ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 

 
     SANATIN ŞEKİLLENMESİ – KUTUPLARIN OLUŞUMU VE MÜZİKTE YENİ YÖNELİMLER

Yrd. Doç. Dr. Uğur Alpagut*
 

    Müzik kültüründe her geçen gün kendini daha çok hissettiren gelişmelerin belki de en çarpıcı olanı, gereksinimlerini çağın özellikleriyle örtüştürme ve uzlaştırma eğiliminde olan insanın, yeniyi oluşturma eylemidir. Bu eylem çağımıza özgü farklılıklar içermektedir. Çünkü, geçmişten günümüze sanatın ve müziğin izlediği uzun yol, beraberinde büyük bir birikimi ve yeni biçimlerin doyum hissi veren pek çok örneğini de bugüne taşımıştır. Kuşkusuz söz konusu birikim ve doymuşluk her dönemde olduğu gibi yeni yönelimlerin ve gelişmelerin başlangıç noktasını göstermekte ve bu konularda ani kararlar vermenin ve yargılarda bulunmanın merkezi kuvvetini dağıtmaktadır.

Müziğin başlangıcına ilişkin bazı teorilere bakarak, “sanatın icadı” belirlemelerinin ışığında müzikte yeni yönelimler üzerine birtakım kestirmelerde bulunulabilir. Geniş bir perspektifte ülkemize özgü gelişim-değişim süreçlerinin değerlendirilmesi ve yeni yönelimler üzerinde birtakım görüşler geliştirerek, uygulamaların sonuçlarını gözleme dayalı olarak süzmek her geçen gün artan bir gereksinim haline gelmektedir.

Modernizmin sınırlarını genişleterek iyice anlaşılabilirliğini yitirmesi, tamamen soyuta dönük üslupsal özellikler bakımından, belki de toplumdan çok fazla kopulması nedeniyle, insana özgü inceliklerin ve sofistike özelliklerin kaybedilmesinin yanı sıra günümüzde gelişen küresel dayatmalar, ülkelere özgü yeni eğitsel ve sanatsal stratejiler geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. O nedenle, insanoğlunun müziğe ilişkin serüveninde, müzik sanatının ve eğitiminin günümüzdeki ortak paydalarını ve yönelimlerini sorgulayan gelişmelerin yanı sıra, karşı duruşları mantıksal değerlendirmelere kavuşturacak daha etkili düşüncelere ulaşılabilir.

Müziğin Doğuşuna İlişkin Teoriler
Müziğin Adem’in torunlarından biri tarafından bulunduğu, Müziğin Adem tarafından bilindiği, Müziğin tanrılarca bulunduğu gibi teorileri öznel değerlendirme çalışmalarına bırakarak, böylece daha çok nesnel yönlerden konumuzla ilintili bazı teorileri değerlendirerek konumuzu irdeleyelim

“Müzik konuşulan dilden türemedir.” teorisi
Aynı zamanda bir müzik sözlüğü ile önemli bir opera yazmış olan Jean Jacques Rousseau (1712-1778), çeşitli ulusların şarkısal ezgilerini yayınlayan Alman düşünür ve ozanı Johann Gotfriedd Herder (1744-1803), ve İngiliz düşünürü Herbert Spencer (1820-1903), konuşma ezgisi diye bilinen vurgu ve söyleyiş çizgisinin giderek müzik ezgileri biçimine dönüştüğünü kabul eder. (Oransay-1976)

Etnomüzikolojik araştırmaları ile tanınan bestecimiz A. Adnan Saygun, “dil” ile “müzik” ilişkisi bağlamında “ezginin çıkış noktasını sözün vurgusunda görenlerin, gerçeğe daha yaklaştıklarını” belirtmektedir. (Alpagut, 2004) XX. Yüzyılın önemli etnomüzikolog ve müzikologlarından Curt Sachs gibi pek çok müzikçinin de desteklediği teori akla oldukça yatkın görünmektedir. Üstelik zaman içinde dilde ve edebiyatta sanatsal akımların yarattıkları değişimler müzik sanatında da benzer gelişmelere yol açmıştır.

Kuşkusuz, her iki alandaki düşünsel gelişmeler birbirlerinden çok farklı söylemleri olan üsluplara yol açmıştır. Müziğin çalgısal anlayışla sınırları zorlayan gücü, coşkunun, sevincin ve üzüntünün dil özellikleriyle ifade edilemiyecek yönleri, müziğe kendine özgü bir içerik kazandırmıştır. Bu durum aslında bitmek bilmeyen bir dinamik zenginliğin ve dil-düşünce söyleminin altında yatan derin bir okyanusun varlığını duyumsatmaktadır. Günümüzde beliren bir anlayışa göre, müzikle ifade edilebilecek zenginliklerin kapsamına farklı bir bakış getirerek, daha çok söze dayalı halk ezgilerinin derinliklerinde çok zengin çalgısal ifade dinamiklerinin yattığına ve bu duruluğun belki de sözlerle korunarak günümüze geldiğine işaret edilebilir.

Dil-müzik ilişkilerinin günümüzdeki boyutları çok derin ilişkilere dayandırılmaktadır. Yeni yaratı alanlarının varlığı ve yeni yaklaşımlarla değerler dünyasında ki etkileşimler yüzeye çıkarılmakta, oluşan paylaşım alanlarında daha geniş kitlelerin birlikteliği sorgulanmaktadır.

“Müzik birlikte çalışırken uyulan tartımdan doğmuştur.” teorisi
Alman İktisatçısı Karl Bücher’in (1847-1930) “Arbeit und Rhytmus” başlıklı kitabında ortaya koyduğu görüşe göre; ilkel toplumlarda birlikte çalışanlar, daha verimli olabilmek için devinimlerini birbirine uydurmak zorunluluğunu duymuşlar, devinimleri ile oluşturdukları ortak tartımın seslerle örtüşmesi ile müzik sanatı doğmuştur. (Oransay, 1976)

Kürek çekmek, dibekte tahıl dövmek ve birlikte dans etmek gibi pek çok etkinlik birlikte çalışmayı gerektirmektedir. Benzer özellikler içeren kültürel içerikli teoriler, günümüz koşullarında küresel akışların yoğunluğunda olan batılı eğitimcilerin ve giderek tüm dünyanın artan ölçülerde kafasını karıştıran boyutlara varmaktadır. Günümüzde eğitim stratejileri, eğitim değerleri ve sonuç olarak hedefler yeniden gözden geçirilmekte, kurumlar vizyon ve misyonlarını bu değişkenleri göz önünde bulundurarak belirlemektedirler.

Özellikle Hollanda , Almanya gibi göç alarak çok kültürlü bir yapı sergileyen batı ülkeleri; müzik kültürünün eğitsel boyutlarına ilişkin baş etmek durumunda oldukları eğitsel zorlukları aşabilmek için, farklılıkları sorgulayarak yeni öğretim modellerinin üzerine gitmektedirler. (Schippers, 1996)

Sanatın şekillenmesi ve kutupların oluşumu
XVII. Yüzyıldan günümüze sanatın ve müziğin evrimi, XVIII. Yüzyılda zanaat ve sanatçı kavramları arasındaki kesin değişimler, sanat patronlarının değişimi, giderek toplumsal sınıfların aralarının açılarak belirginleşmesi, sözlü ve yazılı kültür arasındaki farkların daha da artmasına ve önemli kültürel kopuşlara neden olmuştur.

Birçok sanatçının başına gelenler XVIII. Yüzyılda sanatçıların statüsünün nasıl bir değişime uğradığını gösteriyordu. Voltaire, 1726 yılında hakaret ettiği bir soylunun uşakları tarafından dövülüyor, soylunun şikayetiyle Bastille hapishanesine atılıyor ve sonunda da Paris’ten sürülüyordu. Tüm bunlar olurken salonların müdavimi olan Paris aristokrasisinden neredeyse hiç ses çıkmıyordu. Elli yıllık sürgünden sonra tekrar Paris’e dönen Voltaire (1778), caddelerde alkışlarla karşılanıp Académie Française tarafından baş tacı ediliyordu. Ertesi yıl öldüğünde, biraz tereddütten sonra kilise töreniyle gömülmeyi reddettiğinden dolayı cesedi fahişeler, hırsızlar, ve aktörlerin topluca gömüldüğü bir çukura atılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğundan gizlice defnedildi. Ancak, on yıl sonra Fransız Devrimi, kilisenin mal varlığına el koyup da anıtsal ölçekteki neoklasik St. Geneviève kilisesini Fransa’nın “büyük adamları” nın Panthéon’una çevirdiğinde buraya naaşı ilk konulanlardan biri Volteire’inki oluyordu. Volteire’in naaşı Panthéon’a nakledildiğinde artık eski zanaatçı/sanatçı düşüncesi kesin bir biçimde parçalanmıştı. Bu dönemlerde sözlük ve ansiklopedilerde “sanatçı” ile “zanaatçı” karşıt terimler olarak tanımlanmaya başlandı. (Shiner,2004:164,165)

Eskiden bir zanaatçı/sanatçı da olması gerektiği düşünülen ideal nitelikler dehayla kuralı, esinle hüneri, yenilikle taklidi ve özgürlükle de hizmeti birleştirirken XVIII. Yüzyılın akışı içerisinde bu nitelikler birbirlerinden tamamen ayrılıyordu. Böylece esin, hayal gücü, özgürlük ve deha gibi bütün şiirsel nitelikler sanatçıya atfedilirken, beceri , kurallar, taklit ve hizmet gibi bütün mekanik vasıflar zanaatçıya düşüyordu. (Shiner, 2004:180,181)

XVIII. Yüzyılda sanat kavramının iyice şekillenmesiyle, XIX. Yüzyılda bu kavramın sosyal, politik ve ekonomik alanlardaki gelişmelere bağlı olarak daha da koyulaştığı ve sınırlarını iyice genişlettiği görülür. Müzik bakımından ele alındığında; bestecilerin sosyal ve ekonomik açıdan daha bağımsız olmaları sayesinde kiliseye ve aristokrasiye artık doğrudan bağımlı olmamaları ilk göze çarpan özelliktir. Diğer önemli gelişmeler arasında; bestecilerin bireysel stillerini geliştirmeleri, besteci-yorumcuların çalgısal müziği geliştirmeleri, müziklerin konser salonları ve opera binaları için yazılmaları ile müzik-mekan ilişkisinin güçlenmesi, programlı müziğin popüler oluşu, oda müziği ve koroya göre piyano eşliğinde solo şarkıların, operanın, piyano ve senfonik orkestraların ön planda yer alışı, kullanım özellikleri kompozisyon ve yorum alanındaki gelişmelere büyük olanaklar sağlayan piyanonun sanayi toplumuna en uygun çalgı oluşu, Ulusçuluk akımının kendini göstermesiyle bestecilerin ulusal stillerini ve folklorik özelliklerini operalarına, solo şarkılarına ve programlı müziklerine yansıtmaları sayılabilir. (Miller, 1973)

XX. Yüzyıldaki sanatsal gelişmelere bakıldığında, değişimin hızı ve sıklığı ön plandadır. XIX. Yüzyılda siyasal alandaki “izm”’lere karşın, XX. Yüzyılda sanatsal alandaki “izm”’lerin artması göze çarpar. Bazı önemli akımları ve temsilcilerini örneklersek; “Expressionizm” (Kandinsky), (Anlatımcılık, dışa vurumculuk. Aynı zamanda drama ve müzikte gelişmiştir.), “Cubism” (Picasso, Braque), “Surrealism” (Dali, Chagall), “Dadaism” (Duchamp), “Abstract Expressionism” (Pollock), “Neoplasticism” (Mondrian), “Existentialism” (Sartre) vb. Edebiyat, şiir ve tiyatrodaki gelişmeler güzel sanatların öbür dallarındaki gelişmelerle birlikte oluşmuştur. 1900’ lerden beri, var olan akımların, stillerin ve tekniklerin çeşitliliği gözlenmiştir. Hiçbir akım yüzyılı veya küçük bir bölümünü temsil edemez. Dahası bu gelişmeler zamanla üst üste binerler. (Miller, 1973)

Batı müziğinin gelişiminde, üzerinde durduğumuz yılları kapsayan ve klasik, romantik ve modern dönemleri içeren bir yelpaze oluşturulduğunda ve bazı bestecilerin eserleriyle ilgili estetik yaklaşımlara bakıldığında, müzik sanatındaki gelişim çizgisi için yatay bir değerlendirme olanağına sahip olabiliriz.

Haydn’ın mi minör sonatından “Rondo” bölümünde; temada açıklık, kadanslarda klasik müzik kuramına uygunlukla gelişen geleneksel biçim, ölçülerde metrik düzenlilik ve güçlü bir tonalite görülür. Chopin’in “Revolutionary Etude” isimli eserinde; temada açıklık, çalgıda virtüozite (üstün yorumculuk), ölçüde düzenlilik, örgünün “texture” önemliliği ve yine güçlü bir tonalite görülür. Debussy’ nin “Chromatic Etude” isimli eserinde; ezginin sürekli bir akıştan çok parçalar halinde geliştiği, güçlü bir metrik yapıya karşın kompleks ritmlerin düzensiz bir biçim yarattığı, uyuşumsuzluğun “dissonance” yüksek düzeyde olduğu, tonalitenin varlığına karşın belirsiz olduğu dikkat çekmektedir. Messiaen’in “Four Etudes on Rhythm. No=1” isimli eserinde; modern-kompleks ezgisel biçimler, parçalanmış ezgiler, düzensiz metrik ve ritmik yapılar, halen yüksek düzeyde uyuşumsuzluk, genişletilmiş olan tonalitenin modern bir deyişle beliren varlığı görülür. Ligeti’ nin “ Aeterna” isimli eserinde; geleneksel ezginin yokluğu, metrik (ölçüsel) yapının düzenliliğinin olmayışı, armoninin çok uyumsuz oluşu, açık olmayan tonalitenin örgüye ve tınıya yakın oluşu gözlenmektedir. Stockhausen’in “Momente” isimli eserinde ise, geleneksel anlamda ezgi ve armoninin yokluğu, örgü-doku, tını-ses renkleri ve ritimin en önemli müzik elementleri olduğu, tonalitenin belirgin olmaması örneklenebilir. Bu yelpaze içinde giderek majör-minör tonal sistemin bozularak parçalandığı, kompleks ritimlerin ve düzensiz metrik yapının yükseldiği, uyuşumsuzluğun düzeyinin sürekli arttığı, tını ve örgünün öneminin büyüdüğü ortaya çıkmaktadır. (Manoff, 1982)

Modernizm gelişim bakımından doğrusal bir çizgi izlemektedir. Geçmişte veya kendinden önce yapılanları adeta alaycı bir üslupla reddetmektedir. Haydn, barok yaklaşımı reddeder. Wagner, Haydn’ı reddeder. Stravinsky, Wagner’i reddetmek zorundaydı. (Brake, 2000)

Böylece birbirinden kopan dokuların günümüze özgü koşullarda yeniden sorgulanmasını içeren yeni yönelimler, yeni yöntemlerle kendini ortaya koyma fırsatını yakalıyordu. Aslında, belli dönemlerde zanaatçı ve sanatçı arasındaki düşünce ve eylem kopuşlarına direnmek isteyen ve alternatif çözümler üretmek isteyen yaklaşımlar ortaya konulmuştur. “Bauhaus” okulunun tasarlayıcısı mimar Gropius bunlardan birisidir. 1918-1928 yılları arasında yaklaşık on yıllık bir dönemde iz bırakan gelişmeler sergileyen okul, XX. Yüzyılda modern çağın ortaya koyduğu bir gerçek olan toplumun ve sanatın birbirinden çok fazla kopmasına karşı koymaya çalışıyordu. (Alpagut, 2002: 284)


Müzikte Yeni Yönelimler
İletişim alanındaki gelişmeler ve kültürler arası ilişkileri biçimleyen çeşitli akışlar, müzik eğitiminin ve sanatının günümüzdeki gereksinimlerine paralel biçimde yeni yönelimleri de birlikte zorlamıştır.

Bazı müzik pedagogları, müzik eğitiminin başarmak zorunda olduğu değerlerin başında yaşantı değerlerinin gelmesini öne koymaktadırlar. Melezlenen kültürel ortamda, bütün değerlerin kültürel zeminde ve bireysel olarak inşa edilmesi gerekliliği vurgulanmaktadır. Kendine güvenen ve başkalarına gereksinim duymayan eğitsel uygulamaların, geçerliliğini yitirdiği yönündeki tartışmalar sonucunda, insana ve kendine özgülük kavramları birlikte önemsenmektedir. (Elliot, 2005)

Sanatsal yönelimlerden örnek verildiğinde ise; müziğin oluşum sürecinin belirgin kılınması gerektiği öne çıkmaktadır. Müziğin yazımında kullanılan yöntemin dinleyicinin açıkça duyup anlamasına yönelik biçimde önemsenmesi, bazı günümüz sanatçılarının çeşitli denemelerinde gözlenebilir.

Stockhausen, Hymnen’de çok bilinen alıntılardan yola çıkmıştı. “Kullanılan malzeme ne kadar anlaşılır olursa dinleyicinin biçimi izlemesi o kadar kolay olur.” diyordu. Kullanılan malzeme her kıtadan ulusal marşlar yanında kelime parçacıkları, halk topluluklarının sesleri, gürültüleri, toplu ya da özel olaylardan yapılmış kayıtlar, kısa dalgadan duyulan bazı seslerdi. Bütün bunlar belli bir amaca yönelik olarak yan yana gelir. Bu yeni sonuç, yeni ses renkleri demetleriyle yankılanarak ‘entermodüle’ edilmiştir. Asıl amaç, her malzemenin kendine özgü niteliklerini ortaya çıkarırken farklı güçlerin yan yana yaşamasına olanak vermek ve gerçek bir uyuşum sağlamaktır. Eski-yeni, geleneksel-çağdaş, Asyalı-Avrupalı ikilikleri bu yolla tümden ortadan kalkmış olur. Ancak bu gerçek sonunda bir ütopyaya varır. Stockhausen, ilk temsilin program notunda, “Son ulusal ezgi bir ütopya imparatorluğunun Hymumion’udur ve Pluramon bayrağı altında Harmondie ülkesinindir ve bütün ezgilerin en uzunu ve en yoğunudur” diyordu. (Chevassus, 2004: 69)

Bugün gelinen aşamaların analizini yapabilmek için müziğin doğuşuna ilişkin teorilerin daha yoğun biçimde tartışıldığı dönemlere bakmak ve sözlü-yazılı kültürün kendine özgü yasalarıyla birlikte, birtakım kavramların oluşturduğu yelpazenin çeşitli bakımlardan irdelenmesi önem taşımaktadır. (Ong, 2003: 13-15)

İdeal sanatçı imgesinin oluşumu, sanatın icadı, modernliğin kuralları ve estetik düşüncenin topluma yerleştirilmesi gibi, dünya sanat tarihini etkileyen yazılı kültürün yazısız kuralları, üzerinde durulması gereken kavram ve uygulamalardır. Modern sanat görüşünün seçkinci, özgün, ileri, mükemmelliyetçi ve yüksek sanat gibi nitelikler kazandıran ve birbirini devindiren sarmal yapısı, her karşı yaklaşımda olduğu gibi yeni yönelimlerin de besleyici kaynağını oluşturmaktadır.

İletişim çağın en önemli güçlerinden birisidir. Dolayısıyla da müzikte yeni yönelimler izleyici ile somut bir iletişim kurmak ister. Kuşkusuz bu iletişim kullanılan malzeme, yaklaşım biçimi ve ortamla desteklendiğinde müzik, eğlence müziğinin ötesinde anlaşılabilir özellikler içeren, düşündürücü, dinginleştirici ve aynı zamanda da tepkileri çok yönlü harekete geçirebilen bir yörünge izlemek zorundadır. Bu nedenle, bir anlamda geçmişe dönüş, kültürel öğelerle ilinti kurma, çağımıza özgü kavrayış ve seçkinciliği kırarak sıcaklık kurma, insanı sarma gibi, insani değerler yoluyla farklılık yaratmak; bu yörüngenin uğrak yerleridir.

Bu değerlendirmelerin ışığında; toplumsal gereksinimlerle ilişkilendirilebilecek ülkesel modernleşmenin (Bu anlamdaki modernleşmede, “Türk Modernleşmesi” batı modernleşmesinden ayrı tutulmalıdır.) ve ulusal bilincin, halka sırtını dönmeyen sanat anlayışları ile ülkeye özgü biçimde değerlendirilmesi ve yeni stratejilerin ülke çıkarları ile insancıl değerler doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi günümüz koşullarında önem taşımaktadır.

Ulusal kaynaklar mı yabancı model mi?
Ülkemize özgü çağdaşlaşma modeline ilişkin çeşitli saptamalarda bulunulduğunda iki önemli sorunun düşüncelerimizi açtığını görürüz. Bu sorular şunlardır: Ulusumuzun çıkarlarını ve halkımızın mutluluğunu gözeten, aklımıza ve bağımsız düşüncemize güvenen yaklaşımları mı temel almak? veya dışarıdan getirilen ve ülkemizin iç işlerine karışılmasına olanak veren reçeteleri mi kendimize egemen kılmak? Bu noktada bize her zaman yol gösterici tazeliğini koruyan Atatürkçü çağdaşlaşma-kalkınma modeli, özünde ulusa, halka, ulusun ve halkın çabasına, ülkenin birikimine dayanır. Bu işi başarmada ülke insanına güvenir, onu onurlandırır. (Kili, 2003:402,403)

Ülkemizde son yıllarda her alanda olduğu gibi müzik alanında da, eğitimden sanata ve akademik yaşantının son basamağına değin, kendimize güvenden çok, dışarıdan gelen her türlü reçeteye değer verildiği ve Atatürkçü çağdaşlaşma modelinin ekseninin bilinçli veya bilinçsiz biçimde saptırıldığı, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Konunun can alıcı önemini ise, toplumumuzun tümünü kapsayıcı işlevi olan, kültürel olumsuzluklara dayalı tehdidin varlığı oluşturmaktadır. Bu tehdidi güçlendiren kişilerin ise, ne yazık ki bilim ve sanat ortamını yönlendirici misyonları bulunan kendi insanımızdan oluşması, olumsuzlukların ana yatağının ülkemizde gelişimini sağlamaktadır.

Sözlü ve yazılı kültür ile bunlar arasındaki geçişimler; yaşayan toplumun birincil zenginliklerini oluşturduğu gibi, aynı zamanda birincil sorunların kaynaklarını da oluşturmaktadır. Bu özelliği gözeten bir yönelimle; daha çok sözlü kültürün getirdiği bireysel becerilerle ve bireysel tavır özelliklerinin yanında, yazılı kültürün getirdiği rafineleşmiş bireysel beceri ve stil özelliklerinin harmanlanarak modern biçimleme yöntemleriyle sentezlenmesi, aslında daha çok yazılı kültüre dönük bir yaklaşım biçimidir.

Halk türkülerinin sözlerinin altında, otantik inceliklerle derin bir biçimde gelişen halk ezgilerinin, sözlerin çok ötesinde, geçmişi ve günü sorgulayıcı önemli dinamikler içermesinin, parlayan bir mücevherin karanlıkta yol göstericiliği gibi, yeni yönelimlere kılavuzluk ettiği söylenebilir. Bu anlamda, günümüz kültürel değerlerinin ve müziksel renklerinin, bütüne zarar vermeyecek ölçülerde, anlaşılabilirliği ve yeniliği yitirmeden başkalıklar kazandırdığı, sözlü kültürden yazılı kültüre doğru yeni enerjilerin yeni etkiler oluşturduğu, bu etkilerin de yaratıcılığa kendine özgü alanlar sağladığı anlaşılmaktadır.

Müzikte yeni yönelimlerin, modern etik ve estetikle ilgili paralel özellikler taşıyabilecek köprü kurucu özellikler taşımasının, insanlığın ve toplumun birikimlerinden yola çıkarak, insanların bilmedikleri yönlerinin farkına varmalarını sağlayıcı özellikler içerebileceği unutulmamalıdır. Çünkü, bu yönelimler bireysel gelişimin ve değişimin oluşumuna ilk elden olumlu katkılar sağlayabilir.

Henüz kesin bir sınıflama yapılmamasına rağmen, çeşitli ölçeklerde ve yönelimlerde, iyi veya kötü pek çok müzik ve yaklaşım biçimi ortaya çıkmıştır. Eleştirel bakış, bütün dönemlerde tazeliğini koruyan kaçınılmaz bir süreçtir. Ancak, toplumu yönlendirici misyonları bulunan müzik aydınlarının, sanat yöneticilerinin, piyasa koşullarını düzenleyenlerin ve medyanın yapıcı tutumları, günümüzde toplumsal sorumluluklar içeren düzeylerdedir. İyi planlanmış deneysel çalışmalara ve kişisel yaklaşımlara eleştirel olduğu kadar hoşgörülü, sabırlı bakabilmek ve destek vermek önem kazanmaktadır.


Sonuçlar
Müziğin doğuşuna ilişkin teorilerde tartıştığımız gibi, müziğin evrimi toplumun evriminden ayrı tutulamayacağı için, bireysel başarıların düzeyi yüksek olsa bile, bu başarıların ortaya çıkışının toplumsal nedenleri mutlaka vardır. Müzik duyumunun, birikimle ve çalışmayla yetkinleşen becerinin, insanoğluna tanrı ya da doğa tarafından verildiğini kabullensek bile, müzik tek başına bir uğraş olmaya insanoğlunun toplumsal gelişmesiyle başlamıştır.

Günümüzde toplum ölçüsünün yalnızca batıya dayandırılamamasının pek çok gerekçesi vardır. Modernizm anlayışının insanoğlunu taşıdığı nokta; küçülen dünyaya karşın, batı ile sınırlandırılamayacak zenginliklere kaçınılmaz biçimde ulaşan insanoğlunun sorgulaması ve yeni yönelimlere doğru gitmesi gereken çizgiyi çoktan aşmış gözükmektedir. Artık, müzik kültüründe “dünya standartlarında, yüksek sanat, mükemmeli yakalamak” gibi içi dolu izlenimi veren ifadelerin; günümüz koşullarında, toplum kesimleri arasındaki kültürel farklılığı ve halkı profillere ayırıcı davranışları belirginleştirmeye dönük işlevselliğinin yanı sıra, akademi, sanat ve medya çevrelerinde gelişigüzel kullanılmasının da tartışılması gerekmektedir.

Adı ne olursa olsun, modernizm karşısında yer alıyor gibi gösterilerek aşağılanmaya çalışılan, sanatsal ve eğitimsel yaklaşım biçimlerinin; toplumun geçmişi, bugünü ve yarınıyla ilintili olduğu ve çağı bütünsel bakımdan kavrayıcı, iyi planlanmış tasarımlar oluşturduğu sürece, şimdiye değin görülmemiş ölçüde değerleneceği anlaşılmaktadır.


KAYNAKLAR

Alpagut, Uğur. (2004). “İnsan Sesinde Müziğin Psikolojik Temelleri”, Kim Kapattı Şu Müziği (Haz.Uğur
Alpagut) içinde (12-16), Müzik Ansiklopedisi Yayınları, Ankara: Sözkesen Matbaası.
Alpagut, Uğur. (2002). “Günümüz Koşullarında, Türk Halk Ezgilerinin Kemana Uyarlanmasının Ülkemizdeki
ve Müzik Öğretmenliği Eğitimindeki Etkileri” 21. Yüzyıl Başında Türkiye’de Müzik Sempozyumu, Sevda Cenap And Müzik Vakfı: 281-292.
Brake, Barry. (2000).[Çevrimiçi] “Postmodernism”, Communique a digital literary&arts journal. Elektronik
adres: http://www.communiquejournal.org/t1_postmodernism.html
Chevassus, Beatrice.R. (2004). “Müzikte Postmodernlik” (Çev. İlhan Usmanbaş), 68, Pan Yayıncılık, İstanbul:
Ayhan Matbaası.
Elliot, David. J. (2005).[Çevrimiçi] Websitesi. “Music matters, thoughts on music education, Q&A” Elektronik
adres: http://education.nyu.edu/music/musicmat/musicmat/index.html
Kili, Suna (2003). “Atatürk Devrimi, Bir Çağdaşlaşma Modeli”, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 8. Basım, İstanbul: Şefik Matbaası.
Manoff, Tom. (1982). “Music: a Living Language” W.W. Norton a Company, New York.
Miller M. Hugh (1973). “History of Music” Bernes Noble Books a Division of Herper Row.P
Ong, Walter, J. (2003). “Sözlü ve Yazılı Kültür”, 13-15, Metis Yayınları , Yaylacık Matbaacılık, İstanbul.
Oransay, Gültekin. (1976). “Müzik Tarihi”, Yaykur Eğitim Enstitüleri Müzik Bölümü, Ankara.
Schippers, H. (1996). “Teaching World Music İn the Netherlands Twords a Model for Cultural Diversity in
Music Education”, İnternational Journal for Music Education
Shiner, Larry. (2004). “Sanatın İcadı”, (Çev.İsmail Türkmen) Ayrıntı Yayınları, Sena Ofset, İstanbul.


*Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Müzik Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
 


Not: Bu yazı daha önce "Bilim ve Ütopya" dergisinin Ekim sayısında yayınlanmıştır.
 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]