ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 


    
Halk Çalgımız "Bağlama" ve Yapım Ustalarımız

Attila Obruk*
 

    
    Bağlama yapım ustaları, bağlama yapımı üzerinde yüzyıllarca uğraş vermişlerdir. Büyük çoğunluğunun okuma ve yazması olmayan bu sanatçıların matematik,fizik,biyoloji,ağaç bilimi ve benzeri bilimsel eğitim ve bilgilere de sahip olmadıkları bir gerçektir. Zaten bunları edinecek imkanlar da yok idi o tarihlerde.

Bu şartlar altında, “deneme yanılma yöntemi” ile bağlamamızı geliştirmişler ve bugünlere taşımışlardır. Hepsinin bu emeklerini rahmet ve saygı ile yad ediyorum.

Onların bu gün ki haline getirdikleri bağlamayı, bu gün ki teknolojik değerler açısından incelediğimizde, onların “yolun büyük kısmını katettiklerine” şahit oluyoruz.Küçük detaylar dışında doğru olanı keşfetmişlerdir. Ağaç bilimini bilmemelerine rağmen yine ayni yöntemle doğru ağaçları tespit etmişler ve hangi ağacın nerede kullanılacağını bulmuşlardır.Oyma bağlama yapımı yanısıra yaprak/dilimli bağlamayı da icat edenler yine eski ustalarımız/atalarımızdır. Döş tahtasının yanlarına konan yanak/tırnak tahtası ve kapak bombeleri, orta eşik/köprü yerinin tespiti, burguluk kısmının sapa göre eğik olması ve tekne arkasına açılan ses deliği de onların keşfidir. 1960 lara gelindiğinde bağlamanın geldiği konum bu idi.İşte bu ve buna benzer pek çok özellik bizim bağlamamızın ses rengini/lezzetini oluşturmuştur.

Atalarımız olan bu ustaların yaptığı bağlamayı Türk ulusu yüzyıllardır çalmaktadır.
Bağlamanın kendine has bir ses rengi vardır.Bu ses rengi bağlamanın yapım özelliğinden kaynaklanır ve bizler bu sesi severiz.

Bu iş yemek yapmaya benzer. Geleneksel yemeklerimizin kendine has bir lezzeti vardır.Biz bu lezzeti severiz. Şayet bu yemeklerin malzemesi ve yapım şeklinde bir değişiklik yapılırsa, bu bir yemek olabilir belki, ama bizim bildiğimiz yemek olmaktan çıkar ve biz çok sevdiğimiz o lezzeti alamayız.

İşte halk sazımız olan bağlamanın sesinin de bir lezzeti/rengi vardır.Birileri kalkıp bu lezzeti bozacak bir bağlama yaparsa, bu bizim folklorumuzdaki bağlama olmaz, başka bir çalgı olur. İşte bu nedenledir ki bağlamamızın kendine has özelliklerini bozmamamız gerekir.

Burada çok önemli bir gerçeği dile getirmek isterim:
Son yıllarda bazı kimselerin eski ustaların çalışmalarına dil uzatmakta olduklarına şahit olmaktayız.

Tamamen ticari maksatlı ve şöhret olma odaklı bu karalamaları şiddetle kınıyor ve bunu bir ihanet kabul ediyorum.

Bunların içinde hocalık yapanları bile görmek, bizleri üzmektedir.

Gelişmiş ülkelerin bulduğu ve kendi çalgılarında kullandığı teknolojik verileri onlardan kopye edip ve eski ustaların bilgileri de üzerine ilave ederek, bağlama yapım teknolojisinin mucitleri olarak kendilerini topluma tanıtmaktan da çekinmemektedirler. Kaldı ki ortaya attıkları yapım teknolojisi ve ağaç bilimi ile ilgili bilgilerin büyük çoğunluğu eski ustaların keşifleri ve eserleridir..

Bu şahıslar oyma bağlamayı karalarken, dilimli bağlamayı da “sanki kendileri icat etmişçesine” bir tavır içine girmektedirler. Atalarımızın ses zenginliği için teknenin arkasına açmış olduğu ses deliğini, köprü yerinin tespitini,burguluk kısmının eğimini bile “kendi icatları” olarak anlatmaktalar ve atalarımızın el emeğine iftira ve ihanet etmektedirler. Ses/göğüs tahtasına verilen iki farklı bombe de yine eski ustaların eseridir.Bunu da karalıyor ve düz bir göğüs tahtasını savunuyorlardı. Lakin bu yanılgılarını sonradan anlayıp yan çizmek zorunda kalmışlardır.

Hani bir atasözü vardır “El atına binmiş caka satıyor” diye. Bunlar da eski ustaların emeklerini kendilerine maledip caka satmaktadırlar.


BAĞLAMADAKİ SORUNLAR ve YOZLAŞMALAR

Tekne ölçüsündeki önemli eksiklikler:
Tekne ölçüsünde bilinen ölçüler, teknenin en derin yerinin ölçüsü, en geniş ağız/kapak ölçüsü ve de tekne form boyudur.
Kaldı ki tekne bir dikdörtgen olmayıp,armudi biçimdedir.
O halde en ve derinlik olarak bilinmesi gereken ölçülerin sadece 2 adet değil, çok daha fazla olması gerekmektedir. Olmaması halinde eksik kalmış demektir. Bunun sonucu olarak da ayni form boyuna sahip, çok farklı tekne biçimleri ortaya çıkmaktadır.
Not: Bendeniz, bu konu üzerine yıllarını vermiş bir kişi olarak, çalışmalarıma devam etmekteyim. Nihayet bu konuda bilinmesi gereken ölçülerin tesbiti hususunda, çalışmalarımın sonuna yaklaşmış bulunmaktayım.

Eşik adlarındaki yanlışlık:
Üst eşik ve dip/alt eşik tabirleri doğru söylenirken, göğüs tahtası üzerinde, tellerin üzerinden geçtiği küçük ağaç parçaya “orta eşik” denmektedir.Bu tabir yanlıştır.
Doğrusu “köprü” olmalıdır. Malumunuz “eşik” tabiri giriş ve çıkışlardaki yüksekliklere denir. (Kapının eşiği gibi). Köprü ise ortadadır ve gerçekten köprü görevi görmektedir.Bu nedenle, eski ustaların köprü tabiri tamamen doğru bir ifadedir. Ayrıca bunun değiştirilmesinin de bir faydası yoktur.

Bağlama ailesindeki “bağlama ve tanbura” adlarının ters söylenmesi:

Bağlama tekne boyutları, 20 ile 53 cm arasında değişmektedir.1/2 santimlik farklı ara ölçüler dikkate alındığında yaklaşık 60 değişik boy ortaya çıkmasına rağmen genelde 6 boy bağlama kullanılır.Hatta “meydan sazı” kullanımı da iyice azalmıştır.
Bu arada Bağlama ve Tanbura kelimeleri ters kullanılmaktadır.Doğru diziliş şöyledir:

22-26 arası "Cura",
32-38 arası "Bağlama"
40-44 arası "Tanbura"
45-47 arası "Abdal "
48-50 arası "Divan"
51-53 arası “Meydan”…… olarak adlandırılır.

Tekne yapımında “boğazlı tekne” denilen,sapa gittikçe bir boğaz/kavis yapan tekneden alınan ses, daha lezzetli ve kökenine/aslına uygun olmaktadır. Bu bizim geleneksel ses rengimizdir.Bu usul halihazırda Orta Asya Türk toplumlarında da kullanılmaktadır.

Üst telin eksiltilmesi:
Bağlamanın üç sıra halindeki tel grubu, üst tel grubu bir tel(dolayısı ile bir burgu) eksiltilerek iki adet tele indirilmiş ve burgu sayısı da 8 den 7 ye düşmüştür. Bu da bir yanlış uygulamadır.

Bağlamanın sapının kesilerek kısaltılması:
Bağlamanın yaklaşık üst Re perdesi kısmından kesilerek sapının kısaltılması, bağlamaya yapılmış bir ihanettir. Hiç kimse halk sanatına keyfine göre müdahale edemez.Halk sanatı yüz yıllar boyu elden ele halkın bünyesinde gelişir. Kişisel değişikliklere maruz kalmış olan bir ürün halk sanatı değil, kişisel bir ürün olur.
Bu şekilde sapı kısaltılan bağlama ile yöresel tavırlarımız çalınamadığı için, bu tavırlara has lezzet de ortadan kalkmıştır. Ayrıca Sapın kısaltılmasını takiben normal bağlamaya da “uzun sap” adı verilmektedir.Bu da bir ihanettir. Çünkü bağlamamızın boyu uzamamış,ayni yerinde durmaktadır.Onun adı “uzun sap bağlama değil, sadece “bağlama”dır.

Oyma Bağlama yapımının bir “ağaç katliamı” olarak nitelendirilmesi.
İnsan hayatında ağacın kullanım alanlarını uzun listeler halinde sıralamak niyetinde değilim.
Sadece bir kaç örnek vermekle yetineceğim.
Efendim, inşaatta kullanılan ağaç miktarı, kağıt yapımında kullanılan ağaç miktarı, ısınma gayesi ile yakılan ağaç miktarı, pek çok sanatsal alanda kullanılan ağaç miktarı, mobilya sanayiinde kullanılan ağaç miktarı ve daha sayabileceğim yüzlerce ağaç kullanım alanını göz önüne getirin. Bu, milyonlarca ton ağaç tüketimi demektir.

Şimdi gelelim oyma bağlama yapımında kullanılan ağaç miktarına.

Düşünün, dünyada milyonlarca ton ağaç kullanılırken, bu tüketimin ancak trilyonda biri ağaç, “oyma bağlama” yapımında kullanılmaktadır. Ayrıca oyma bağlama bir halk sanat esri ve bizim kültürümüzdür.Bir eseri meydana getirmek için ağaç kullanılmaktadır.Telef edilmemekte, aksine nesilden nesile miras kalacak bir eser meydana getirilmektedir.
Peki neden bazıları “oyma bağlama gibi bir halk çalgımızın/sanatımızın yapımına “ağaç katliamı” suçlamasını yakıştırmaktadır? Acaba bunu söyleyenlerin evinde mobilyası, binalarında ahşap doğraması, yok mudur. Kitapları ve kağıt kullanmıyorlar mı? Ya da şöminesinde, mangalında çatır çatır ağaç yakmıyor mudur?

Elbette vardır. Hatta çok daha fazlası da vardır.

İşin gerçek boyutu bu iken, neden bu suçlama ve aşağılama yapılmakta ve atalarımızın bugünlere taşıdığı, milli çalgımız olan oyma bağlamamıza, laf söylenmektedir. Bunu bir ağaç katliamı gibi göstermek istenmektedir.
Çalanların/icracıların ses kalitesi ve rengi açısından tercih ettikleri oyma bağlamadır ve bu tercih sebebi de yanlış değildir.

Katliam gibi bir suçlamanın, kişisel menfaatler nedeni ile yapılmakta olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Kaldı ki yaprak bağlama da ağaçtan yapılmaktadır.

Ülkemizdeki ağaç tüketiminin içinde, oyma bağlama yapımında kullanılan ağaç miktarı son derece küçük bir bölümü kapsar.
Gelişmiş ülkeler sırf bu iş için ağaç üretmektedir. Böylece ağaçların yok olmasının önüne geçilmekte, hatta fazladan ağaç yetişmiş olmaktadır.Kullanılan her bir ağaç yerine yüzlerce ağaç dikilmektedir. Şayet gerek devlet eli ile gerekse özel teşebbüsler vasıtası ile böyle bir tarıma yönelirsek kimsenin söyleyecek sözü kalmayacak ve bu çatlak sesler de susacaktır.

Bir Türk Sanatı: Oyma Bağlama
Milletlerin kendilerine has sanatları vardır ve her millet kendi sanatına sahip çıkmakta, onu koruyup muhafaza etmekte ve onun yok olmasına müsaade etmeyip, devam etmesi için elinden gelen her türlü çabayı göstermektedirler.
Oyma bağlama yapan ustalarımız, işte bu karalamalar ve sahip çıkmamamız nedeni ile yok olup gitmektedir.
Bu konu son derece önemli bir milli meseledir.
Bizlerde bu hususta ayni sadakat ve ciddiyet içinde hareket etmek zorundayız.
Oyma bağlama gibi “son derece kıymetli” bu sanatımızı, birtakım mihrakların düşmanvari sabotajlarına bırakmamalı , ona sımsıkı sarılmalı,sahip çıkmalı, devamı için çaba ve emek sarfetmeliyiz. Bu bir milli görevdir.



*) Araştırmacı, Ekonomist, TRT eski müzik prodüktörü.
 

 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]