ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara
tavsiye edin
muhabbet

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 

 
   
SARISÖZEN'DEN BİR MEKTUP

Muzaffer SARISÖZEN


Ulus Gazetesi Müdürlüğüne

8 Kasım 1946 tarihli Ulus gazetesinin "YANKILAR" sütunundaki "Bir konser ve halk havaları" başlıklı yazı, bir taraftan bu konserin halk türküleri kısmını hazırlamış olmaklığım bir taraftan da o yazıda işaret edilen "Başlarında yalnız bunlara bakmak için tayin olunmuş bir de memur" diye "telmih edilen kimse bulunmaklığım itibariyle doğrudan doğruya şahsımı ilgilendirmektedir. Türk Basın ve Yayın kanununun özel maddesi gereğince bu yazıdaki yanlış görüşlere ve ilmi olmıyan düşüncelere vereceğim cevabın ilk çıkacak nüshaya konulmasını derin saygılarımla dilerim.

1- Yankılar sütunu yazarının 8 Kasım tarihli Ulus gazetesinde bahsetmek istediği konserin basılmış programındaki başlık "Halk Türküleri" idi. Yazıda da böyle olması icabederken, türkü yerine hava kelimesi alınmış ve buna üç nokta konularak bizim ağzımızdan her vakit sevgi ile işitilen, temiz bir yurt havasından başka bir anlam kastedilmiştir. Yankılar sütunu sahibinin bunda samimi olduğunu çok iyi bildiğim halde," bu üç noktanın yerini bulmamış olduğunu söylemeden de geçemiyeceğim. Üç noktanın daha derin anlamlar yaratabilmesi için nerelere konulmasının daha doğru olacağını kendime göre, açıklandırabilmek üzere o yazıdaki bir soruyu tasdik yolu bir cümle ile sayın yazara hitap edeceğim: Evet! bunlar birer ahenk kaynağıdır, bizim için...

2- Yazıda ilkel (ipdidai) diye küçük düşürülmek istenilen milli sazlarımıza gelince: Onların müdafaasını yapmak bana düşmez. Çünkü bu memleket ölçüsünü de aşan, çok büyük bir davadır. Hepimiz için kutsi birer varlık olan bu sazları değil, sadece yok edilmek istenilen bir gerçeği korumak maksadiyle birkaç cümle yazacağım:

Milli sazlarımıza ilkel etiketinin yapıştırıldığı Yanıklar sütununda bu "ilkelliğin hangi bakımdan olduğu açıklandırılamamıştır; açıklandıralamazdı da. Çünkü bu bir bilgi işidir. O halde bu meseleyi gücümüzün yettiği kadar kendi kendimize hem açıklandırmak, hem de cevaplandırmak mevkiindeyiz:

a) Eğer bu ilkellikten maksat yalnız perdelerin yapılışından ve tellerin düzenlenmesinden ibaretse, perdeleri tam yerine oturtulmuş ve telleri temiz düzenlenmiş bir saz da o düşünüşün cevabını verebilir. Böyle bir sazdan işiteceğimiz seslerle bu tipdeki sabit perdeli Avrupa sazlarından duyacağımız sesin farkı kalmıyacaktır.

b) Eğer ilkellikten kastedilen şey tek seslilik ise, sayın yazarın burada da düştüğü yanlışlığı hemen düzeltmesi gerekir. Çünkü, bu sazlar en az üç seslidirler. Her hangi sanatçının söylediği bir türküye iki ve daha ziyade sesle fakat eden bir müzik aletine ilkel denilemez. Şuracıkta bir noktayı da perçinlemek lazım geliyor:

Milli sazlarımızdan duyduğumuz bu çeşit çok sesliliğin armoni kaidelerine uyup uymaması, onun bu alandaki değerine noksanlık vermez. Esasen düne ait olan bu kaideleri bugünün genç ve daha ileri nesil kökünden söküp atmağa başlamıştır.

Başka bir bakımdan: yukarda anlattığım çok seslilik içerisinde o kadar güzel örnekler var ki, bunar, kompozisyon alanında en önde yürüyen bestecilere bile Türk müziğinin yarınki modern şekli hakkında esaslı fikirler verecek kuvvettedirler. Bu gerçeği, bizim olan ve olmıyan bestecilerin, müzik bilginlerinin hiç birisi inkar etmez. O halde bu sazlara izafe edilmek istenilen ilkellik ve basitlik kelimeleri yerlerini bulamamıştır.

3- Yazının bir yerinde sazlar için "mahdut telli" tabiri kullanılmıştır. Dünya kurulalı hudutsuz tel taşıyan bir saz yapmak insanların aklından bile geçmediğine göre, yazarın böyle bir sözle neyi kastettiği anlaşılamadı.

4- Yine aynı yazıda "bu basit bağlamalar çalınırken dikkat ediniz; ne esaslı bir giriş vardır; ne de mısrağların arasında aranağmesine benzer bir şey.'' tarzında anlaşılması mümkün olmıyan bir kayıt vardır. Bir parçaya, ya bir esasa dayanılarak girilir, yahut esassız olduğu için hiç girilmez düğümü biraz daha açabilmek için başka bir misal alalım:

Ben, eğer "Yankılar sütununun halk müziğini ilgilendiren kısmında esaslı bir fikir göremedim" dersem elbette bu bir mana ifade ederdi; fakat ''Sazlarda esaslı bir giriş yoktur" dediğim taktirde bundan mana çıkarmak elbette güç bir şey olur.

5- "Mısraların arasında aranağmesine benzer bir şey yoktur", cümlesinden de bir mana çıkarmak kabil olmadı. Esasen mısraların arasında aranağme olmaz. Aranağme, bir parça tamam olduktan sonra, çalınan kısmın adıdır. Bu gerçeği Türk musikisi ile en ilkel ilgisi olanlar da bilirler. Halk türkülerinin orijinallerinde aranağme dediğimiz "bağlantı'' varsa sazlar onu da çalar, yoksa çalmazlar.

Bunun sazlarla hiç ilgisi yoktur. Öyle anlaşılıyor ki, iyi niyet sahibi olduğundan hiç şüphe etmediğimiz sayın yazar, bağlamalardan bahsettiğini zannederek halk türkülerinin yapılışını beğenmemek yoluna sapmıştır.

Mısralardan sonra aranağmesine benzer bir şey olmadığından bahseden yazar, bir aralık: ''Bunları tertiplemek için bu işi beste yapmasını bilenlerin ele alması lazım gelir" düşüncesini ileri sürmektedir. Yani şöyle olması isteniyor:

Beste yapmasını bilen birisi işi ele alacak, mısraların arasına aranağmesine benzer bir şeyler ekleyecek... Şurası iyi değil diyerek çıkaracak... Burası şöyle daha iyi olur diyecek, değiştirecek... Ve nihayet ortada karmakarışık bir nağme yığınından başka bir şey kalmıyacak. Sonra, böylece rengini kaybetmiş olan bu melodi yığınları bu defada bünye bakımından ancak çeşidi başka bir musikinin çalınmasına elverişli olan incesaz takımına verilecek...

İşte bu olamaz. Böyle bir karmakarışıklığa ne Folklor ilmi, ne de müzik sanatı hiç bir zaman müsaade edemez.

6- Bu işi başka birisinin ele alması meselesine gelince: Bu iş, kurulmuş bir müzik aletinin kolunu çevirmek, yahut makina ile plak çalmak, yazılmış bir konuyu ''kıraat etmek'', hatta sadece sütun doldurabilmek için rastgele yazan bir kalemi değiştirmek gibi basit değildir. Bu, çok kuvvetli bir ihtisas ve iktidar işidir. Esasen, bu gibi ödevlere layık olup olmıyanları yetkili makamlar daha iyi bilirler.

7- Yazının sonlarına doğru halk türkülerinin ''monoton zemzemeler'' halinde tekrarlanması ile onlara yazık olacağı söylenilmiş ve buna ''hiç bir sanat kolu monoton bırakılmak suretiyle geliştirilemez!'' cümlesi de eklenerek söz bitirilmiştir. Monoton zemzeme ile -bu modern terkiple- yazarın halk türkülerini tarife kalkışmadığı muhakkaktır. Çünkü bu da bir ihtisas ve bilgi işidir. Esasen yazarda halk müziği hakkındaki bu tenkidi ile, her şeyden önce, folklor bilgisizliğini imzası altında tesbit etmiş bulunuyor.

Yazarın son sözünü, yani bir sanat kolunun monoton bırakılmakla geliştirilemiyeceği hakkındaki son cümlesini okuduğum zaman çok üzüldüm. Demek ki, türkülerimizi orijinal olarak, gerek hususi konser gerekse başka türlü yayın şeklide sık sık söylettirmenin olgunluk ve gelişme konuları ile hiç bir ilgisi olmadığı hala anlaşılamamıştır.

Bugün milyonlarca yurttaşın beraber söylemeğe başladığı memleket türkülerinin sık sık tekrarlanması başlıca iki amaç güden bir eğitim konusudur. Bunlardan birisi yurt havalarından ruh ve renk alarak kurmağa çalıştığımız modern Türk müziğinin bütün yurtta kolayca anlaşılmasına ve benimsenmesine zemin hazırlamaktır.

Halk türkülerinin sık sık tekrarlanmasında güdülen ikinci amaca gelince: Bu da doğrudan doğruya bir ''millet bütünlüğü''nün tam kendisidir. Biz onları seve seve tekrarlarken bütün yurttaşların kalbinde milli bir tören havası esmeğe başlar. Bu mühim noktanın biraz daha aydınlatılması için üç yıl önce Radyo mecmuasındaki bir konuşmamın son kısmını buraya alacağım.

Halk türkülerimiz, yapılışlarındaki incelik, ritmlerindeki güzellik ve küçük küçük cümlelerle yaratmağa muvaffak oldukları büyük tesir ve heyecan bakımından değeri ölçüye sığmaz birer sanat eseridirler.

Söz buraya gelince, büyük bir eğitim davası olarak üzerine titrediğimiz bu yüce konu şu gerçeği aydınlatmış bulunuyor:

Gönüllerimizi bir araya toplamak ve bütün memleketi tek duygu haline getirmek yolunda, geceli gündüzlü sevine sevine çalışan, halk türkülerinin sanatkar işçileri yurt için, en modern tahrip vasıtalarının bile zerresini koparamıyacağı bambaşka bir ''istihkam" yapmakla meşguldurlar.

 
15.11.1946 Muzaffer SARISÖZEN



 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]