ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 

 
   
HALK MÜZİĞİ ESERLERİNDE HAK SAHİBİ TESPİT ÖLÇÜLERİ NASIL OLMALIDIR?

Dr. Halil ATILGAN
 

    
Koşar telden tele dökülür saza / Ben beni söylerim türkülerimde
Özlem çağıl çağıl aşk yığın yığın / Ben beni söylerim türkülerimde

Gah Emrah olurum dert ile dolan / Gah bir Köroğlu'yum dağlarda kalan
Seyrani Sümmani Karacaoğlan / Ben beni söylerim türkülerimde diyen

Halil Soyuer;

Karalardan kara aklardan aktır / Sararmış ayvadır yeşil yapraktır
Benim sadık yarim kara topraktır / Bu türküler bir gün öldürür beni

Sazımı elime aldım alalı / Nerde güzel görsem başım belalı
Emir Dağı birbirine ulalı / Bu türküler bir gün öldürür beni

Türküyle kavruldum türküyle yandım / Türkü çığırmayan dilden usandım
Gide gide bir söğüde dayandım / Bu türküler bir gün öldürür beni

Diyen Çukurovalı Aşık İmami türkülerimizin bizi anlattığını, kültürümüzde çok önemli bir yeri olduğunu ilmek ilmek işleyerek sazla sözle dile getirmişlerdir.

Biliyorsunuz ki kültür; milletleri millet yapan ana öğelerden biridir. Türkülerimiz de onun şah damarıdır. Onun için de milletimiz sevdasını, aşkını, gurbetini, hatta sevgiliye sitemi dahi türkülerle dile getirmiştir. Kısaca bir sevdasıdır türküler. Burcu burcu toprak kokar, kır çiçeği kokar. Kızılırmak'ın çağlayışı, aşılmaz dağların esrarı gizlidir onlarda. Ana kucağının sıcaklığı vardır. Sevdaların dumanı yükselir. Kavuşamayanların sevdası siyim siyim gözyaşı olur türkülerde. Türkülerimiz; bazen Kütahya'nın pınarları gibi akışır. Bazen de Mert dayanır namert kaçar / Meydan gümbür gümbürlenir diye haykırır. Bu haykırış Ege'de zeybek, Orta Anadolu'da bozlak, Gaziantep'te Barak, Erzurum'da "Yandı canım tende ey ruh-i revanım bir su ver", ya da "Dün gece yar hanesinde yastığım bir taş idi" diyerek, yar hanesinde yastık yerine, taşa konulan bir başın ifade ettiği mistik bir derinlikle nağmeleşir.

Onun için biz de hep kendimizi söylemişiz türkülerde. Türküyle yatmış, kalkmış, onunla yunmuş arınmışız. Hasılı insanımızın duygu ve düşüncelerinin dile gelme aracı olmuş türkülerimiz. Büyük Usta Aşık Veysel "Sazım ben gidersem sen kal dünya da / Gizli sırlarımı aşikar etme" diyerek bunu doğrulamış. Bağlamanın dertlerimize yoldaş, türkülerimizin de iyi bir sırdaş olduğunu açıkça ifade etmiş. Halkımızın yaşama mücadelesinin dile ve tele yansımasını sağlayan bir ayna, milletimizin gönül bahçesinin gülleridir türkülerimiz. İşte hayatımızla iç içe olan türkülerimiz koyunlarını otlatan çobanın sesinde ve kavalında dile gelmiş, sürüsünü bile yaptığı müzikle haylamıştır.

Hayatımızın bir parçası olan türkülerimizin ciddi olarak derlenmesi, kayıtlara geçmesi de cumhuriyetle başlamış. Bunun öncülüğünü de ülkemizin ilk ciddi müzik kurumu olan Darül Elhan yapmıştır. Darül Elhan, yetiştirdiği musikişinaslarla, sanatçılarla, yaptığı hizmetlerle, geçmişi günümüze taşıyan önemli bir köprüdür. 1912 yılında Maarif Nezaretine (Milli Eğitim Bakanlığı) bağlı olarak İstanbul'da kurulmuş, İstanbul Konservatuvarı'nın da ilk adı olmuştur. Zaman içerisinde İstanbul Belediye Konservatuvarı olarak ad değiştiren kurum, daha sonra da İstanbul Üniversitesine bağlanmıştır[1]. Darül Elhan resmi derleme çalışmalarının başlamasını sağlayan ilk ve tek kuruluştur.

Türkülerimizin derlenmesiyle ilgili düşünceler 1920 yılı başında olgunlaşmış. 14 sorudan oluşan bir anket hazırlanarak 1922 yılının ekim ayında uygulamaya konulmuş. Anket vasıtasıyla toplanan ezgiler de 2 defter halinde yayımlanmıştır. Darül Elhanın ilk resmi derleme gezisi ise; 1925 yılında Seyfettin Asaf ve Mehmet Sezai kardeşler vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir. Bu iki kardeşin Batı Anadolu'dan derleyerek notaya aldıkları halk ezgileri de "Yurdumuzdan Nağmeler" adıyla 1926 yılında yayımlanmıştır. Derlemelerin sağlıklı olmadığı görülünce, fonograf kullanılarak derleme çalışmalarının yapılmasına karar verilmiş. Avrupa'dan fonografın gelmesiyle 31.7.1926 tarihinde Darül Elhan heyetinin ilk fonografla derleme gezisi de gerçekleşmiştir. Bu çalışmadan sonra Darül Elhan 1927, 1928, 1929 yılarında üç derleme gezisi daha gerçekleştirmiş. Tespit edilen halk ezgileri bu kez de 12 defterde toplanarak yayımlanmıştır. Yayımlanan halk ezgileri de ilk defa yazılı kaynaklara geçmiş ve de bizlere kadar ulaşmıştır. Böylece ülkemizde ilk resmi derleme çalışmaları da başlamıştır.

Gerek Darül Elhan'ın, gerekse diğer derleme çalışmalarında tespit edilen halk ezgilerinin elbette bir yakımcısı, yaratıcısı vardı, yoktan var olmamıştı. (Eğer o zaman MESAM kurulmuş, işi de böyle sıkı tutmuş olsa idi sanırım yapılan her türkünün bir sahibi olacaktı.) Var olanlar derlenerek bizlere ulaştırıldı. Ulaştırılmasaydı şimdi söylediğimiz türkülerin bir kısmı ortaya çıkmayacaktı. Demek ki bir halk ezgisinin derlenip bize ulaşmasında; halk, kaynak kişi, derleyen ve notaya alan olmak üzere dört ana unsur bulunmaktadır. Buna göre de, ortaya çıkan ezgi de 4 ana unsur hak sahibidir. Bu inkar edilmez bir gerçektir. Çünkü emektir. Hem de oldukça meşakkatli bir emek. Ülkemizde bu meşakkatin karşılığı hiçbir zaman kale alınmamış, müzik piyasası da bu ezgilere anonim demekle yetinmiştir. Hatta anonim olmayan ezgiler dahi, TRT repertuvarına geçmesi için derleme gibi gösterilmiş. Sonuçta MESAM kayıtlarında bestecisi ve söz yazarı belli olan ezgiler TRT repertuvarında anonim türkü olarak karşımıza çıkmıştır.

Burada anonim ve beste türkü değerlendirmesini de açmak gerekir. Ben, Kültür Bakanlığı (HAKAD) Halk Kültürlerini Araştırma Geliştirme Dairesi Başkanlığının 8-11 Mayıs 1991 tarihinde Antalya'da düzenlediği IV. Milletler Arası Türk Halk Kültürü Kongresinde sunduğum "Halk Müziğinde Beste ve Anonimlik Meselesi" adlı tebliğimde bu konuya çok geniş yer vermiştim. Adı geçen tebliğimde: "Türkülerimiz kaynağından çıktığı gibi kalmamış, halkın dilinde telinde nakış nakış işlenerek, özümlenerek, yorumlanarak yeni boyutlar kazanmış, çeşitli değişikliklere uğrayarak ferdiliklerini kaybetmişler, derleyiciler aracılığı ile de bizlere ulaşmışlar.

Türkülerimizin bu zaman dilimi içerisinde uğradığı değişiklikler folklorik oluşum (Anonim olma) dediğimiz evreyi meydana getirir. Folklorik oluşumun meydana gelmesini sağlayan en önemli faktörde o zaman da iletişim araçlarının olmayışı, iletişimin dil ve tel aracılığı ile gerçekleşmiş olmasıdır. İşte bu özellik ferdi olan türkülerimizin anonim olmasını sağlamış, anonimlik ilkesi de türkülerimizin vazgeçilmez ilkesi olmuştur.

Cumhuriyet dönemi Türkiye Ansiklopedisinin 6. cildinin 1482. sayfasın da Merhum Nida Tüfekçi'nin hazırlamış olduğu bölümde halk müziğinin özellikleri aşağıdaki gibi sıralanmış.

1. Sahibinin bilinmemesi
2. Halk tarafından benimsenip onun ifadesine bürünmüş olması
3. Kulaktan kulağa verilmek suretiyle hayatını sürdürmesi
4. Gelenek haline gelmesi
5. Zaman içerisinde derin bir geçmişe sahip olması
6. Halkın ortak malı olması
7. Mekan içinde yaygın olması
8. Yöresel dil ve müzik özelliklerini bünyesinde taşıması
9. İddiasız olması
10. Kişisel yapım olmaması"


Bu tespitlere göre MESAM kayıtlarındaki halk ezgilerini, Sahibi Belli Olan Türküler, (Beste Türküler ya da Aşık Müziği) Anonim Türküler diye iki grupta toplayarak hak sahiplerini belirlemek, bu değerlendirmeye göre de telif haklarını ödemek gerekir. Beste türkülerin telif ücretleri, diğer beste ve söz yazarlarına uygulanan miktara eşit olmalıdır. Kısaca, bir şarkı vb. benzeri eserlere uygulanan telif hakkı, söz ve müziği belli olan türkü sahiplerine de aynen uygulanmalıdır. Demek oluyor ki; ölçüleri ortaya koymak için MESAM'ın önce türküleri sınıflaması, sonra da hak sahiplerini belirlemesi gerekir. Hak sahiplerinin kesin tespiti yapılmadan beyana göre telif hakkı ödemek adaletli bir davranış değildir. Neden adaletli olmadığını birkaç örnekle anlatmaya çalışalım.

TRT repertuvarına benim kazandırdığım bir türkü vardır. "Gide gide bir söğüde dayandım / O söğüdün allarına boyandım." Bu türkü TRT TV’ nunda merhum Nida Tüfekçi ve Şerif Baykurt' un hazırlayıp sundukları 'Türkülerimiz ve Oyunlarımız" adlı programda ilk defa 27. 3. 1977 tarihinde tarafımdan çalındı ve okundu. Sonra da, notası Nida Hoca tarafından yazılarak TRT'ye verildi. Türkü:

Yöresi : Orta Anadolu
Kaynak Kişi : Halil Atılgan
Derleyen : Nida Tüfekçi
Notaya Alan : Nida Tüfekçi
Repertuvar No : 1925

olarak TRT repertuvar kayıtlarına geçti. TRT de uzun zaman türkünün yöresi Orta Anadolu olarak anons edildi. Sonradan benim Adana Karaisalı'dan olduğum tespit edilmiş olacak ki: Türkünün yöresi, Adana / Karaisalı olarak düzeltildi. Doğrusu nasıl düzeltildi onu da bilmiyorum.

Türkü 1980'li yıllarda çok ünlendi. Kasetlere okundu. 1987 yılında yılın türküsü olmayı kıl payı kaçırdı. Tabii bizler bu tür incelikleri bilmediğimiz için, telif hakkını da hep Sabahattin Sağbaş aldı. Sabahattin Sağbaş türküye nasıl sahip çıktı. Nasıl, "Bu türkü bana aittir. Telif hakkı da benim olacak" dedi. Bilemiyorum. Orası meçhul. Ama çok iyi bildiğim bir gerçek var. O da türkünün Sabahattin Sağbaş'a ait olmadığıdır.

Bu türkünün kayıt ve tescilinin Sabahattin Sağbaş' ın üzerinden düşmesi için, Avukat, Şair ve Yazar Şemsi Belli'ye vekalet vererek konunun yargıya intikal ettirilmesini sağladım. Dostum Şemsi Belli hadiseyi yargıya intikal ettirmişti ki, ömrü vefa etmedi. Kendisi, kısa bir müddet sonra vefat etti. Bu sefer de MESAM'a müracaat ettim. Birkaç defa da yazışmamıza rağmen, maalesef teker hep Sabahattin Sağbaş tarafına döndü. Şimdi girin MESAM'ın sitesine, türkünün adını yazın, hemen karşınıza Sabahattin Sağbaş çıkacaktır. Bu gerçektir. Ama acı bir gerçektir.

Sabahattin Sağbaş Tarsusludur. Hatırladığım kadarıyla Gülcan Opelin ilk eşi, Zamanında Sağbaş Plak firmasının da sahibi. Kendi firmasına yaptığı plak kayıtlarının çoğuna söz ve müzik Sabahattin Sağbaş yazdıran biri. Hatta günümüzde yeniden ünlenen söz ve müziği Azeri besteci Ali Ekber Tagiyev'e ait;

Ellerini üzüp menden
Yarim bir baş geder oldu
Can deyip can eşiderdik
Bu ayrılık neden oldu

Dizeleriyle başlayıp;

Gızıl gülem bes neyem men
Bülbülem kafesdeyem men
Gezirem men gemli gemli
Gören deyir hesteyem men

Öz eşgimle dileğimle
Ayrı düştüm ellerle men
Ancag senden ayrı gezen
Üreh değil beden oldu

Can deyip can eşidirdik
Bu ayrılık neden oldu

dizeleriyle okunan Azeri bestenin sözleri bozularak plak piyasasına geçmiş, Sağbaş Plağa okunan bu Azeri ezginin söz ve müziği plak kayıtlarında Sabahattin ve kardeşi Eyüp Sağbaş adına kayıtlı. Aynı beste Recep Kaymak tarafından Emre Plağa okunmuş. Bu plağın detayında da söz ve müzik Arif Sağ adına kayıtlı.

Bugün bu eser MESAM da kayıtlı mıdır. Kayıtlı ise hak sahibi kimdir, telif hakkı kime ödenmektedir. Onu bilemiyorum. Ama bildiğim; adı geçen bestenin söz ve müziğinin Azeri Bestekar Ali Ekber Tagiyev'e ait olduğudur:

Şimdi de MESAM kayıtlarında sahibi Neşet Ertaş, TRT repertuvarına Kırşehir Türküsü olarak geçen bir başka örnek. Türkümüz: Gova gova indirdiler yazıya. Türkü Darül Elhan tarafından 1928 yılında Niğdeli Ahmet Hulusi'den Ceylan adıyla derlenmiş. Derleme kayıtlarında numarası 2904'tür[2]. Sözler ise şöyle:

Gova gova indirdiler yazıya
Dut ettiler al kınalı kuzuya
İş başa düşünce bakmaz kuzuya
Kaç kuzulu ceylan kaç avcı geldi

Neyin düştü şu ceylanın izine
Kurşun değmiş al kan saçar gözüne
Mor sinekler konmuş ela gözüne
Kaç kuzulu ceylan kaç avcı geldi

Ceylanların ardında olur kuzusu
Koç yiğidin altından olur yazısı
Mememi ister hey ananın kuzusu
Kaç kuzulu ceylan kaç avcı geldi

Şeklindedir. Türkünün TRT repertuvarındaki sözleri ise:

Gova gova indirdiler yazıya
Dut ettiler al kınalı kuzuya
İş başa düşünce bakmaz kuzuya

Kaç kuzulu ceylan kaç avcı geldi
Avcılar elinden kaç kuzun kaldı

Zalim avcı düşmüş gelir izine
Al kanlar akıtmış iki gözüne
Mor sinekler konmuş ah o gözüne

Kaç kuzulu ceylan kaç avcı geldi
Avcılar elinden kaç kuzun kaldı şeklindedir.

Bu türkünün TRT repertuvarında:

Yöresi : Kırşehir,
Kaynak Kişi : Neşet Ertaş,
Repertuvar No : 2099’dur.

(Türkünün MESAM kayıtlarında hak sahibinin Neşet Ertaş olduğu MESAM yetkililerine telefon edilerek öğrenilmiştir. )

Yazılı kaynaklarda adı geçen türkünün sözleri Aşık Kerem adına kayıtlıdır[3]. Koşmanın tamamı 6 dörtlüktür. TRT repertuvarına geçen türküde 3. ve 5. dörtlükler kullanılmıştır. Sözlerde Kerem tapşırması yok. Şiir de aslına uygun değildir.

Sonuç: Gova gova indirdiler yazıya adlı türkünün derlenmesi ve resmi kayıtlara geçmesi 1928 yılıdır. Neşet Ertaş 1938 doğumlu olduğuna göre bu türkünün hak sahibi nasıl Neşet Ertaş olur. Takdir sizlere bırakılmıştır.

Bu konu da vereceğim bir başka örnek de piyasa deyimiyle bir başka Neşet Ertaş türküsü. Bu türkümüz de Acem Kızı. Yani Çırpınıp da Şanovaya çıkınca dizesiyle başlayan günümüzün ünlü türkülerinden biri. Türkünün TRT repertuvar kayıtlarında:

Derleyeni : Osman Özdenkçi
Yöresi : Kırşehir
Kaynak Kişi : Çekiç Ali
Repertuvar No : 2099’dur.

Neşet Ertaş'ın ünlendirdiği "Acem Kızı" türküsünün sözlerine, hak sahibinin kim olduğu, ya da kim olacağı meselesine geçmeden önce, Sn. Bayram Bilge Tokel'in Neşet Ertaş Kitabı, Neşet Ertaş'la Baş Başa bölümünden Sn. Ertaş'ın Acem Kızı türküsüyle ilgili verdiği bilgileri pasaj aktarmak istiyorum[4]. Bu bölümde Sn. Tokel, Ertaş'a soruyor:

"'Bir de şu ünlü' Acem Kızının hikayesini dinleyelim sizden. Selli Yusufun Acem Kızı'na, Avrupaların, Amerikaların kurban olması hikayesini..." Ertaş cevap veriyor:

"Ben çok küçük yaşta şiirler yazardım kendi kendime. Bazı şiirleri pazarlarda satan tellallardan alır türküler yapardım. Bunun bir örneği Zahide'dir. Çiçekdağı'nda, oralarda uzun bir şiir olarak elime geçti. Acem Kızı da böyle bir şansa sahip. Bu da bizim Selli Yusuf’tan duyulan dörtlüklerdir. İki dörtlüğünü ben kendime göre havalandırdım önce. Böylece 45'lik plağa okudum. Benim biliyorsunuz Fransa'da, Belçika'da kız kardeşlerim var. Almanya'da biraderim var. Arada bunları görmeye gelirdim. Biraz da içtiğimiz sıralar bir meyhaneye gittik. Burada böyle yerlere sırf erkekler değil kızlar da gelip gidiyor. Oturuyoruz bir yerde, bir ara baktım ki, kapıdan şah gibi bir kız girdi içeriye. Bütün millet de ona baktı. Yanında kızları olanlar da baktı. Yalnız ben değildim. O havayla barmene oturdu. Tabii yanına gelenler oldu, kendine bir içki söyledi, sağına soluna gelenler oldu, ama kimsenin yüzüne bakmadı, keyfine baktı. Böyle bir havanın bizi etkilememesi mümkün değil. Zaten anadan doğma güzele aşığız. Güzel kim, insan. Eee insanın güzeli erkeğe göre bir kız, kıza göre bir erkektir. Ben Acem Kızı'nı çalarken iki dörtlüğe arada bir dörtlük de ben takmış oldum. Ne Acem Kızının benden haberi var, ne benim ondan. Acem Kızı işte kimi Ayşe, kimi Fatma ad takmadım. Dünyaya insan gelip de aşık olmadım diyen yalan söyler. Ne var ki bu aşkın aptallığını biz yapıyoruz. Aptallık değil, aşkı biz yüreğimizde taşıyoruz" diyerek:

Avrupa kurban olsun kara kaşına
İngiliz Fransız değmez döşüne
Amerika Belçika düşmüş peşine
Bir de Alman kurban bil Acem Kızı

diyerek Selli Yusuf’un Acem Kızına bir dörtlük de kendisinin eklediğini, Avrupa kurban olsun kara kaşına" dizesiyle başlayan dörtlüğün nasıl yazıldığını, Neşet Ertaş işte böyle dile getiriyor. Halbuki şiir ne Telli Yusuf’un, ne de Neşet Ertaş'ındır. Karslı Aşık Canani'nindir. Konuyla yakinen ilgilenen, Mehmet Gökalp "Halk Edebiyatında Hatalı Söyleyişler"[5] adlı makalesinde:

"Kars'a bağlı Selim ilçesinin Sipkor (Yamaçlı) köyünde 1917 doğan Canani'nin adı Ahmet Çelik'tir. Saz şairi Dursun Ceylani'den saz dersleri almış, birçok koşma, güzelleme, ilahiler söylemiştir. Yazın çiftçilik, kışın da kahvelerde, düğünlerde saz eşliğinde koşma, türküler söyleyen Canani'nin ilk defa şiirlerini Türk Folkloru Araştırmaları dergisinde yayınlamak bize nasip oldu. 1980'de İzmir'e göç eden Canani'nin Acem Kızı türküsü yedi hane olup ancak üç hanesi radyo ve televizyonlarda mahlas ve ozanın adı verilmeden okunmakta. Bu da bizim yüreğimize dokunmaktadır" diyerek sitemini dile getiriyor.

Buna rağmen müzik piyasasındaki bant ve CD'lerde "Acem Kızı" türküsünün söz ve müziğinin hala Neşet Ertaş'a ait olduğu yazılarak Aşık Canani'nin ve Mehmet Gökalp'in burnunun direği sızlatılıyor. (Oyun Havaları ve Türküler-Neşet Ertaş- Nostalji: 1. Bayar Müzik Market A.fi. Kültür Dizisi adlı CD 'de Acem Kızı türküsü detayında söz-müzik Neşet Ertaş adınadır. B. Bilge Tokel'in Neşet Ertaş Kitabının 278. sayfasında aynı türkünün söz-müziği: Selli Yusuf / Neşet Ertaş adınadır. Kayıtlar birbirini tutmuyor. Doğru tek olduğunu göre, biz hangisine inanacağız.) Müzik belki Neşet Ertaş'a aittir. Bilemiyoruz. Bu konuda iddiamız yok. Ama tespitlerimize göre "Acem Kızının" sözleri Aşık Canani'ye ait ve de kaynaklarda[ 6]:

Silkinip de Şamova'ya çıkınca
Eğlen Şamova'da kal Acem Kızı
Gerdan domur domur rengin kırmızı
Seherde açılmış gül Acem Kızı

Canım kurban olsun kıymet bilene
Belin ince boyun benzer fidana
Ateşine yandı Tarsus Adana
Getirdin başıma hal Acem Kızı

Silkinip de Şamovaya çıkarsın
Miski amber gül yanağa takarsın
Kaş altından uğrun uğrun bakarsın
Can alır sendeki tel Acem Kızı

Seni saran oğlan neylesin malı
Yumdukça gözünden dökerler camı
Burnu fındık ağzı kahve fincanı
Şeker mi şerbet mi bal Acem Kızı

Amerika kurban olsun kara kaşına
İngiliz Fransız değmez döşüne
Avrupa Belçika düşmüş peşine
Bir de Alman kurban bil Acem Kızı

Yavru şahin gibi ben de döneyim
Yeleli de kıratıma bineyim
Berdül Yaylasından gökçek yanağın
Dudağından akar bal Acem Kızı

Canani aşık da der ki naz olur
Yavaş salın belki sonun hız olur
Mısır haznesini versem az olur
Beni de üstüne al Acem Kızı

şeklinde olup sözler 7 dörtlüktür. TRT repertuvarındaki sözler ise iki dörtlük. Neşet Ertaş'ın kaset ve CD' lerinde aslı yedi dörtlük olan şiirin 1., 4. ve 5. dörtlükleri okunmuş, beşinci dörtlük aynı kalmak kaydıyla diğer dörtlükler değiştirilmiştir. Şiirdeki Şamovası da bu değişiklikten nasibini alarak Şanovası olmuştur. Mehmet Gökalp'e göre Şamovası Kars il sınırları içinde bir ovanın adıdır. Halk şiirinde yer adlarının önemi düşünülürse, Şamovası'nın Şanova'sı olarak kayıtlara geçmesi önemli tahribattır.

Türkünün TRT repertuvar kayıtlarına geçen sözleri ise:

Çırpınıp da Şanova'ya çıkınca
Eğlen Şanova'da kal Acem Kızı
Uğrun uğrun kaş altından bakarken
Can telef ediyor gül Acem Kızı

Seni seven oğlan neylesin malı
Yumdukça gözünden döker mercanı
Burnu fındık ağzı kahve fincanı
Şeker mi şerbet mi bal Acem Kızı

şeklinde olup 2 dörtlüktür.

Bu açıklamadan sonra MESAM, Acem Kızı türküsünün hak sahibini nasıl tespit edecektir. Eğer Acem Kızı türküsünün söz yazarı MESAM kayıtlarında belli ise, şimdiye kadar da telif hakkı ödenmişse; bunun adı yanlış beyanla haksız kazanç elde etmek demektir. Bu haksızlık yetkililerce nasıl düzeltir, hukukçular bunu nasıl değerlendirir, şimdiye kadar ödenen telif hakkı geri alınır mı onu bilemiyorum. Ama bildiğim tek şey bu aldatmacanın ortadan kalkması, Sezar'ın hakkının Sezar'a verilmesidir.

Telif hakkı meselesinde özellikle ele alınması, ve sonuca ulaştırılması gereken ikinci bir husus da daha önce söylediğimiz gibi anonim ve beste olan türkülerin belirlenmesidir. Bu konu da muhakkak bir çözüme kavuşturulmalı. Bunun için TRT ile iş birliği yapılmalı, TRT de anonim olarak kayıtlara geçmiş olan bir türkünün MESAM kayıtlarında da anonim olması sağlanmalıdır. TRT de anonim olarak karşımıza çıkan türkü, MESAM kayıtlarında beste olarak karşımıza çıkmamalı. MESAM da beste, TRT de anonim olma aldatmacasına son verilmelidir. Beste türküler ayrı değerlendirilmeli anonim türkülerden ayrılmalı. Aşık deyişleri ve halk müziği formunda bestelenen ezgiler ayrı bir repertuvarda toplanmalı, beste olan Azeri türkülerde bu ölçü içerisinde değerlendirilmeli, bestecisi belli Azeri türkülerin derleme olarak gösterilmesi aldatmacasına da son verilmelidir.

İşte bu aldatmacayı tespit eden Sn. Yalçın Tura, Türk Musikisinin Meseleleri adlı kitabında[7]: "Ne yazık ki, bilhassa 1940'lardan sonra bu iddia, böl ve hükmet görüşünün ajanları ve yardakçıları tarafından bol bol işlenerek masum zihinler bulandırılmış ve suni bir halk musikisi icracısı, bilhassa radyonun da yardımıyla yaygınlaştırılarak yeni ve ayrı bir tür haline getirilmiştir. Halkın musiki ve zevki üzerinde son derece menfi tesirler yapan bu cereyan, giderek çözülmesi müşkül bir mesele haline gelmiştir. Folklor malzemesi ile ciddi sanat mahsulü arasındaki fark gözden kaybedilmiş, giderek tükenen repertuvar, yeni bestelerin birer derleme gibi sunulmasıyla repertuvar şişirilmeye çalışılmış, hatta bestekarı bilinen, dış kaynaklı yeni mahnılar Kars folklorundan örnekler yutturmacasıyla radyo mikrofonlarına getirilmiş, Kolhoz kahramanı Süreyya için bestelenen şarkı Doğu Anadolu türküsü yapılmak istenmiştir" diyerek ülkemizdeki beste Azeri türkülerle ilgili düşüncesini özetlemeye çalışmıştır. Gerçekten Sn. Yalçın Tura'nın tespitlerine katılmamak elde değil. Zira günümüzde de hala devam eden bu aldatmaca giderek daha da fazlalaşmış, bestecisi belli olan Azeri türküler Türkiye'ye gelerek anonim olmuş, TRT kayıtlarına da anonim türkü olarak geçmiştir.

Şimdi bestecisi belli olan, TRT repertuvarına girerek anonimleşen türkülerden birkaç örnek verelim.

Ana can bağrımı gan eylemişem men : TRT THM repertuvar sıra no 1375, müzik Süleyman Eleskerov'a.

Perşembe gününde çeşme başında : TRT THM repertuvar sıra no 3550, söz ve müzik Aşık Alesker.

Seher seher seyre vardım : TRT THM repertuvar sıra no 2427, müzik Aşık Abdullah Cahan.

Bayram gelir elime elimize : TRT THM repertuvar sıra no 2741, müzik Fikret Emirov.
Size selam getirmişem : TRT THM repertuvar sıra no 2525, müzik Ali Selimi.

Özüne özüm gurban : TRT THM repertuvar sıra no 153 olan müzik Adil Geray.

Kimin ağrıyır canı ( Çay Çay) : TRT THM repertuvar sıra no 1332, müzik Emin Sabitoğlu.

Gara gözün ay badam : TRT THM repertuvar sıra no 1483, müzik Tevfig Guliyev.

Seher vakti sen tarlaya gidende : TR T THM repertuvar sıra no 1801, müzik Seyit Rüstemov.

Eziz dostum mennen küsüp incidi : TRT THM repertuvar sıra no 3889, müzik Kulu Askerov.

Ayrılık ( Fikrinden geceler) : TRT de okunmakla beraber henüz repertuvar kurulundan geçmemiştir. Müzik Ali Selimi'ye aittir.

Dağlar kızı Reyhan : TRT de okunmakla beraber çok popüler olmasına rağmen henüz repertuvar kurulundan geçmemiştir. Müzik Fikret Emirov'a aittir.

Bulağ üste duran güzel : TRT THM repertuvar sıra no 1947, söz ve müzik Aşık Gurban Sadıkov. (TRT repertuvarındaki sözlerin Aşık Elesker tapşırmasıyla kayıtlara geçtiği tespit edilmiştir. )

Dost bağında açılıp gül : TRT THM repertuvar sıra no 1758, söz ve müzik Reşit Şefeg. (Türkünün yöresi repertuvar kayıtlarında Iğdır olarak tespit edilmiştir. )

Esmerim güzel esmer : TRT THM repertuvar sıra no 3143, söz, Mehmet İzzet Hattat, müzik de Abdurrahman Kızılay'a aittir.

Şimdi de TRT repertuvarına geçen, yapımcısı belli olan, bazılarının MESAM kayıtlarında hak sahipleri belli olan türkülerden birkaç örnek sıralayalım.

1. İşte gidiyorum çeşmi siyahım Söz-Müzik Aşık Mahsuni
2. Ahu gözlüm tut elimden Söz-Müzik Aşık Feymani
3. Sultanım Söz A. Karakoç- Müzik Ekrem Çelebi
4. Varıp neylemeli sılayı gayrı Söz- Müzik Dr. Çetin Ünal Özülkü
5. Kanadım deydi sevdaya Söz - Müzik Aşık Mahsuni
6. Gurbette ömrüm geçecek Söz Karacaoğlan-Müzik Atınç Emnalar
7. Bodrum Hakimi Söz-Müzik Mustafa Bacaksız (Bu türkü TRT repertuvarında yöre ekibinden alınmış, derleyen Nazmi Yükselen, TRT THM sıra No: 3592, yöresi ise Muğla 7 Milas'tır) En son örneğimiz de Nem alacak felek benim. Bu türkünün sözleri Hasan Turan'a müziği ise Cemil Demirsipahi'ye aittir.

Bu örneklerle amacımız polemik yaratmak değil, yapımcısı belli olan türkülerin anonim olarak sunulması aldatmacasının ortadan kalkmasıdır. Bu aldatmacanın kalkması için de türkü formunun özelliklerini bünyesinde taşıyan, uçkur peşkir havası cinsinden olmayan eserler muhakkak değerlendirilmeli, türkü sahibinin adıyla da TRT repertuvarına geçmeli ve de yayımlanmalıdır.

Sonuç: Dilerim bu açıklamalardan sonra yetkili kurum ve kuruluşlar hak sahiplerini çok iyi belirler. Belirlenen kuralları uygulamaya koymak için yeni düzenlemeler getirirler. Kişinin, ya da kişilerin beyanıyla telif hakkı ödemek yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi bir takım haksızlıklar getirmektedir. Onun için hak sahibinin beyanı bir komisyon maharetiyle değerlendirilmeli, kesinlik kazandıktan sonra kayıt ve tescili yapılmalı, sonra da telif hakkı ödenmelidir. Bu uygulama yapılırken, derleme türküler de telif hakkı kapsamına alınmalı, kaynak kişiye, derleyene, notaya alana da telif hakkı takdir edilmelidir. Eğer derleme türküler telif hakkı kapsamına alınırsa, beste ve anonimlik meselesinde yaşanan kaos da sanıyorum kısmen çözülmüş olur. Yoksa piyasanın kurdu olan gözü açıklar her zaman her yerde fırsatı en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını bulacaklardır. Uygulama böyle yapıldığında, derleyiciler de beste olan türkülere anonim kılıfı uydurmaktan vazgeçecek, yıllardır süre gelen beste ve anonimlik aldatmacası da böylece sona ermiş olacaktır.


[1] Süleyman Şenel, Cumhuriyet Döneminde Türk Halk Müziği Araştırmaları, Folklor Edebiyat Dergisi S. 4, s. 195.
[2] Yusuf Ziya Demirci, Anadolu Köylerinin Türküleri - Köy Halk Türküleri, Burhanettin Matbaası, İstanbul 1938.
[3] Doç. Dr. Ali Duymaz, Kerem İle Aslı Hikayesi Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma, Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2001.
[4]Bayram Bilge Tokel, Neşet Ertaş Kitabı, Akçağ Yayınları, Ankara 1999, s. 184 - 185.
[5]Folklor Edebiyat dergisi, Mart 1997, S. 9, s. 97.
[6]Emir Kalkan: XX. Yüzyıl Türk Halk Şairleri Antolojisi. Kültür Bakanlığı Yayınları No: 1295, s. 278, Ankara 1991.
[7] Yalçın Tura, Türk Musikisinin Meseleleri, Pan Yayıncılık, Kasım 1998 İstanbul.



 

Kaynak:
MESAM "Halk Müziği Eserleri Sempozyumu"
17-18 Eylül 2005

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]