ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara
tavsiye edin
muhabbet

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 

     Gizli Halk Musikisinin Hakiki Karekteri Ladinidir*         

                         Vahid Lütfi Salcı

      
       Benim tetkiklerim üzerine hasıl ettiğim kaanaata göre şimdiye kadar Türkiye'de kullanılmış ve hükmü­nü icra etmiş olan musiki nevileri şunlardır :

1-Osmanlı pasaportu verilmiş ve Türk etiketi yapıştırılmış (Şark musikisi),

2-(Garp musikisi),

3-Başta Mevleviler olmak üzere Rufai ve Ka­diri gibi tarikatların kullandıkları (şehir açık tekke musikisi),

4-Şark musikisinden müteessir olan şehir Bek­taşilerinin kullandıkları (şehir gizli tekke musikisi),

5-Köylerdeki Mevlevi, Rufai ve Kadiri tarikat mensuplarının şark musikisinin biraz daha basitlen­dirilmiş şekli olan (köy tekke musikisi),

6-Mevzuumuzla sıkı sıkıya alakadar olan ve öz Türk musikisi sinesinde yaşayan (açık halk musikisi),

7-Dava ve mevzuumuzu ifade eden (gizli halk musikisi),

 8-İçimize sonradan girmiş olmakla beraber halk tarafından pek çok şükran ve minnetlerle kar­şılanan ve zaman zaman hepimizi milli havalarile ağ­latmış bulunan (Şark ve Garp musikisi ile karışık halk musikisi), <<bandolar>>,

9 -Tatlı bir bela gibi sonradan başımıza musal­lat olan (caz musikisi),

      Bunlardan, gizli halk musikisi ilk görünüşte tekke musikisi gibi görünse de bu görüş yanlış bir gö­rüş olur, Gizli halk musikisi, açık halk musikisi ile eş ve kardeş olan ve aynı tarz ve şekil ifade eden ve di­ğer nevilerden büyük farklarla ayrılan Türk alevi, Bektaşi ve kızılbaş musikisidir, öteki tarikatlar ede­biyat ve musiki parçalarına -şekillerine göre- nutuk, semai, ilahi, gazel, devriye gibi isimler vermişlerdir. Bunların en maruf şekilleri (ilahi)dir. Bu ilahiler edebiyatın en çok (semai) şeklindedir, Gizli halk musi­kisi de kendi başına teşkilatlanarak isimler almıştır. Bunun en başlıca ve şöhretlisi (nefes) lerdir. Bu ne­fesler (oturak), (dört köşe), (şahlama) gibi isimlere ve kısımlara maliktir. Ağır nefeslere' (oturak) derler. Bu nevi nefesler ağır usulde olur ve otururken okunur. Biraz hareketli ve canlı nefeslere (dört köşe) derler. Bunlar adeta usulünde biraz oynakça olup muhabbetlerin heyecanlı devrelerinde okunur. Daha oynak ve hareketli nefeslere de (şahlama) derler. Bu tarz, oyun nefesidir. Sema edilirken okunur, çalınır ve oynanır. Bunların hepsinde de açık halk musikisi­nin karakterinin tam kendisi vardır. Edebiyatı da di­ni gibi görünürse de nevi şahsına mahsus ve diğer tarikatlar: ve tekke edebiyatına benzemeyen müstakil
bir halk edebiyatıdır. Nefesler daima (koşma) şeklin­de olur. Semai şeklinde olanları da vardır. Köy gizli halk edebiyat ve musikisinde diğer tarikatların (ilahi) leri okunmaz ve çalınmaz. Okunması ve çalınması günah sayılır. Onlar; kendilerinin dava ve ifadelerini söyleyen ve iddia eden manaları ihtiva etmiş ol­sa da divan edebiyatının ağdalı bir şekli olan (gazel) tarzını da kullanmazlar. Onların edebiyat ve musiki­lerinin şekli yalnız ve yalnız açık halk edebiyatının temiz bir şekli olan koşma şeklidir, Bunlar da nefeslerdir. Nefesler, inanışlarını ve bütün dava ve duygularını, insani, içtimai ve hayali macera ve menkıbelerini ifade ederler. Bunlarda koyu bir tekkecilik ve dincilik değil (davada bürhancılık) vardır :

Zahide aldanma sözü yalandır    Hoca heyetinde haram zadeye 
Her kavli hilafı magzı Kuran'dır    Cehdetme beyhude istifadeye

Cahillere haltı kelam edermiş      Göya ki varisi Peygamber imiş
Allah lanet etsin haram der imiş  Haktan bize ihsan olan badeye

Bu ham ervah vaız kamil olaydı    Dini (harabi)ye kail olaydı
Müslüman olurdu nail oloydı        Şarapla yıkanmış bir seccadeye

Gel güzelim kaçma bizden,          Yadı değiliz eriz biz,
Biz yol ehli kardeşleriz                Erkan içinde yoluz biz

Biz gezeriz halden hale               Söyleniriz dilden dile,
Ko gezelim elden ele                  Taze açılmış gülüz biz

Eğer zahirde batında                 Görünen her sıfatında
Cevheriz sarraf katında              Nadan yanında puluz biz

(Pir sultan)ım ne ağlarsın,           Gözünden kan yaş dağlarsın.
San bizden ateş umarsın            Yanmış od olmuş gülüz biz

       Bu iki örnek iyi tetkik olunursa bunlara koyu bir tekkecilik değil, o vasıta ile. garp harsını kabul ve ona temessül etmiş olan müteassıb sofularla mücade­le eden kayıtsız, alakasız fakat vurucu bir halk ede­biyatı demek caiz olur. 

Bir de deryadil, bazı boş (azade) <<Emrah>> dan ör­nek alalım:

Masevadan geçip nuş eden gelsin        Şerabı aşk ile bir bademiz var
Hakikat pirinden himmetin alsın            Donanmış meclisi amademiz var

Sofi gel aldanma bu nakşı kare            Sen de öz boşıno bir çare are
Bi tekellüf durma ebrü yare                 Bizim o mihrabda seccademiz var

       Bir de, halk ve saz şairlerinden (Aşık) adlı şairin koşmasını verelim. Bu koşma, dediğimiz serbest tekke telakkisine daha açık bir örnektir. Şair, hem yarına, hem de pirine hitap ediyor :  

Yüz çevirme bizden ey gülü rana               Öyle hakikatsiz, pirsiz değiliz.
Bizde de bulunur bir saçı leyla                   Biz de halimizce yarsız değiliz.

Kimsenin hakkında sôz sôylemeyiz              Ehli hakikati zem eylemeyiz.
Öyle her dilbere gönül vermeyiz                 Kanaat ehliyiz, arsız değiliz.

Sana insaf vere Hazreti Mevla                   Niçin açılmazsın ey gülü rana
Bir buse muradım vermedin hala                 Uyurken almayız hırsız değiliz

(Aşık) eyler hakka her dem İbadet              Hak erenlerden alırız beşaret.
Selman Baba gibi sahib keramet                 Erkanımız vardır yolsuz değiliz.

        Bu koşma bazı cönklerde (Gevheri) ye kayıt edil­miştir. Bay Sadettin Nüzhet'in <<Gevheri>> adlı kitabın­, da da Gevheri'ye kayıt edilmiştir. Onlar da <<Selman Baba gibi sahib keramet. yerine <<Hacı Bektaş gibi sahib keramet>> yazılıdır ki şimdilik her iki ihtimali de, varid görmek lazımdır. Koşma, hangisinin olursa olsun, halk şairlerinin tekke telakkisinde sıkı bir, tek­ke ve mezhebciliğe hızlı bir alaka ile bağlı olmadık­larını gösteren bir vesikadır. Çok koyu bir kızılbaş şairi olarak tanıdığımız <<Pir Sultan>> bile :

Allah verdiğini almaz dediler 
Bana verdiğini aldı neyleyim,

    Diyerek kayıt çenberinden fırlamıştır. Hele bun­larda Arap dini, Arap harsı hiç yoktur. Bu nevi edebiyatta bu gizli örnekler pek çoktur. Bunların musi­kileri daha çok dinsiz ve daha çok Arapsızdır. Tama­mile Türk musikisidir. Buna dair de bir örnek verelim:
   
    Geçen (gizli halk musikisinde 'armoni hareket ve alametleri) başlıklı yazımızda örnek olarak verdiği­miz çok sesli beste ve onun sözleri, meşhur <<Pir Sultan>> ındır. Bunun melodisi, İstanbul'da bir çok seneler evvel herkes tarafından söylenen ve şimdi yine birçoklarımızın hatırladığı  <<Çavuş>> türküsünün aynidir. Bu parçada söylenen <<niçin gitmez Yıldız Da­ğın dumanı>> yerine <<çok sallama kasatura fırlar be­linden>> İkinci okunuş da da <<belinden çavuş, belinden, belinden>> ikinci okunuş da da <<belinden çavuş, belin­den, belinden>> ve ekseriya üç defa okunarak üçüncüsünde de <<yandım çavuş. yandım senin elinden derlerdi.

Yıldız Dağı bestesinin güftesi içinde Anadolu Ale­vi kabileleri içinde yaptığım tetkikatta onların ihti­yarları şöyle bir rivayette bulunuyorlar :

Pir Sultan'ı Hızır Paşa asmak için takib ettirir­ken o, kız kardeşi <<Elif>> ile -bir rivayette- kızı Yıl­dız Dağı'na gitmiş. Şair, vaziyetin fenalığından mü­teessir olduğundan hem derdini döker, hem dağın yüksekliğinden ilhamlar alırmış. İşte o zaman bu ne­fesi söylemiş :

Gelmiş İken bir habercik sorayım               Niçin gitmez yıldız dağın dumanı?
Gerçek erenlerden haber alayım                Niçin gitmez yıldız dağın dumanı

Hateminin al kırmızı taşı var                     Niçin gitmez yıldız dağın dumanı?
Ben de bildim ne talihsiz başı var              Bahçesinde bülbül sesli kuşu var
                                                         Dost yüzü görmeyen düşman bilinür

Benim şahım al kırmızı bürünür                 Niçin gitmez yıldız dağın dumanı
Mürşit cemalinden Ali görünür                 Niçin gitmez yıldız dağın dumanı

Ben de bildim şu dağların şahısın              Nice yücelerin yüzü mahilisin
Abdal (Pir Sultan)ın seyrangahısın            Niçin gitmez yıldız dağın dumanı
                                                        Dumanı Elif. dumanı. dumanı 

        Pir Sultan hem bu nefesi söyler, hem de Elife hi­tap edermiş. Manzumede nakarat olarak bulunan <<Ni­çin gitmez Yıldız Dağın dumanı>> mısraının ikinci okunuşunda Elif'e hitabla; <<Dumanı Elif, dumanı, dumanı dediğinden bütün Alevi kabileleri de böyle okurlardı. Bu itibarla gerek beste ve gerek güftenin söylenişi <<çavuş>> türküsü ile karakteristik bir birlik ifade etmektedir. Yıldız Dağı bestesi ve nefesi daha eski olduğu için Çavuş türküsü bestesinin, açık halk musikisi ile sıkı sıkıya alakalı olmasından dolayı, Yıl­dız Dağı bestesinden müteessir olmuş olduğu ve onu yadırgamadığı şüphesizdir. Bunun gibi bir çok gizli halk musikisi bestelerinin dışarıya sızmamış ve işitilmemiş olmalarına rağmen -hele o devirlerde- açık halk musikisi bestelerinin dışarıya sızmamış ve işitil­miş olduğu anlaşılmaktadır.

 

 

*Ladini: Din dışı
 

 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]