ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 

 
   
OTANTİKTEN KLASİĞE MÜZİK KÜLTÜRÜNDE GELİŞİM-DEĞİŞİM VE KURTARICININ ELEŞTİRİSİ

Yrd. Doç. Dr. Uğur Alpagut*
 

    Kültürlerarası etkileşimin yoğun olduğu günümüzde çeşitli etkenlerle sürekli gelişen,değişen yenilenen bir geçişim alanı söz konusudur. Kimileri bu devinimden rahatsızlık duysa da, Baudelaire’nin saptadığı gibi “modernlik, geçişsel olandır, rastlantısal olandır,diğer yarısı ebedi ve değişmez olan sanatın, yarısıdır.”(Batur 1997:22)

Geçişim süreci ile ifade edilen modernite kavramı, yalnızca yaşanması beklenilen idealler değil, aynı zamanda yaşanmakta olan sürecin sonuçları,etkileri üzerinde yaratıcı tartışmalarla özgün verilere ulaşılması için çaba gerektiren bir durumdur.

Tarihin her döneminde kendini gösteren ve toplum-kültür etkileşimiyle yaşanmakta olan süreci kavrama becerisi sayesinde; sanatçılar, halk sanatçıları ve düşünürler tarafından kültürel bakımdan özgün yaratılar ortaya konulmuştur.

Eleştiri her dönemde kendini göstermiştir. Çünkü geçişim sürecinin eleştirilmesi, çoğu zaman rahatsızlık verse bile, dolaylı ya da dolaysız yaratıcı kitlenin, besleyen ve harekete geçiren kaynaklarından birini oluşturmaktadır.Bu noktada, eleştiren kişilerin her zaman bu sürece ayak uyduramamaları ise modernite serüveninin kaçınılmaz sonuçlarından biridir.

Günümüz koşullarında da kendine özgü bir görünüm kazanan gelişme, yenilenme, değişim ve geçişim olguları, Appadurai’nin terimiyle, küresel kültürün etkisiyle karmaşık,üst üste binen süreçlerden oluşmaktadır.Küresel kültür sürekli bir ayrılma ve yeniden bütünleşme dinamiği taşımaktadır.Bu dinamik içinde küresel kültür, etnik akış, teknolojik akış, finansal akış, medya akışı ve ideolojik akış olmak üzere başlıca beş boyutta akmaktadır.(Alpagut ve Yiğit 2001:8)

Türk Halk Kültürü de bu yapılardan etkilenmekte kendine özgü karakteriyle,sözü edilen hareketliliği kaçınılmaz etkileşimlerle sürdürmektedir. Doğasında her dönem için zengin, derin ve özgün değerler besleyerek gelişen Türk Halk Kültürü, Türk insanın yaratıcı,girişimci ve öz değerlerine dönük olduğu kadar gelişmelere duyarlı yapısıyla günümüze değin hızlı gelişen güçlü bir irade sergilemiştir.

Kuşkusuz, her gelişmenin veya gereksinimin karşısında duran kişiler olduğu gibi, gereksinimleri kendi çıkarları doğrultusunda düzenleyen ve kullanan kişiler de vardır. Yaşadığımız küresel süreçlerin ve akışların etkisiyle tüketim kültürünün baskın olduğu çağımızda, bu gelişmelerin daha da karmaşık ve hızlı biçimde boyutlandığı görülmektedir.

Söz konusu gelişmelerin kaçınılmaz olması halk kültürüne ve onun gereksinimlerine farklı açılardan bakılmasını ve etkili yaklaşımlarla yeni yönelimleri zorlamaktadır.

Belki de bu zorlama bizleri gelişim sürecinde korumacı ve kullanmacı anlayış dışında, yepyeni yaratıcı ve özgün arayışlara götürmektedir.

Çağımızın etkilerini, gereksinimlerini gözeten ve çelişkili tavırlardan uzak kendi doğal sürecini izleyen her türlü deneysel,yaratıcı,köprü kurucu ve özgün çalışmaya saygıyla, sabırla ve eleştirel bakabilmek Türk Halk Kültürünün aslında kendi doğal birikimini oluşturmaktadır. Bazı görüşler önemsenmesi gereken saptamalar yapmamıza olanak veriyor. Halk yapı sanatının folklor içindeki yerine bakıldığında benzer noktalar görülür.

Mimar Cengiz Bektaş’a göre; “Halka, folklora koşut olarak halk yapı sanatı da durağan değil, devingen bir olaydır. Folklor gibi halk yapı sanatı da anonim bir olaydır. Folklor gibi halk yapı sanatı da kolektif bir olaydır. Folklor zaman içinde oluşur, halk yapı sanatı da zaman içinde oluşur. Folklor çeşitlemeye açıktır, halk yapı sanatı da çeşitlemeye açıktır.Folklor, katkılardan korkmaz, halk yapı sanatı da katkılardan korkmaz. Folklor yaşamla birlikte yürür; halk yapı sanatı yaşamın doğrudan yansıtıcısıdır. Folklor, insan yaşamını tümüyle kapsar; halk yapı sanatı, tüm insan yaşamının yeri, oylumdur.”

Bu konudaki görüşlerini sürdüren Bektaş, her dönemde karşılaşılabilecek yaklaşımlar konusunda ise şu saptamada bulunuyor. “Folklor belgeleri olarak halk yapı sanatı ürünlerini kıskançlıkla korumak gerekiyor. Yalnız bu koruma olayı bizi durağanlığa, giderek tutuculuğa götürmemelidir. Sapmalardan kaçınılacaktır.Ama, bozulmaktan korku, değişmekten korkuya varmamalıdır. Değişme olmazsa korkulmalıdır. Günümüzden katkı olmazsa korkulmalıdır. Yalnızca dünü beğenmek, bugünden kaçmanın, yaşayan halkı küçümsemenin ona inanmamanın göstergelerinden biridir.” ( Bektaş 1977)

Seksenli yılların ikinci yarısında ise sürekli gündemde olan “Beyoğlu’nu kurtarmak” düşüncesi yine halk kültürünün doğal gelişimine olumsuz bir şehir ütopyası dayatmasıyla ilginç izlenimler bırakıyor.

Özdemir Kaptan(Arkan) “Beyoğlu (Kısa Geçmişi, Argosu) adlı kitabında o yıllara ilişkin şu görüşlere yer veriyor. “Son yıllarda, yoğun biçimde Beyoğlu’ndan söz ediliyor. Öylesine çok kişi, öylesine değişik neden ve amaçlarla, ‘Beyoğlu’nu kurtarmak ‘ istiyor ki; insan şaşırıyor. ‘ Ne mutlu Beyoğlu’na’ demek zor. Bu kadar çok kurtarıcısı olan varlıkların başına gelenlerin Beyoğlu’nun da başına gelmesi kaçınılmazmış gibi görünüyor.”, “Beyoğlu,trafiği rahatlasın, fuhuş önlensin, üstünden otoyol geçsin diye yıkılmak isteniyor. ‘komprador bir azınlığın simgesidir, bu nedenle yıkılsın; Türk kültürünün ürünü değildir, yıkılsın’ diyenler var. Yeni bir Beyoğlu kurmak için, eskisini yıkmak isteyenlerle eski günlerini özlemle anıp, eski havayı canlandırmak için yıkmak isteyenler ayrı.”

Kaptan(Arkan) toplumsal özelliklerimizden birinin de kurtarma merakımız olduğunu vurguluyor. Özellikle aydınlarımızın her zaman kurtarılacak bir varlık, ya da bir kavram bulmayı sevdiklerini , gereksiz kavgaların verildiğini, bazı insanların hainlikle suçlandıklarını, değişik görüşte olanların ve kurtarılmaya çalışılan varlığın başına gelmeyenin kalmadığını belirtiyor. “Koca Osmanlı İmparatorluğu, biraz da kurtarıcıları tarafından uçuruma sürüklenmedi mi?” sorusunu soruyor.

Yazar, Beyoğlu kurtarıcılarından kurtulacak mı? Sorusuna ise Beyoğlu için en iyisinin kurtarıcılarından kurtulmayı başarmak olduğu cevabını veriyor. (Kaptan”Arkan” 1989:13)

Son günlerde Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin gerçekleştirmeyi planladığı uygulama düşündürücüdür. “Tarihi Kent Merkezi Projesi” adı verilen çalışmayla, Ulus, Hacıbayram ve Kale çevresi yıkılıp yeniden düzenlenmek isteniyor.Birçok binanın SİT alanında bulunması bir yana, Ankara’nın birer simgesi olan pek çok Cumhuriyet dönemi kültürel mirası kent belleğinden silinmeye çalışılıyor. Bir yıkılışın hüznünü daha yaşayacağız belli ki.Hangimizin hatırası yoktur ki! Ulus meydanında hüzünlenmeyelim? (Sabah 2004)

Benzer gelişmelerin müzik dünyamızda da dozu giderek artan seviyelere geldiğini rahatlıkla görebiliyoruz.

Pop rüzgarları karşısında, süzgeçlerinden geçirdikleri gençlerle klasik müziğin kalelerini kurma ve klasik müziği koruma çabası içinde olan müzik aydınları, otantik müzik elden gidiyor düşüncesiyle halk müziğini bütün güçleriyle kollama ve koruma içgüdüsü hisseden halk müziği sanatçıları, Türk müziğinin yaygınlaşması için TRT ekranlarında günlerce süren yarışmalar bu gelişmelere örnek gösterilebilir.

Bu tepkilerin ve uygulamaların tüketim kültürü ve medyanın tüketim kriterlerine göre hareket etmesi ve bu hareketlerin sonucunda oluşan çarpık gelişmeler nedeniyle kendilerince haklı görülebilecek yönleri olabilir.

Ancak, küçülmekten şikayetçi ve büyük kitlelerin sağlıksız gelişiminden rahatsızlık duyan kişilerin, çoğulcu bakıştan yoksun düşünce tarzları ve kurtarıcı / korumacı anlayışları, modernitenin en önemli koşullarıyla uyum göstermemektedir. Üstelik söz konusu kişilerin, önemli konumlarda olduğunu, birçoğunun aynı zamanda hem önemli medya kuruluşlarında, hem sanat merkezlerinde, hem de büyük üniversitelerde etkin görevlerde bulunduklarını düşünürseniz.Ne kadar büyük sorumluluk taşıdıklarını görebilirsiniz.Ancak bu durum onları fazla rahatsız etmemektedir. Çünkü,sorumluluklarının hesabını yine kendilerine verecekleri için içleri rahattır. Soru soranlar onlardır. Komisyon onlardır. Yargıç onlardır. Otorite olmalarından dolayı da her türlü desteği görürler.

Kuşkusuz, söz konusu kaleler sayesinde genç nüfusuyla övünen ülkemizde yitip giden becerilerin ve çoklu müzik anlayışına sahip olunamadığı için toplumun gereksinimlerine cevap verilememesi ve müzik kültürünün topluma sağlıklı bir biçimde yerleşmemesinin sonuçları da görülmektedir.

Girişimci ve deneysel çalışmaların ilgisizliğe ve cesaretsizliğe mahkum edilmesi ve tek yönlü bakışlarında ısrarlı olan kişilerin müzik kültürünü yönlendirme bakımından içinde yaşadıkları toplumu başından beri göz ardı etmeleri, çarpık gelişmelerin kaçınılmaz sonuçlarını ortaya koymaktadır.

Oysa, çoklu müzik anlayışına sahip olmak, nitelikli müzik çalışmalarına ve otantikten klasiğe köprü kurucu müzik çalışmalarına destek vermek ve onların toplumla buluşmalarına ortam hazırlamak, klasikten otantiğe müzik beğenisinin ve inceliklerinin toplum içinde daha fazla yayılmasını sağlamaz mı?

Bu soruya modernitenin kendi gelişimi içinde bakıldığında ve Türk Modernleşmesi göz önüne alındığında verilecek cevap açıkça gözükmektedir.Elbette, bu cevap ülkemizde kaleleri kurulmaya çalışılan tüm müzik türleri ve onların kurtarıcıları için de geçerlidir.

Sibel Bozdoğan ve Reşat Kasaba’nın editörlüğünü yaptıkları, “Türkiye’de Modernleşme ve Ulusal Kimlik” adlı kitabın giriş bölümünde Türk modernleşmesine ilişkin şu görüşler ilgi çekici görülmektedir. “Elinizdeki kitabın editörleri olarak inancımız odur ki,çoğulculuk ve farklılığa olan saygının aldırmazlığa dönüşmemesi için, Chantal Mouffe’nin güzel deyişiyle, var olması gerekip de olmayan – telaffuz edilmeyen- farklılıklarla, hiç olmaması gerektiği halde var olan farklılıkları birbirinden ayırt edebilmemiz gerekiyor.” (Bozdoğan ve Kasaba 1999:4)

Müzik kültürünün gelişmekte olan ve zengin medeniyet birikimlerine sahip bir ülkede kalelerinin olamayacağı, müzik kimliklerine pasaport gerekmediği, insanlarımızın beğeni kültürünün sınıflandırılmayacağı ve sınırlandırılamayacağı, üzerinde önemle durulması gereken olgulardır.

Seçici olmak, ucuz ve sığ yaklaşımların içinde olmamak, bu tür yaklaşımları eleştirmek ve çalışmaların iyi planlanmış olmasına özen göstermek kuşkusuz gereklidir. Ancak, bunun yanı sıra hoşgörülü olmak, değişmeden korkmamak, tutucu olmamak ve kendi çıkarlarımızı geride bırakarak yenilikçi çalışmalara her yerde ve her düzeyde destek vermek önemsenmelidir.
Bu noktada, Türkiye’de devletin sorumluluğu dışında, müzik kültürünü yönlendiren ve birbirleriyle zaman, zaman bağlantıları olan üç büyük gücün önemli sorumlulukları vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir: Piyasa koşullarını düzenleyenler, sanat merkezlerini yönlendirenler ve medya.

Söz konusu güçlerin müzik kültürü üzerindeki baskın özelliklerini nitelikli destek gücüne kaydırmaları, Türkiye’de modern gelişmelerin gerçek güç kaynağını oluşturan büyük kitleye destek vermeleri önem taşımaktadır.

Müzik kültürünün gelişimini sağlayacak “büyük kitle” ise eğitimciler, sanatçılar ve halktan oluşmaktadır.Bu kitle müzikçiler bakımından profesyoneller, yarı-profesyoneller ve amatörler gibi alt guruplara ayrılabilir.Kitlenin en büyük geri kalan kısmı ise her tür müzik etkisine açık, daha çok edilgen yapıda dinleyicilerden oluşur.

Türk Modernleşmesinde müzik kültürünün çoğulcu ve nitelikli gelişimi, büyük kitlenin baskın özellikleri taşıyan “üç güç” tarafından desteklenmesi ile gerçekleşebilir.

Bu yolda yapılacak nitelikli gelişmelerin cesaretlendirilmesi, Türk insanının yaratıcı kültür projelerinin desteklenmesi, iyi planlanmış çalışmaların özendirilmesi, her şeyin ekonomik kriterlere göre belirlendiği çağımızda, kültürel gelişmelerin ve modernitenin doğasında yer alan özgür-özgün ve paylaşımcı ruhun yerleşmesini sağlayacaktır.

Sözü edilen gereksinimler aslında, toplumun her bireyinin görmek istediği,toplumda yaşayan renklerin yarattığı, itici bir gücün varlığını duyumsatmaktadır. Bu yolda çeşitli modeller üzerinde tartışılabilir. O nedenle, İnsanlarımızı etkileyebilecek müziksel bir uygulama üzerinde durmakta fayda olabilir.

Ülkemizde yaşayan müziksel renkler göz önüne getirildiğinde köyden kente en baskın rengin otantik inceliklerde parıldadığı ve halk ezgilerinin folklorla bütünleşen bir kulak alışkanlığına ve yaşam biçimine işaret ettiği görülmektedir.Bu Atatürk’ün çok önceden hedef gösterdiği bir olgudur.( Tan, 1982 )

Klasik müzik öğelerinin yarattığı derinlik ise, çalgısal ifadenin ve modern biçimleme yöntemlerinin dünya uygarlığına kazandırdığı en önemli müziksel yaşama biçimlerinden birini oluşturmaktadır.Toplumda dolaylı veya dolaysız yaşayan bu renk ve müziksel yaşam alanı yine Atatürk’ün verdiği hedefler doğrultusunda Cumhuriyet Türkiye’sinde büyük ivme kazanmış bir olgudur.

Çocuklardan gençlere,gençlerden yaşlı kuşaklara dalga, dalga yayılan ve genç kuşakta yoğunlaşan pop müzik öğeleri ise teknolojinin de katkısıyla toplumda giderek baskınlaşan yaşam biçimine dönüşmektedir.

Toplumun modernleşmesinde, nitelikli eğlence ve dinlence müziği ayırtlarının yapılmasıyla, söz konusu renkleri etkili biçimde, bir arada yansıtabilecek deneysel müzik modelleri ortaya konulabilir.Halk ezgilerinin eksen alınabileceği, otantik inceliklerden klasik derinliğe ve pop-caz renkleri verilmiş yepyeni müzik tabloları oluşturulabilir.

Türk insanının günümüzde vardığı, doğu ve batı etkileşimli medeniyetler zincirinin ortasında; müzik türleri arasında kaleler oluşturmak yerine, türler arasında niteliksel alışverişlerin gerçekleştiği yaratıcı, özümseyici, heyecan ve enerji verici ruha uygun zeminler sağlanabilir.

Ülkemizde doğal olmayan gerekçelerle birbirinden koparılmış, yaşayan müziksel renklerin bir an önce buluşturulması, potansiyel enerjinin verimli bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.

Ülkemiz insanının bu yolla müziksel bakımdan edilgen olmaktan kurtularak etkin birey özelliklerine erişebileceği söylenebilir.Bu anlayış, aslında, modernitenin gereklerine ve insanımızın geçmişten günümüze getirdiği birikimlerinin doğal sonucuna uygun bir anlayıştır.

Müziksel kültür ortamındaki çeşitlilik, toplumda yaşayan müziksel renkler ve bunlar arasındaki ilişkilerle yeşeren ürünler, sağlıklı bir zeminde uygar bir ülkenin ulaştığı kültürel değerler içinde en önemli kazanımlardır.


KAYNAKLAR

BATUR, Enis, Modernizmin Serüveni , Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,1. Baskı 1997, s.22.
ALPAGUT, U. ve YİĞİT, E., “Toplum-Kültür-Müzik:Küreselleşme Sürecinde Müzik Eğitiminde Gereklilikler”, Filarmoni& Sanat Dergisi, Sayı:160, Ankara, 2001, s.8.
BEKTAŞ, Cengiz, “Halk Yapı Sanatından Bir Örnek, Bodrum’da Sivil Yapılar”, Yayınlanmamış Ders Notları, İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi, İstanbul, 1977.
KAPTAN ( ARKAN ), Özdemir, Beyoğlu ( Kısa Geçmişi, Argosu ), İletişim Yayınları, İstanbul, 2. Baskı,1989, s.13.
ANONİM, “Gökçek’in Hayali Ulus’u Yıkmak!..” Sabah Gazetesi, 10.11.2004.
BOZDOĞAN, S. ve KASABA, R., Türkiye’de Modernleşme ve Ulusal Kimlik, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2. Baskı, 1999,s.4.
TAN, Nail, Atatürk ve Türk Halk Müziği, Türk Halk Müziği ve Oyunları, Folklor Dergisi, Mansur Kaymak Yayınları, cilt 1, sayı 1-2, Ankara, s.5


*Abant İzzet Baysal Üniversitesi,Eğitim Fakültesi,Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi
 


Not: Bu yazı daha önce "Folklor Edebiyat Dergisi 2005/2" sayısında yayınlanmıştır.
 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]