ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara
tavsiye edin
muhabbet

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 

 
  
 EMİRDAĞ TÜRKÜLERİ

Dr. Ömer Faruk YALDIZKAYA

       
  Millî kültürümüzün en önemli ve tesirli unsurlarından birisi de musikidir. Ninni, türkü, destan, ağıt, ilâhi,şarkı ve daha birçok çeşitleriyle söz ve ses olarak musiki ürünlerimiz beşikten mezara kadar bizimledir. Doğumu ninnilerle karşılamış, düğünlerimizi türkülerle neş'elendirmiş, ölüyü son yolculuğuna ağıtlarla uğurlamışızdır. Aşkımızı, hasretimizi, sevinç ve kederimizi, vefâlıyı ve vefâsızı türkülerle dile getirmiş; içimizi onlara dökmüşüzdür.

Tebliğimizle, Dr. J. Blaskoviç'in "halledilmesi basit ve kolay bir iş değildir"¹ dediği türkülerin şekli ile uzmanlık gerektiren ses özelliklerini bir kenara bırakarak, daha çok Emirdağ türkülerindeki tema ve motifler üzerinde duracağız.

Konar-göçer Türkmen âşiretlerinin yaşadığı Emirdağ'da yayla ve askerlik türküleri önemli yer tutar. Yaylaya göçün, sevgilisinin başkasına verilmesine vesile olacağını düşünen sevdâlı delikanlı bunu şöyle dile getirir:

Yaylaya gidiyom elim boş değil,
Yâr poşu sallama gönlüm hoş değil,
Anan seni bir kötüye veriyor,
Herkes de biliyor sana eş değil.

Erkek çocuğun iş gücü için, güvence için, mahallî deyimle "arka-kal'a olsun" diye ve vatan için yetiştirdiği toplumumuzun bilinen gerçeklerindendir. Kutsal bir iş olan askerlik, her gencin tadacağı vazgeçilmez bir görevdir. Davul-zurna ile sevinçle askere uğurlanan sevdâlı delikanlı için bu mecbûri ayrılık ölümden daha ağırdır:

Askerliği bizim için yapmışlar,
Temelini çok muntazam atmışlar,
Ölümünen ayrılığı tartmışlar,
Elli dirhem ağır gelmiş ayrılık,
Zâlim ayrılık, kâfir ayrılık.

Kızın da yüreğine ayrılık ateşi düşmüştür. Nâfile bir yakarış içindedir:

Eğil gül ağacı bir gül olayım,
Gülün iyisini yâre salayım, 
Nazlı yârim asker olmuş gidiyor,
Gitme nazlı yârim gurban oluyum.

Askerden yazacağı mektuptaki selâmı güvence kabul eder:

Koyunu karşıya yatıracağım,
El edip yârimi getireceğim, 
Eğer yârim asker olup gidersen,
Bir kuru selâma oturacağım.

Ayrılmalarına sevinebilecek onların varlığına karşı sevgilisine şöyle seslenir:

Evlerinin önü merdiven taşı,
Elâdır gözleri karadır kaşı, 
Asker oldum nazlı yârim gidiyom,
Gel de sarılalım ellere karşı.

Bazan mektubuyla avunmasını istediği olur.

Yârim suya gider elinde helke,
Gidiyom askere yolumu bekle,
Asker ocağından mektup atarsam,
Okut da sevdiğim goynunda sakla,

Ayrılık acısı yüreğine iyice düşünce artık isyânkârdır:

Askere gidiyom gal Emirdağ'ı,
Ateşler düşsün de yan Emirdağ'ı,
Bu yıl ki türküler hep yâr üstüne,
İşte ben gidiyom gal Emirdağ'ı.

Eğinli Enver Gökçe, Eğin türkülerinde işlenen gurbet temalarından söz ederken, gurbet olgusunun sonuçlarından birinci derecede etkilenen kadının dramını, gene kadının kendi ağzından bir dörtlükte örneklendirir. Dörtlük şöyle:

Yüksek ayvanların serin köşesi
Kırıldı gönlümün zaif şişesi
Ve dahi olsaydın Mısır paşası
Çağımda gelmedin istemem seni

Bu dizeler, beklemenin kadına verdiği korkunç acının bir anlatımı olmalıdır. Öyle sanıyorum ki, kadının beklentilerini yansıtan bundan daha güzel bir örnek verilemezdi.² 

Enver Gökçe'nin verdiği örneğin bir benzerini de ben Emirdağ türküleri arasından seçtim. Hemen hemen aynı acıyı anlatıyor; yıllarca koca yüzü görmemek, en güzel günlerini yalnız geçirmek. Tek fark Emirdağlı kadının kocasının asker oluşu ve döneceği zamanın bilinmesi:

Yârimin atı da al değil esmer,
Taze gelinin kocası asker,
Oturmuş gelinler kocasın bekler,
Gelmedik kocaya ne diyo gelin.

Eğinli kadının söylediği,
Çağımda gelmedin istemem seni,
Dizesiyle, Emirdağlı kadının söylediği
Gelmedik kocaya ne diyo gelin.

dizesi arasında anlam olarak fazla bir fark yoktur. Ancak kadınların tutumlarında farklılık gözlenebiliyor: biri daha kararlı, kocasına sert çıkabiliyor, öbürü daha yumuşak, olayı mecburiyetin verdiği kaderci bir anlayışla çözümlüyor. Eğinli ve Emirdağlı kadınların tutumları nasıl olursa olsun, ikisi de Rıza Tevfik'in dediği gibi gurbet felâketinin kurbanı olmuş yeni gelinlerdir. 

Bir Edirne türküsündeki,

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin birtanesini hor görmesinler
Uçan da kuşlara malûm olsun
Ben annemi özledim
Hem annemi, hem babamı, ben köyümü özledim

mısralarında "Gurbete kız vermemek" motifinin bütün çıplaklığıyla işlendiğini görürüz. Emirdağ türkülerinde ise; komşu ilçe Bolvadin, hatta "gıyı köy" olarak söz edilen çevre köyler bile gurbet sayılıyor ve oralara gelin olmaktansa, Emirdağ'da "berduş" olarak tanımlanan, işsiz-güçsüz birisiyle evlenmek yeğ tutuluyor. Bu motif bir türküde;

Anan seni Bol(a)vdın'a veriyor,
Bu senin erzanın çek allı gelin.

şeklinde söylenirken, bir başka türküde,

Emirdağ'ı değirmenin döndü mü?
Döne döne nöbet bize geldi mi?
Gıyı köyden dünür gelmiş yârime,
Emirdağ'ın berduşları öldü mü?
şeklinde dile getiriliyor.

Sevgilisinin "bir kötü" olarak nitelendirdiği, bir başkasına verilmesine yani "başının bağlanmasına" gönlü razı olmaz. O'na bütün sitemlerini yollar: 

Doğan aylar gibi doğda bat yârim,
Ben gidiyom aramaya çık yârim,
Beni goydun bir köye bağladın,
Erzânındır bu da senin çek yârim.

ya da,

Topla yârim avlunuzun taşını,
Çok ağlama sil gözünün yaşını,
Anan gâvur olmuş, baban Ermeni,
Bir kötüye bağlamışlar başını.

Bunun sonuçlarına da değinildiği olur:

Şu Emirdağ'ın yazımı olur, 
Sıvalı evlerin tozumu olur,
Sevdiğine varamayan kızların
Vardığı kocada gözümü olur. 

Bazan nasihât edildiği göze çarpar:

Aşağıdan gelen kınalı tavşan,
Çok olur güzelin peşine düşen,
Varırsın kötüye olursun pişman,
Son pişmanlık fayda vermez sevdiğim.

Bazı türkülerimizde, sevgilisine kavuşmak için dûa edilmesini isterken:

Emirdağ'ı derler engin ovalı,
Kuyular kazdırdım maden kovalı,
Yok mu içinizde ağzı dûalı?
Dûa edin ben yârimi alayım.

O'ndan başkasını sevmeyeceğine dâir yemin eder.

Ver yârim de yüzüğünü saklayım,
El içinde parmağıma takmayım
Seni bırakırda bir yâr seversem,
Yedi sene döşeğimden kalkmayım.

Ve sevdiğini başkasına verenlere başlar beddûaya:

Vatanlar vatanlar ille vatanlar,
Yâre selâm söylen ağaç satanlar,
Ölmesinde dizin dizin sürünsün,
Nazlı yârim seni ele satanlar,

ya da, 

Emirdağ'ı vatanımız elimiz,
Ördek uçtu viran kaldı gölümüz,
Küçük yaşta sevgi sevdim ayrıldım,
Erzincan eline dönsün eliniz.

Mahalli kültürün önemli bir unsuru olan lâkâplara türkülerimizde yer verilirken; sevgilisinin kızını oğluna almak isteyerek, teselli bulduğu olur:

Seyrenbasan derler öz adım Nuri,
Gel otur yanıma Kezi'nin Hayri,
Sevdim sevdim alamadım yâr seni,
Kızını oğluma alayım bari.

Bir başka türküde,

Şoseden gidiyor bir kara yaylı,
Yaylının üstünde hep Emirdağlı,
Dünür saldım gâvur anan vermiyo,
Kızını oğluma alayım bari.

Emirdağ türkülerinde sıkça ele alınan temalardan birisi de dedikoducu kadınlardan korku ve onlardan şikayettir. Bir türküde,

Balkona çıkmışda bir gelin gezer
Almış kalemini hep güzel yazar,
Kuyunun başında iki cadı var,
Allâh'ın yazdığı yazıyı bozar.

Bir başka türküde de benzer ifâdelere rastlıyoruz:

Isıtma'ya suya vardım yalnız,
Yaylaya gidiyor gâvur oğlunuz,
Korkuyorum mahallenin dilinden,
Bizi ayıracak sizin diliniz.

Türkülerimizde işlenen temalardan birisi de çeşitli kuşlarla sohbet, onlara benzetme, onlarla dertleşme ve onlardan iyi haber beklemedir. Bilhassa turna ve keklik halk türkülerimizde en çok sözü edilen kuşlardandır. Allı turnanın dertli ötüşü, gurbete haber götüşü, gökyüzünde bölük bölük uçuşları ile kekliğin sekişi ve kanadını süzüşü daima türkülerimize konu olmuştur. Bu hususu tabii olarak Emirdağ türkülerinde de görmekteyiz.

Aşağıdan getirirler hurmayı,
Yeşile mi boyadınız turnayı?
Keklikten mi aldın yârim sürmeyi,
Keklikten sürmeli yârim var benim.

Sevgili böyle tasvir edilirken; sevgilinin kendisine verilmesine karşı çıkan amcası tavus kuşuna benzetilir:

Kıbleyedir yazevinin deliği,
Kelep kelep ardındaki beliği,
Emmisi ellere vermem diyomuş,
Tavus kuşuna da benzer kılığı.

Bazı türkülerimizde, Türkmen Düğünü ile ilgili geleneğin tüm ağırlığı gözler önüne serilir. Kimi fakir olduğu için sevdiğini alamadığından yakınırken:

Adaçal diyorlar çalı bitmiyor,
Gönül düştü kapınızdan gitmiyor,
Dünür saldım gâvur anan vermemiş,
Fâkirim sevdiğim gücüm yetmiyor.

Kimisi de sevdiğini alabilmek için gücünün varlığını söyler:

Kangal çiçek açmış başı dikenli
Yeni bir yâr sevdim on yedi benli,
Bin koyun güderim boğazı çanlı,
Satarım çanları alırım seni.

Eşkiyalık türküleri olarak da adlandırılan Gıldolak ve Gara Hüseyin ağıt türküleri bugün hüzünlü bir melodiyle çalınıp söylenmektedir. Gıldolak türküsündeki şu dörtlükteki:

Can attım dereye aralıyıdı,
İçinde Gıldolak yaralıydı,
Seni vuran yiğit nereliyidi?
Alınan avlandım ona yanarım.

Üçüncü mısraya dikkat edilsin,

Seni vuran yiğit nereliyidi?

Normal olarak, yüreği yanık ve acılı kadının belki de beddua etmesi beklenebilir. Oysa böyle yapmıyor, Gıldolak'ı vuran müfrezedeki askeri "yiğit" olarak nitelendiriyor. Bunu Anadolu insanının devlete olan saygısının bir göstergesi olarak görüyorum.

Sözün burasında, Emirdağ türkülerine emekleri geçen; Suvermez köyünden Gardiyan Kâmil (Karanfil), Badelek ve Seyrekbasan (Nuri Demir), Karacalar köyünden Kepaze'nin Nuri (in) ve Âşık Yoksul Derviş, Tabaklar köyünden Saka Osman, Eşrefli köyünden Eksiğ'in Musa (Eksik), Başkonak köyünden Mevlüt Çavuş (Gürsever), Aşağı Kurudere köyünden Âşık Yaşar, B.Tuğluk köyünden Mustafa Ertorun, Emirdağ ilçe merkezinden Pınar Halaç, Halil Aydemir, Halis Erenoğlu, Cengiz Akın ve Fakı Edeer'den söz etmeden geçemeyeceğim.

Bize ayrılan zaman dilimi içinde; çoğu kez can kulağı ile dinlediğimiz, ezgileriyle coştuğumuz, büyüsüne kapıldığımız, sırrını çözmeye çalıştığımız, kısaca onunla büyüdüğümüz Emirdağ türkülerinden tema ve motifler sunmaya çalıştım.

Sayısı oldukça fazla olan Emirdağ türküleri üzerinde bu güne kadar gerek derleme ve gerekse teknik bakımdan yeterli bir çalışma yapılmış değildir.

Şekil, anlam, tavır ve ezgi yapısıyla birçok zenginliklere sahip Emirdağ türkülerinin araştırmacılar tarafından ilmi anlayışlar içerisinde incelenmesini dilerken; sözlerimi Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun aşağıdaki dizeleriyle bitirmek istiyorum.


"Şairim,
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak sesinden tanırım…
Ne zaman bir köy türküsü duysam,
Şairliğimden utanırım".



1 
Dizdaroğlu, Hikmet, Halk Şiirinde Şekil ve Türler, S. 102
2  Esen, Ahmet Şükrü, Anadolu Türküleri, S. 22





 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]