ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 

 
   
Türk Halk Müziğinde Diziler ve İsimlendirilmesi

Doç. Sabri YENER

    
Giriş

Dünya üzerinde yaşayan bütün toplumların kendilerine özgü müzikleri vardır. Ancak, bu müziklerin nitelikleri ve gelişmişlik düzeyleri birbirinden çok farklıdır. İlkel kabilelerin müzikleri ezgisel açıdan genellikle dar kalıplar içinde seyreden basit bir özellik göstermektedir. Gelişmiş toplumlarda ise, biri halk diğeri ise sanat müziği olmak üzere iki müzik türü yan yana yaşamaktadır. Söz konusu bu müzik türleri birbirlerini birçok yönden etkileyerek gelişimlerini sürdürmekte, sonuçta birçok bakımdan ortak özellikler göstermektedir.

Ta Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu kendine vatan edinen Türk ulusunun da kendine özgü müziği bulunmakta, medeniyetlerin beşiği olan Anadolu’da asırlar boyu biri halk, diğeri sanat olmak üzere iki müzik türü birlikte yaşamaktadır. Bu iki müzik türü esasen aynı köke dayanmakta, birçok bakımdan ortak özellikler taşımaktadır. Bununla birlikte, aralarında oluşum bakımından önemli farklar bulunmaktadır. Halk müziğinin doğuşunda hiçbir sanat düşüncesi, kural kaygısı ve önceden planlanmış bir besteleme anlayışı yoktur. Tamamen içten gelen duyguların geleneksel bir müzikal coşku ile ifade edilmesidir. Sanat müziğinin doğuşunda ise başlangıçtan itibaren bir sanat düşüncesi, kural kaygısı ve önceden planlanmış bir besteleme anlayışı vardır. Besteci bu prensipler içerisinde eserini üretir. Bu yüzdendir ki Türk sanat müziğinde usul, dizi, makam, form ve her türlü teknik ayrıntılar isimlendirilmiştir. Bu isimler ülke sınırını da aşarak uluslararası terminolojiye girmiştir. Türk halk müziğinde ise türküler yakılmış, binbir çeşit ezgiler oluşturulmuş, biçimler ortaya çıkarılmıştır. Ama bunlar çoğu kez isimlendirilmemiştir. Bazı isimler ise kişisel ya da yöresel kalmıştır.

19. yüzyılda dünyada folklor araştırmalarının önem kazanmasıyla yurdumuzda da halk müziği konusunda çalışmalar yapılmış, ezgiler derlenmiş, müzik dernekleri, konservatuarlar, TRT vb. kurumlarda planlı programlı bir şekilde halk müziği öğretimi başlamıştır. Günümüzde bu daha da yaygınlık kazanmış, artık Türk halk müziğinin her yönden incelenerek gerekli terminolojisinin oluşturulması zorunlu hale gelmiştir.

Türk Halk Müziği Dizileri Konusunda Yapılan Bazı Çalışmalar

Türk halk müziği dizileri konusunda bugüne kadar yeterli sayıda çalışma yapılamamış, ortak terminoloji oluşturulamamıştır.

Ulaşabildiğimiz belgelere göre TRT kurumunun stajer sanatçılara düzenlediği yetiştirme kurslarında çeşitli hocalar tarafından hazırlanan ders notlarında Türk halk müziği dizileri, Türk sanat müziğindeki “makam”a karşılık, “ayak” terimiyle ifade edilerek izaha çalışılmıştır.

1970’li yıllarda yayınlandığı bilinen ancak üzerinde basım tarihi bulunmayan Bağlama Büyük Metod adlı kitabın 4. cildinde Güray Taptık Türk halk müziği dizilerinin tanıtımında “ayak” terimi kullanmıştır.

Ata Terzibaşı 1980 yılında yayınladığı Kerkük Havaları adlı eserinde bir kısmı ülkede yaygın olan bir kısmı ise sadece yörede bilinen birçok makamdan söz etmiştir. Ayrıca, Terzibaşı, kitabının önsözünde “Türküleri sanat makamlarına göre tasnif etmeyi arzulardım. Ancak, buna muvaffak olamadım. Bütün ezgilerimizi teker teker müzikologların değerlendirmesine sunmayı zor buldum. Bunlardan bir bölümünün ait olduğu makamlar hususunda musikişinasların değişik görüşleri de karşılaştığım zorluğu daha da artırmıştır” şeklindeki açıklamasıyla konuya bakışını ifade etmiştir.

1987 yılında yayınladığı Bağlama Öğretim Metodu I-II-III, adlı kitabında Sabri Yener, Türk halk müziği dizilerini “kerem ayağı dizisi”, “garip ayağı dizisi” vb. terimlerle ifade etmiş, ancak, sözkonusu dizilerin Türk sanat müziğindeki makam karşılıkları da belirtmiştir.

1997 yılında yayınladığı Geleneksel Türk Müziği Nazariyatı adlı kitabında Mustafa Hoşsu yine “ayak” terimini kullandığı gibi, bu konuda daha ısrarcı davranarak bilinenlerin dışında yeni yeni ayak adlarından sözetmiştir.

Sabri Yener, Bağlama Öğretim Metodu III, kitabının 3. baskısında değişiklik yaparak Türk halk müziği dizilerini makam dizileri (hüseyni dizisi, hicaz dizisi, çargah dizisi vb.) olarak açıklamıştır.

Abuzer Akbıyık, Salih Turhan, Sabri Kürkçüoğlu, Osman Güzelgöz ve Kubilay Dökmetaş tarafından hazırlanıp Şanlıurfa valiliğince ekim 1999 yılında yayınlanan Şanlıurfa Halk Müziği adlı kitapta Türk halk müziği dizileri doğrudan makam adıyla (hüseyni makamı, uşşak makamı, rast makamı vb.) ifade edilmiştir.

Atınç Emnalar 1998 yılında yayınladığı Tüm Yönleriyle Türk Halk Müziği ve Nazariyatı adlı kitabında, “Ayak-Makam İlişkileri ve Bu Konudaki Görüşler” başlığı ile konuya geniş yer vermiş, çeşitli görüşleri tartışmış ve Türk halk müziği dizilerinin anlatımında “makam” terimini savunmuştur. Aynı kitapta kaynak gösterilerek başka görüşlere de yer verilmiştir. Bu çerçevede Mustafa Hoşsu “ayağın” makamsal bir özellik taşıdığını fakat Türk beste müziği makamlarına benzemekle birlikte, bir makam olmadığını, buna sebep, ezgilerimizde karar, güçlü ve seyir özelliklerinin Türk beste müziğindeki gibi olmadığını, Yücel Parmakçı, ayağın, Türk sanat müziğindeki makam karşılığında olduğunu, halk müziğinde makamın tam teşekkül etmemiş olabileceğini ayrıca sanat müziğindeki ses dizilerinin kaidesi dışına çıkabildiğini, Adnan Ataman, halk müziği dizisine ayak dendiğini, ayağın Türk müziğindeki makam karşılığı, bir müzik parçasının ezgi gidişi olduğunu, halk müziğinin ise kuralların içinde olmayan, özgür bir müzik olduğunu, ezgileri muhakkak bir makama koymak gerekmediğini, ifade ederek Türk halk müziği dizilerinde “ayak” terimini savunmuşlardır. Buna karşılık Coşkun Güla ayakları dizi olarak düşünmenin ve değerlendirmenin doğru olmadığını, Çinuçen Tanrıkorur, müstezat, divan, garip, kürdi, kesik vb. gibi isimlerin birer hava, birer ezgi isimleri olduğunu, bunların Türk Müziğindeki makam terimleri karşılığı kullanılamayacağını, bu isimlerin ezgisel çözümlemelerinde ise zaten var olan Türk dörtlü ve beşliklerinden yararlanılması gerektiğini, Mehmet Özbek’de, ayağın makam anlamında olmadığını, bugünkü anlayışla anlatılan ayakların eksik ve yetersiz olduğunu, bir yörede bulunan ayak adının tüm ülke ezgilerine genelleştirmenin hatalı bir hareket olacağını, Ankara’nın misket ezgisinin misket ayağında olduğunu söyleyip, Urfa’nın aynı diziyi kullanan ezgisine de misket demenin yanlışlığını, masa başında garip misket gibi ayak adları sayarak onları bir dizi ile açıklamanın yetersiz bir işlem olduğunu, belki halk ezgilerinin makamlar yardımıyla açıklanabileceğini belirttikleri görüşlerle “ayak” terimine karşı çıkıp “makam” terimine yeşil ışık yakmışlardır.

Tez danışmanlığını yürüttüğüm öğrencim Mehmet Can Pelikoğlu Şubat 1998 tarihli yüksek lisans tezinde bu konuyu işlemiş ve halk müziği mensuplarından birçok kişi ile görüşme yapmıştır. Tezde geniş biçimde yer alan bu görüşmelerde Serbülent Yasun “ayak” teriminin kullanılmasına taraftar olduğunu, Mehmet Erenler, “ayak” teriminin kullanılabileceğini, Arif Sağ ise, olaya temkinli yaklaşarak ayağın sadece dizi karşılığı olmadığını belirtmiştir. Aynı görüşmelerde Yavuz Top, Süleyman Şenel, Prof. Dr. Can Etili, Yücel Paşmakçı, Mehmet Özbek, Onur Akdoğu ve Köksal Coşkun ise, ayak terimini kullanmanın yanlışlığını savunmuşlardır.

Süleyman Şenel daha birçok yazısında “ayak” teriminin makam karşılığı olarak kullanılmasının yanlışlığını defalarca vurgulamıştır.

Mehmet Can Pelikoğlu sözkonusu tezinin sonuç bölümünde “ayak” teriminin “makam” karşılığı kullanılamayacağını savunmuştur.

Sayın Yücel Paşmakçı özel görüşmemizde ayaküstü sohbet sırasında söylediği bazı sözlerin çeşitli kaynaklarda ayak terimini savunur gibi geçtiğini, halbuki kendisinin böyle bir düşünce taşımadığını beyan etmiştir.

Dizi, Makam ve Ayak Kavramları

Dizi; bir makamın bünyesinde bulunan bütün seslerin ard arda sıralanmasıyla oluşan kalıptır.

Makam; bir durak ve güçlü ses etrafında belirli kurallarla seyreden dizidir.

Makam terimi içinde dizi, durak, güçlü, yeden, seyir vb. birçok belirleyici özellik saklıdır.

Ayak terimi Türkçe’de birbirinden çok farklı çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. Bunlardan bazıları: İnsan veya canlının ayağı, şiirde verilen bir kalıp mısra, bazı serbest halk ezgilerinin usullü kısmı, perde, bitiş (karar) perdesi, melodik anlamda ön müzik, başlangıç, giriş müziği (ayak açmak)=kalıp ezgi=beylik ara nağme, ezgi çeşidine göre belli bir sesten başlayarak çalınan ezgi vb.

Araştırmalarımıza göre 1960’lı yılların sonuna kadar hiçbir yazılı kaynakta “ayak” terimi, makam veya dizi terimi ile eşanlamlı kullanılmamıştır. Daha sonraki yıllarda yer yer makam veya dizi anlamında kullanılan ayak terimi ise yöreden yöreye, hatta kişiden kişiye değişiklikler göstermiş, ulusal ya da uluslararası bir anlam ifade edememiştir. Sözgelimi, nikriz dizisinde seyreden bir ezgi bazılarınca müstezat, bazılarınca yanık kerem, bazılarınca ise yörük ayağı olarak adlandırılmıştır. Buna karşılık, dizi ve seyir olarak birçok farklılıklar gösteren çargâh, pençgâh, rast, mahur, acemaşiran, nikriz, zavil vb. gibi makamların tamamı müstezat ayağı adıyla geçiştirilmiştir.

Türk Halk Müziği Dizilerinin Makamsal Bir Bakış Açısından İncelenmesi

Türk halk ezgilerini makamsal açıdan incelediğimizde bazı ezgilerin çeşitli makam dizileri içinde seyrettikleri ve makamın bütün özellikleri taşıdıkları görülmektedir. (Sözgelimi, Niksarın Fidanları, Rast; Ah Gene Bugün Yaralandım, Hüseyni; İndin Yarın Bahçesine, Mahur; Çayıra Serdim Postu, Karcığar; Ben Kendimi Gülün Dibinde Buldum, Hicazkâr; Üğrünü Üğrünü Gelir Dereden, Hicaz; Atımı Bağladım Yolun Sağına, Nikriz; Yörük de Yaylasında Yaylayamadım, Zavil; Aman Doktor, Saba; Üsküdar’a Gider iken Aldı da Bir Yağmur (Kâtibim), Nihavend; Fincanı Taştan Oyarlar Beyim Aman Aman, Nişaburek makamının dizisi içinde seyreden türkülerden bazılarıdır.

Türk halk müziğinde bazı ezgiler de makamın bütün kurallarına bağlı kalmamakla birlikte belli bir makamın dizisi içinde seyrederler (sözgelimi; Harman Yeri Sürseler Hicaz; Yangın Olur Biz Yangına Gideriz, Uşşak; Yağmur Yağar Taş Üstüne, Hüseyni makamının dizisi içinde seyreden türkülerden bazılarıdır.

Türk halk müziğinde bazı ezgiler de makamın bütün seslerini kullanmayıp bazı sesleri içinde seyrederler. (Sözgelimi; Suda Balık Yan Gider, Uşşak; Havada Bulut Yok Bu Ne Dumandır, Hüseyni; Urfa’nın Etrafı Dumanlı Dağlar, Hicaz; Ferayidir Gızın Adı Ferayi, Nikriz;)

Türk halk müziğinde bazı ezgiler ise, makam dizisinin seslerini kullanmakla birlikte makamın geleneksel kurallarına uymayıp birinci derece yerine dizinin başka bir derecesinde asma kararla bitiş yaparlar.

(Sözgelimi; Buraya Bulutlar Oynar Oynaşır türküsü karcığar dizisinin seslerinde seyrettiği halde dizinin dördüncü derecesinde asma kararıyla bittiğinden karcığar etkisi yapmamaktadır).

Bazı halk ezgileri kısa geçkilerle birden çok makam dizisinde seyrederler (Sözgelimi; Menevşesi Tutam Tutam adlı Bursa türküsü hüseyni-karcığar dizilerinde seyretmektedir.

Halk müziği başlangıçta bir makam düşüncesi ve sanat kaygısı ile yakılmadığından bazı türküler (ezgiler) seyir bakımından herhangi bir makamı tam olarak tarif etmezler. Ancak bu ezgiler belirli bir makamın, ya da aynı aileden birkaç makamın dizisi içinde seyrederler. İşte böyle durumlarda sözkonusu ezgiyi makamsal olarak tanımlamak zorlaşmaktadır. Sözgelimi; Bir Kararda Durmayalım Gel Gidelim Dosta Gönül ilahisinin ezgisi hüseyni dizisinde gezinir ancak seyir bakımından tam bir hüseyni tarifi yapmaz. Hüseyni ailesinden muhayyer, tahir, neva gibi makamların dizileri de hüseyni dizisi ile aynıdır. Seyirleri biraz farklıdır. Sözkonusu ezginin seyri tam olarak bunlardan herhangi birine de uymamakta, ancak, hüseyni ya da hüseyni ailesi makamlarının dizilerinde seyrettiği görülmektedir. Aynı şekilde Tamburam Rekaboldu ve Çiğdem Der ki Ben Alayım türküleri de hüseyni ailesi makam dizilerinde seyretmektedir. Seyir sırasında makamın dördüncü derecesi (re) bir parça önemsenmekte ise de tam olarak bir neva etkisi sezilmemektedir. Ancak sözkonusu türkülerin hüseyni ya da hüseyni ailesi makam dizisinde seyrettiği ortadadır. Buna karşılık Söğüdün Yaprağı Narindir Narin (Zeynebim) türküsü hüseyni ailesi makam dizisinde seyretmekte ve seyir özelliğinden dolayı muhayyer etkisi uyandırmaktadır. Hicaz ve hicaz ailesi makamlarda da benzer örnekler çoktur.

Sonuç

1. Türk halk müziği dizilerin ifade etmede “ayak” yeterli ve uygun bir terim değildir.

2. Türk halk müziğinde bazı ezgiler makam terimi ve makam anlayışı ile ifade edilebilir. Ancak, bazı halk müziği dizilerinin ifadesinde makam terimine de ihtiyatla yaklaşılmalıdır.

3. Türk halk ezgilerini makam dizileri içerisinde ifade etmek şimdilik en çıkar yol olarak görünmektedir. (hüseyni dizisi, hicaz dizisi, nikriz dizisi, saba dizisi vb.).

Bu çerçevede Türk halk ezgilerinin büyük çoğunluğunu şu diziler ve makamlar bünyesinde tasnif edebiliriz:

1. HÜSEYNİ DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Hüseyni makamı Muhayyer makamı Neva makamı Tahir makamı

2. UŞŞAK DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Uşşak makamı Bayati makamı

3. KARCIĞAR DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Karcığar makamı

4. HİCAZ DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Hicaz makamı Humayun makamı Uzzal makamı Zirgüle makamı

5. ÇARGÂH DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Çargâh makamı Acemaşıran makamı Mahur makamı

6. PENÇGÂH DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Pençgâh makamı

7. RAST DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Rast makamı

8. NİKRİZ DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Nikriz makamı Zavil makamı

9. NİŞABUREK DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Nişaburek makamı

10. NİHAVEND DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Nihavend makamı

11. HİCAZKAR DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Hicazkar makamı

12. KÜRDİ DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Kürdi makamı

13. SEGAH DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Segah makamı

14. HÜZZAM DİZİSİ

Hüzzam makamı

15. FERAHNÂK DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Ferahnâk makamı

16. EVC DİZİSİ

Evc makamı Irak makamı

17. SABA DİZİSİ

Dizinin Kapsadığı Makamlar:

Saba makamı

En çok kullanılan bu dizilere bazı eklemeler yapılabilir.

İstisna durumlar için daha derin araştırmalar yapılmalı ve ihtiyaç halinde halk terminolojisinden yararlanma yolu açık tutulmalıdır. Ayrıca, makam tasnifleri yeniden gözden geçirilmeli, gerçekte Türk kökenli olduğu halde Arapça, Farsça isimlerle anılan bazı makamlarımıza gerek görülmesi halinde uzmanlardan oluşacak komisyonlarca Türkçe adlar verme düşüncesi dahi tartışmaya açılmalıdır.



Müzikte 2000 Sempozyumu Bildirileri

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]