ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 

 
  
 ÖYLE BİR SEVDA Kİ

Servet SOMUNCUOĞLU

       
   “Al bu mendil sende kalsın
    Sil gözünün yaşını...”

Söze başlandı mı, bitmez türküler üzerine söylenecek olanlar. Bir ezgi gelir yakalar sizi, en umarsız, en tükendiğiniz bir anda. Gözünüzden iki damla yaş, savrulup gider, akar aşağılara doğru. Türkülerin, sonsuzluk ummanına salmayagörün kendinizi, bir anda gönül gözünüz açılır da, başka bir dünyaya adım atarsınız. O aradaki sınır kalkıverir birden, ufukların ötesine doğru açılırsınız. Yayla yollarında yürüyüp giderken, bozkırın ortasında kalakaldığınızı hissedersiniz bir an için...

Türküleri anlamak ve anlatmak giderek zorlaşıyor. Harman yerinde yıldızların parlamadığı bir geceyi yaşamayan, nerden bilecek “Harman Yeri” türküsünün içindeki efsunu? Sözler anlamsızlaşacak, ezgide bir şeyler aranacak, eğer ezgide yakalanamazsa, bugün bir çoklarının dediği gibi hemen bir mazaret bulacak; ”Türküler çok anlamsız geliyor ya...” diyerek. Türküler müzik değildir ki, müzikal olarak düşünüldüğünde asla bir şeyler yakalanamaz. Türküler, Türk milletinin binlerce yıllık macerasının atomlarıdır bence. Her bir türküyü kendi dünyası içinde, kendi sosyolojisi içinde değerlendirdiğinizde, inanılmaz toplumsal veriler elde edersiniz. Sosyal bilimcilere ve Sosyal Psikologlara duyurulur! Bu konuda çalışan, bilimsel anlamda sosyolojik temellerine inerek türküleri değerlendiren bir maalesef ki çıkmadı. Lafın başına gelince; “Canım bu toplum nasıl incelenecek, elde done mi var?” diyenlere sözümüz, bir de türkülere hâlâ kayıtsız kalmayı bir maharet sayanlara. Ha ayrıca, türküler, sadece müzikal olarak anlanamaz derken, müzik unsurunun zayıf olduğunu söylemiyoruz, aksine insanın içine işleyen bir ezgi ile sarsılırsınız.

Yüzyılların sosyal macerasının peşine düşmek isteyenler, önce türkülerin peşine düşmeli, türkülerin dilini, hâlini, ahvalini anlamalıdır deriz. Bu milletin yazılmamış tarihini türkülerden okuyabilirsiniz. İnsan-tabiat, insan-insan, insan-toplum ikilemlerine dair ne varsa, türkülerde bulabilirsiniz.

Türkülerin henüz daha sosyolojik açıdan bir tasnifi bile yapılmamıştır. İktisat bilimi açısından ise hiç el dokunulmamıştır. Ya felsefesi? Oraya daha çok yol var. Olur mu demeyin, olur bal gibi de olur. Her bir türkünün arkasında, bireyselden başlayıp toplumsala,
mistik olana, inanca uzanan bir şeyler vardır. Öyle düşünüldüğü gibi, birisi efkara gelip pat diye oturup söyleyivermemiştir. Söyleyen, kendini binlerce yıllık sözlü kültür geleneğine yaslar bir kere. Yazılı kültürde ne varsa saklanır ama sözlü kültürde elimine yasası acımasızca işler. Zamanın elinden tutamayan sözler, duyuşlar ve düşünüşler yok olur gider. Kimsede yok olmasın diye bunların peşine düşmez. Belki artık türküler söylenmeyecek, yakılmayacak. Küreselleşen dünyada değişen yaşam mantığı, insanları türkü yakmaktan vazgeçirecek. Gerçi küreselleşme henüz daha Anadolu yaylalarına ulaşmadı, bozkırın ortasında yaşayanın haberi yok daha ama bir gün mutlaka ulaşacak. Çünkü iktisadi bir gerçek küreselleşme. Satıcılar bir gün mutlaka oraya varacaklar. Onlar vardığında ise türküler susacak. O zaman, türküleri tüketmeyelim, sahip çıkarak aktaralım, hiç olmazsa anlatmaya çalışalım.

Hayatımızın güzelliklerinden vazgeçmek kolay değildir. Fakat güzellik kavramı nesilden nesile değişerek devam eder gider. Bu sosyal mutasyon içinde ise bazı kültürel değerler ister istemez arkeikleşir. Belki bir gün türküler de arkeik olacaktır ama inanıyoruz ki; “ Gül denilen çiçeğin adı değişse bile, o aynı güzelliği ile kokmaya devam edecektir.”.  Türkülerimiz de kokusu hiç bitmeyecek güller gibi. Bir şey daha var. Türkçe türkülerde yaşıyor. Türkçe’nin türkülerden daha güzel, türkülerden daha duru ve güçlü kullanıldığı bir edebi metin yok. Bunun yüzlerce örneği var. Aşk, hiçbir zaman Sivas Şarkışlalı Medine Köseoğlu’ndan derlenen türküdeki kadar güzel anlatılmamıştır.

Aşağıdan döne döne kuş gelir
Armağanlar dolu gider boş gelir
Sevda bilmeyene hayal düş gelir
Şen ol yaylam şen ol Bedir geliyor

Hele bir de bu türküyü ezgisi ile dinlerseniz, yüreğinizin ortası yarılır da, burnunuzda o hiç
kokusunu duymadığınız “Gül” kokmaya başlar. Eğer o kokuyu hissediyor, duyuyorsanız, siz türküleri tanıyorsunuz, biliyorsunuz. Hiç dinlemediyseniz bile önemli değil, bugünden, bu andan sonra dinleyin, bakın göreceksiniz, gönül gözünüz sizi nerelere götürecek...





 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]