ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara
tavsiye edin
muhabbet

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 

 
    KONYA TÜRKÜLERİ VE AHMET SEFA ODABAŞI ÜZERİNE

Doç. Dr. Ali Osman Öztürk

     
   Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir”indeki Konya ve Konyalı tanımının ne anlama geldiğini ben Konya’daki hizmetimin on beşinci yılında ayırdına varabildim, dersem yanlış olmaz. Yıllar önce, şimdi müteveffa doktora hocam Prof. Dr. Wilfried Buch, ben Türk ve Alman halk türküleri üzerine tezimi yazarken, bana Konya’da otantik türküler ve türkü dostları bulabileceğimi hatırlatmış, ama ne yazık ki bunu ben yeterince değerlendirememiştim.

   Alman Halk Türküsü Arşivi’nde 1990’da başladığım türkü arşivi projemde 1960 tarihli Issız Yuvalar: Konya Türküleri adlı kitabı da değerlendirmiştim. Benim için ilk sürpriz işte bu kitabın yazarı Konyalı Seyit Küçükbezirci ile tanışmak oldu. Rahmetli Mazhar Sakman ile tanışmak bana kısmet olmadı; ama kadim arkadaşı türkü dostu ve araştırıcısı Süleyman Şenel aracılığıyla değerli oğlu M. Tahir Sakman’ı tanıdım. Yine S. Şenel sayesinde sevgili Nuri Cennet Bey, ve daha sonra da Cenap Kendi Beyefendi ile tanıştık.

   Konya’nın yaşayan türkü hazinesi değerli insanlarından biri de sayın A. Sefa Odabaşı’dır. Tanıyanlar bilir, O çok zarif ve narin bir Konya beyefendisidir. Bir kitap dostudur. Eski kitaplar ve yazmalar içinde Konya’ya ve Konya kültürüne ilişkin ne var ise toplar, eski yazıdan yeni yazıya aktarır; tasnif eder ve zaman zaman gazete ve dergilerde yayımlar.

   Kendisini işte böyle türkü metinleri yayımlayan bir insan olarak tanıdım. Folklor, halk tebabeti, Konya tarihi, Konya çeşmeleri, eski Konya fotoğrafları vs. üzerine ondan bilgi almaya gelen nice araştırıcılar biliyorum. Ben de bu kervana türküler hakkında bilgilenmek için katıldım. Oğlu Yağmur Odabaşı'nın sıcak kilimci dükkânında, çay eşliğinde gelişen sıcak sohbetlerinin tadı tarife gelmez. Anlattıkları aktarma değil, aksine yaşanmıştır.


1. Türkülerin Özelliği 

   A. Sefa Odabaşı’nın türküleri, yukarıda da belirtildiği üzere, yazmalardan (cönklerden) kaynaklanır. Kendisi 70-80 yıl öncesinde yazıya geçirilmiş bu türkülerin bir kısmının öykülerini bilmektedir.

   Burada yer alan türkü metinlerinin önemli bir özelliği olabildiğince yalın ve çekincesiz oluşlarıdır; halk edebiyatının diğer şubelerinde olduğu gibi, metinlerin, geriye doğru gittikçe daha dobra ve açık ifadelerle örülü olduğu görülür. Taşra insanının günlük yaşamında geçerli olan içtenlikli ve doğrudan söylemler bu metinlere yapısal olarak yansımıştır:

Değirmenin dengine,
(Dostum) Döner gendi gendine.
Oğlanın anahtarı,
(Dostum) Kızların firengine.

   Bu tip türküler, toplumda var olan tabulara karşın psikolojik rahatlama sağlarlar. Günümüz için belki büyük ölçüde işlevini yitirmiş olan benzetmeler/mecazlar kuşkusuz eski dönemlerde daha önemliydiler. Duyguların kabul edilebilir bir düzlemde dile getirilebilmesi, ayrıca muhatap alınan kişilerin milliyeti ve dini ile de sağlanmaktadır. Aşağıdaki eski türkü, Konya türkülerinde sık rastladığımız “Urum güzellerinden” “Madam” diye hitab edilen Silleli bir “gavur” kızına yakılmış:

...
Susadım su isterim,
Bana çeşme gösterin (aman),
Çeşme beni kandırmaz,
Bal memeyi gösterin (aman).
Aman benim tavşanım aman
Akşam gel konuşalım aman aman of…

   Bir başka Urum güzeli ise “Alime”dir. Bir Müslümanın bir Hıristiyan güzeline düşkünlüğü, bir başka yerde de dile getirdiğimiz gibi (bkz. Türkü Yazıları, Konya 1995, s. 113 vd. ve 123 vd.), kızın karşı konulamaz güzelliği ile gerekçelendirilir. Bu işte “kaderin parmağı” vardır, biçare aşık, her türlü sorumluluktan kendini sıyırmaya çalışır:

Bir Urum dilberi yaktı yandırdı beni,
Ben yandım aman aman,
Al yanaktan buse verdi kandırdı,
Aman aman Alime 
Bak şu benim halime,
Üflen gelin yangına 
Billah kıyarım canıma of…

   A.Sefa Odabaşı, türkülerini Yeni Konya ve Yeni Meram’da 1995-1996-1997 ve 1998 yıllarında yayımlamıştır. Konya Ticaret Odası’nın yayımladığı İpek Yolu: Konya Özel Sayısı’nda dizinini hazırladığımız Konya türküleri içinde Sayın Odabaşı’nın türkülerini O’nun türkü defterindeki sıralamaya göre vermiştik (bkz. İpek Yolu, Mayıs 1998, s. 331-350). Aşağıdaki türkülerin sırası da aynı deftere göredir. Ancak daha sonra kendi eliyle yeniden yazıp bana verdiği türkülerin sayısı bir fazlasıyla 49 görünmektedir. Sefa Odabaşı, burada Konya türküsü saymadığı ürünleri de dahil ettiğini belirtiyor. Bence bu anlayış, aynı yerden kaynaklanan türküleri biribirinden ayırmamanın daha sonraki araştırmalar için yarar sağlayacağı düşünüldüğünden doğrudur. Ayrıca kaynak cönklerin olabildiğince tanıtılması, daha sağlıklı sonuçlara varabilmek için gereklidir.


2. Türkülerin Listesi

   Sefa Odabaşı’nın defterindeki türküleri burada ilk dizeleri ile vermek istiyoruz. Dizelerin yanına ayrıca Odabaşı’nın türkü başlıklarını da ekledik; çünkü türküler bu başlıklarla bilinmektedir (Parantez içindeki numaralar defterdeki sıra numarasıdır):

Keten gömlek filfili yar (Keten gömlek) (l)
Atımı bağladım ormana yakın (2)
Bilmem hayal midir aman aman bilmem düş müdür? (3)
Çek deveci develerin yokuşa of (Develi) (4)
Hani benim elli dirhem şekerim (Konyalı) (5)
Çaya vardım taş buldum (Çaya vardım) (6)
Süpürgesi yoncadan (7)
Çek deveci develeri yokuşa (Aksaray develisi) (8)
Karamanın yoğurdu (9)
Yeşil olur gemilerin direği (10)
Şu derenin özünü edalım aman aman (11)
Suya düştü gülümüz (Madam) (12)
Çıktım dam başına kandil mi yanar? (Şerif Hanım) (13)
Eşme idi eşme idi (Kesik çayır) (14)
Yıldız akşamdan doğarsın (Yıldız akşamdan doğar) (15)
İstanbullu yarim (Menberi Havası) (16)
Yaylı geldi kapımıza dayandı (Sille Türküsü) (17)
Şu Sille’nin bağları beğim aman aman (Sille Türküsü) (18)
Bir gider de ben ardıma bakarım (Saffet Efendi) (19)
Tosun at yorulur gönül yorulmaz (Tosun at) (20)
Damdan düştüm dalgalanıyorum (21)
Mezar arasında harman mı olur? (Kâzımım) (22)
Eşmekaya’nın da kavakları da gölgeli (Eşmekaya) (23)
Emmiler emmiler vay anam Türkmen emmiler (Emmiler) (24)
Bileydim de Sungurlu’ya varmazdım (Şakir Efendim) (25)
Kara koyun yayılır (Eksik Türkü) (26)
Eğrim büğrüm Bermende’nin yolları (İsimsiz Türkü) (27)
Bindim kavak dalına (28)
Bir Urum dilberi yaktı yandırdı beni (Alimem Türküsü) (29)
Yağlığımda kişnişim var badem var (Uzun Hava: Parsanalılar çağırır (30)
Çeşmelerin bu mudur? (Cemilem) (31)
Meram bağlarıdır benim durağım (Meram Bağları) (32)
Mavi çizme geymiş koncu dizinde (Eksik Türkü) (33)
Ördeğim gölünde yüzmeye geldim (Eksik Türkü) (34)
Çıktım Kozanın dağına (Kozanoğlu) (35)
Meram bağları benim bağlarım (Meram Bağları) (36)
İsfahan’da bir kuyu var (Acemlerin Muhabbeti) (37)
Söyletme beni derdim büyüktür (38)
Çıktım kiraz dalına (Hanende İbrahim Efendi) (39)
Söğüdün yaprağı narindir narin (Hüseyni Türkü) (40)
Kadife yastığım yok (41)
Hani benim sırma saçlı sevgilim (Konyalı) (42)
Turnam nerden geliyor aslım Maraştan (Turnam) (43)
Entarisi mum sırmadan (Kasap Türküsü) (44)
Ey gaziler biz bir gaz aldık (45)
Var varanın sar saranın (46)
Allah bir adama evlat verince (47)
Anamur çölleri yansın yıkılsın (48)
Ah çingenenin o sefası ne hoş olur (49)

   Burada ilk dizeleri verilen türküleri, elinizdeki bu kitapta metinleriyle vermeye çalıştık. Kitapta türkülerin diğer varyantlarına, halen devam etmekte olan Konya Türküleri Külliyatı Projemiz çerçevesinde, değerlendirmeye aldığımız kaynakların elverdiği ölçüde gönderme yapılacaktır. Bu şekilde, Sefa Odabaşı’nın türkülerinin, Konya türkü literatürü içindeki yeri belirlenecektir.


3. Konya Türkülerinin Aslını Bulmak Mümkün mü?

   A. Sefa Odabaşı, bir yazısında Konya türkülerinin "otantiği"ni bulmak gerektiğini belirtir; buna göre bazı türküler "otantik", bazıları ise varyant'tır. Belirtmek gerekir ki, halkbilim böyle bir ayrıma izin vermez. Uzman bir kurul oluşturarak, herkesin elindeki türküyü ortaya koyup, yaşlı kaynak kişiler bulmak biçiminde Odabaşı'nın önerdiği yöntemi kullansak bile, asla bir türkünün aslını bulamayız. Herkesin kullandığı ölçüt subjektif olacak, bulduğumuz türkü biçimi otantik değil suni bir sonuç olacaktır. Bu yöntem 1960'lı yıllarda Almanya'da örneğin Selma Hirsch tarafından denenmiş, ancak bilim adamları tarafından ciddiye alınmamıştır. 

   Bilindiği gibi "otantik" sözcüğü "geçerli, hakiki, inandırıcı" anlamlarına gelir. Türkü'nün "otantik" olanı da halk arasında "tedavül"de, yani dolaşımda olanıdır. Bu nedenle, varyantların her biri halktan, yani sözlü gelenekten derlendiği ölçüde, "otantik"tir ve asıl metin olarak değerlendirilmeyi hak eder. Çünkü, her bir varyantın işlevi, söyleyenin psikolojik haline, söylenen yerin de sosyolojik durumuna göre değişiktir.

   Bugün, TRT repertuvarında bulunan türkülerin aslı, arşivlerdeki bir varyantın (bu genellikle ilk tespit edilen varyanttır) idealize edilmiş biçimine dayanır ve dondurulmuş bir resim gibidir. Türküler beğenildikleri halleriyle folklorize edilmişlerdir; yani satılan folklor ürünü haline gelmişlerdir. Asıl otantik türkü, halk arasında bu haliyle kalmaz, devamlı bir değişime uğrar; zaman ve mekânda yayıldıkça değişime uğraması, yeni varyantların oluşması kaçınılmazdır. Bunda endişelenecek birşey yoktur. Yeni varyantlar oluştukça türküler canlıdır, yaşamaya, söylenmeye devam ederler. Bugün örneğin Almanya'da, bildiğimiz anlamda, yani sözlü kültürden süzülen, intikal eden halk türküleri olmadığı için, varyant oluşumu da hemen hemen yoktur (burada yeni halk türküsü, halk anlatısı vs. tartışmalarını şimdilik dikkate almıyoruz).

   Sonuç olarak; Konya türkülerinin otantiğinin tescil edilmesi gibi bir amaçla yola çıkarsak, hiç bir zaman hedefe ulaşamayız; çünkü türkü, masal, efsane gibi halk edebiyatı ürünleri ancak varyantlar halinde vardır. Alman Halk Türküsü Arşivi, bir halk türküsü için dosya açmak gerektiğinde en az iki varyantı önşart olarak görür. Bu da varyantın önemini ortaya koyuyor.

   Sefa Odabaşı'nın kitabın sonuna eklediğimiz yazılarından birinde (bkz. "Konya'da Söylenen Hovarda Türküleri", Yeni Meram, 23 Ağustos 1997) belirttiği ve ülkemizde yaygın olarak inanılan bir başka hususa daha burada değinmemiz gerekiyor. Odabaşı gibi, çoğu insan türkülerin "anonim" yakıldığı sanısındadır. Almanya'da 20. yüzyılın başından beri yapılan araştırmalar gösteriyor ki, bu doğru değildir; yani türküler anonim yakılmaz. Aslında her türkü herhangi bir şairin (halk şairinin; bu anlamda anonimlik doğrudur) yaratmasına dayanır. Bu kişinin kimliği bazen şu ya da bu şekilde günümüze intikal eder; biz bunları şairleriyle birlikte anarız (örn. Karacaoğlan türküsü, Pir Sultan Abdal türküsü vb.). Çoğu durumda ise söz konusu şair unutulur; yalnızca türkü kalır. O da zaman ve mekân içinde yayıldıkça değişir, değiştikçe yeniden yaşam bulur. Bu noktada Odabaşı ve birçok folklor gönüllüsünün karşı çıktığı değişim, şayet halk tarafından yapılmışsa hoşgörüyle karşılanır, değilse, yani adı belli bir türkücü veya her hangi bir kişi tarafından yapılmışsa kabul edilmez.

   Şimdi neyin türkü olduğunu, neyin olmadığını bilirsek, o zaman sorunu bir ölçüde halledebiliriz. Bir kez TRT derlemeleri de dahil olmak üzere, bugün halk türküsü adına icra edilen çoğu ürün aslında halk ağzından derlenmiş malzemenin stilize edilmiş halidir. Müzik biliminin bazı ölçütlerine göre elde edilmiş genel konsepte uygun türkülerimiz vardır repertuvarlarımızda. Halk türküsü aslıyla ancak halk içinde yaşar. Bizim elimizdeki ise onun bir anlık fotoğrafıdır; biz bu fotoğrafı görmek istediğimiz şekli alana dek rötuşlarız. Öyle zamanlar olmuştur ki, bu rötuşlu fotoğrafa uymayan yeni derlemeleri "o yörenin tavrına uymadığı" gerekçesiyle ayıklamışızdır ya da ilgili kaynak kişiyi o yöreyi temsil edemediği iddiasıyla göz ardı etmişizdir.

   O halde varyantlar halinde (eskiden okuması yazması olmayan, dolayısıyla sözlü iletişime muhtaç) halktan, bir başka deyişle sözlü gelenekten tespit ettiğimiz ezgili manzum ürünler halk türküsü ise, varyantlar sayısınca ortaya çıkabilecek değişimi öncelikle hesaba katmalıyız bu bir. İkincisi, sözlü gelenekten kaynaklanmayan, yani her hangi bir kişinin söylediği türküde tespit edebileceğimiz değişiklik ise folklorun değişken karakterine aykırı düşmez; ancak ortaya çıkan ürünü, tamamen olmasa da halk türküsü kimliğinden uzaklaştırır. Olsa olsa ana malzemesi türkü olan, adını nasıl koyarsak koyalım, yeni bir uyarlama, aranjman vs. söz konusu olur. Pazar, satış vs. kaygısı ile türküyü şu veya bu şekilde değiştirdiği için şarkıcılara kızamayacağımız gibi, onlar da "hakiki" halk türküsü söylediklerini iddia edemezler. Halkbilim neyin otantik değişiklik olduğunu, neyin olmadığını tespit etmekle görevlidir, söz konusu değişikliğin de karakterine göre nazire mi, yeniden yaratma mı, parodi mi, her ne ise ortaya koymalıdır. Değişiklikten korkumuz nerden kaynaklanıyor? Gün gelir de bir kişinin yaptığı değişiklik sözlü geleneğe geçer ihtimalinden mi yoksa yapılan değişiklik genel edebe, anlayışa, geleneğe aykırı düşmesi tehlikesinden mi? 

   Bu noktada "halk" dediğimiz kitlenin zevkine güvenmemiz gerekiyor. Bildiğimiz anlamda türkü kavramına uymayan gelişmeler olacaksa, o zaman oturup "türkü"yü yeniden tanımlamak zorunda da kalabiliriz. Buna hazırlıklı olmalıyız. Herşeyi etkileyen "değişim rüzgarı"ndan türküler de gerektiği kadar paylarını kesinlikle alacaktır, çünkü Odabaşı'nın deyişiyle, türküler kimsenin malı değildir", ama herkesin malıdır. O halde "herkes bildiğini okuyacaktır"!

   Odabaşı'nın varyantları yayınlayarak karşılaştırma imkanı sağlamak yöntemi de doğru bir yoldur. Varyantların en eskisinden başlayarak değerlendirilmesi ise modern folklor bilimine uygun bir çalışma yöntemidir. Ancak uzmanların doğru güftelerin bulunması konusunda yapabilecekleri bir şey yoktur. çünkü bu "çok zor" değil, imkânsızdır. "Doğruya yakın güfteler"in bulunması ise gerçek halk türküsü tartışmalarının ilgi alanına girmez, aksine türküyü satan, bundan kazanç sağlayan kişilerin sorunudur. 

   Folklor eğer falanca kıstasa göre söylenen ya da anlatılan ürünlerden oluşsa idi, folklor olur muydu? Halkbilimin bu tür ürünlere nasıl baktığını bir an için unutarak, istediğiniz doğrultuda ürünler yaratabilir, bunları halka takdim edebilirsiniz. Ama artık folklorun kapısından çoktan çıkıp, başka alanlara, örneğin filoloji ya da edebiyat alanına girdiğimizi farketmemiz geç olmayacaktır.

   Sefa Odabaşı'nın türküleri ağızdan derleme değildir. Bu özellik ise türkülerin değerini düşürmez. Türkülerin alındığı yerler (cönk, türkü defteri) yazılı kaynaklardır. Avrupa'da 1990'lı yılların araştırma konularından biri sözlü gelenek ile yazılı geleneğin biribiriyle karşılıklı ilişkisi idi. Bu araştırmalarda bizim, folklorun sözlü gelenekten kaynaklandığı şeklindeki masumane inancımız masaya yatırılıyor ve yazılı kaynakların sözlü kültürün oluşmasına ne ölçüde katkıda bulunduğu, belgelerle ortaya konulmaya çalışılıyordu. Konya türküleri söz konusu olunca, örneğin yakın tarihten Aşık Şem'i'nin Konya Medhiyesi'nde olduğu gibi, yazılı ürünlerin sözlü geleneğe geçmesi daha bir ayrıntılı ve başka örneklerle araştırılabilir. Konya Baranalarının repertuvarında yer alan türkülerden, özellikle Osmanlıca sözcükler içerenler bu bakımdan ilginç birer malzeme olarak değerlendirilmelidir.

   Bunun ötesinde; sözlü gelenekten derlenip yazıya geçirilen türküler, yazılı olarak (tekrar sözlü geleneğe geçmenin yanında) bu şekilde de yaşamlarını sürdürürler ve şimdiye dek olduğu gibi, bunlara sözlü kültür ürünü muamelesi yapılır. Konya'da, özellikle türkücüler arasında gördüğümüz "benim türküm daha doğru" tartışması işte bu noktada anlaşılabilir. Örneğin Sevgili Nuri Cennet'in okuduğu ve yazılı olarak tespit ettiği türkülerin en doğru sayılmasının en mantıklı ölçütü ve gerekçesi mevcut varyantların eldeki bu yazılı örneklerle karşılaştırılmasıdır. Bu kalıba uymayanlar yanlış sayılacak, uyanlar (yani aynı olanlar) doğru kabul edilecektir.

   Türkü araştırıcılarının üzerinde durduğu "şehir muhiti halk musikisi" çerçevesinde yürütülecek çalışmalarda, sanıyorum, yazılı belgelerin sözlü geleneğe etkisi hususu üzerinde durulmalıdır. Bunun bize sağlayacağı yarar, geç dönem halk edebiyatının kaynaklarının anlaşılması olacaktır.

   Son olarak, burada yer verilen türkülerin hepsinin Konya türküsü olmadığı gibi, Konya türkülerinin sayısının da bu kadar olmadığını belirtmek isteriz. 



 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]