankara Radyosunda prodüktör olarak, Nisan 1971'de göreve başladım. Aynı dönemde Uğur Dündar, Ziya Öztan, Nazmi Kal, Tuna Huş gibi toplam sayısı 30'u geçmeyen muhabir, spiker, prodüktör olarak TRT'nin çeşitli radyo ve TV birimlerinde görev alan meslek adamlarından biri oldum. Çok nitelikli öğretmenlerin eğitiminde 8 aylık kurs dönemimiz olmuştu. Yaşamın çeşitli dallarından, en yetkin öğretmenler vermişti kurs derslerini. Mahmut Tali Öngören, Turgut Özakman, Mümtaz Soysal, Macit Gökberk, Sevgi Soysal, Ülker Köksal, Deniz Baykal, Muammer Aksoy, Adalet Ağaoğlu, Semih Tuğrul, Cemal Aygen, Cengiz Tanç, Muammer Sun ve daha birçok uzman kendi alanlarında teorik ve pratik dersler vermişti. 

Prodüktörler için, metin kadar, metni bütünleyen, sinyal müziği, konulu müzik, efekt müzik seçimi de programı dinlenir kılan unsurlardan biriydi. İşte çocukluğumun birikimi, bu konuda bana çok yardımcı oldu.Yazdığım metinlere uygun türküler bulma,programı dinlenir kılma yolundaki uğraşlar; giderek 1973 yılında Ankara Radyosundan yayınladığı ÖYKÜLERİYLE TÜRKÜLER programım için alan araştırmasına itti beni. Anadolu'nun çeşitli yörelerini gezerek, türkü öyküleri derledim. Bunları metne döktüm. Türkülere ilgim böylece özetlenebilir. Ülkemi terk edip, İsveç'te yaşamak zorunda kaldığım 1980 sonrasında türkülerin öykülerini TÜRKÜLERİN DİLİ adıyla kitap haline getirdim. Ama bu, ülkeden uzak, ülkeye girişim yasaklı bir dönemin ürünüydü. Türkiye'de dağıtılmadı. TÜRKÜLERİN DİLİ, İsveç, Almanya, İngiltere ve Hollanda'da yaşayan yurttaşlarımıza yönelik bir çalışmaydı. Eksikti. Ne var ki, 1991'de 141-142'nin kaldırılmasıyla ülkeme döndüğüm zaman gördüm ki, bu konuda fazla bir şey yapılmamış. Tersine benim İsveç'te yayınladığım kitabı eline geçiren çağdaş fikir korsanları,  kitabımdaki 25 türkünün 19'unu, noktası virgülüne kadar kopya ederek kendi adlarıyla TÜRKÜLER VE HİKAYELERİ olarak yayımlamışlardı. Bir yandan yasal yollara başvurarak korsanlığı teşhire çalıştım; öte yandan yeni öz ve biçimiyle türkü öyküleri dizisini projelendirdim. Kültür Bakanlığının desteğiyle ilk dört kitabı yayınladım. Beşinci kitap da yolda. Salih Turhan, Levent Özçelik ve Kubilay Dökmetaş, hakkında açtığım davayı kazanarak, fikir korsanlığını yasal yollardan gücüm yettiğince önledim..(mi bilmiyorum)..

Muzaffer Sarısözen, Ruhi Su ve Aşık Mahzuni Şerif benim türkülere ilgimi arttıran köşe taşlarıdır. 1950'li yıllarda, çocukluğumda dinlediğim Vidor radyomuzun anonsları hala kulaklarımdadır... "Muzaffer Sarısözen yönetiminde yurttan sesler dinliyorsunuz".. Ve sımsıcak, yumuşak bir sesle sunulan, çeşitli yörelerimize ilişkin türküler. "Bir türkü öğreniyoruz" la, doğudan, batıya; güneyden kuzeye uzanan sıkıca yinelenen biçimiyle belleklere kazınan yöresel müziklerimizin izi taptazedir bende... At sırtında, eşek sırtında tüm ülkeyi dolaşarak, mikrofona getirilen 10 bin civarında halk müziğini araştıran, belli bir sistematikle arşivlere geçiren Sarısözen'in yaptığı işe duyduğum saygı beni de, türkü öykülerini araştırmaya itmiş olabilir bilinç altında...

Ruhi Su; türküleri köyden kente taşıyan; bir ömrü severek, özveriyle türkülere adayan saygın bir müzik adamıdır. O'nun yaşamı, müzik birikimi, opera eğitimi almış olmasına karşın, türkülere verdiği önem, gelecek yıllarda daha iyi anlaşılacaktır. Çalıp çığırdığından çok; türkülerin oluşumuna, estetiğine, şiirle olan ilişkisine, yöresel ağızlar, ölçüler konusunda getirdiklerine değer veriyorum. Faşizmin zindanlarında geçirilmiş onlarca yıla rağmen, üretimi, araştırmaları, yazıp çizdikleriyle geleceğin müzik perspektifini, ulusal ve çağdaş müziğimizin nasıl olması gerektiğini, çoksesliliği bir güzel anlatmıştır Ruhi Su... Keşke daha çok yaşasaydı. Keşke daha çok yazsaydı diyorum.

Aşık Mahzuni Şerif de; askeri okulla başlayan serüvenini keserek kendini halkına adamış bir müzik adamıdır. Yaratıcı, üretici kimliğine kaynaklık eden olgu, içinden çıktığı toplumsal yapıdır. Başına gelen tüm olumsuzluklara karşın, yılmamış, direnmiş, sürekli üretmiş ve kendini yenilemiş; bir halk ozanıdır Mahzuni. O da tıpkı Ruhi Su gibi, ömrünün önemli bir bölümünü, hapislerde, işkencelerde geçirmiş buna karşın inançlarından ödün vermemiştir. Tüm türküleri zeka ve birikim ürünüdür. "Erim erim eriyesin, Çayan'lara yem olasın", hem bir yergi , hem bir öngörü, akıl dolu bir üründür. Ki müziğiyle, sözleriyle, olayıyla öyküsü yazılması gereken bir parçadır. Dönemin Başbakanı ve Çayan'ları kurşuna götüren dönemin sorumlusu Nihat Erim için dilekleri, yani çayanlara yem olma isteği bir süre sonra gerçekleşmiş; Nihat Erim'in de sonu bir başka terörle noktalanmıştır. "Nem kaldı" da; Ali bildikleri Osman çıkmıştır. Yakın çevresinden ihanet görmüştür. Mahzuni, ozanlık geleneğinin ulaştığı, en üretken, en düzeyli, onurlu son halkasıdır bence... Yeni üretim biçimlerine göre, kuşkusuz yeni halk ozanları gelecek ve dönemine ilişkin üretimler verecektir... Ama Mahzuni, geçmişi geleceğe bağlayan Dadaloğlu'lardan, Ruhsati'lerden, Seyrani'lerden günümüze uzanan son halkadır. Bu nedenle etkilemiştir beni...


Basından :
Karadır Kaşların Ferman Yazdırır
Türkülerin perde arkası
Her türkünün öyküsü var
Türkülerde kalan öyküler 
Her türkü bir öyküdür
Öyküleriyle türküler

 

 


 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]