ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara
tavsiye edin
muhabbet

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 

 
   
ŞİİRLERDE TÜRKÜLERİMİZ

Öğr. Gör. İhsan Kurt

    Çok çeşitli tanımlarının içinde "kültür"ü "hayat tarzı" olarak kabul edersek, kültür değerlerimize geniş boyutlar getirecek yaklaşımlarda kazandırılabilir. Folklor ürünleri olarak işlenen "atasözleri"nin yanı sıra "türküler" de insanımızın hayat tarzından yansıyan yaşama şekilleridir. Bu yaşama şekli sosyal yapının en çok söylenen ve dinlenen folklor ürünlerinden olması sadece "halk edebiyatı ile halk musikisinin türkülerde bir araya gelmiş olmasına" bağlanamaz. Çünkü insanımız sevdasını, sevgisini, sevincini, tasasını, yiğitliğini, hüznünü, kederini, umutlarını, kısacası hayatının büyük bir bölümünü türkülerin dilleri ile söylemiştir. Bazen de fertlerin ayrı ayrı olduğu kadar bütün bir milleti benzer duygularla birleştirme görevini yapmıştır. Yurdun çeşitli bölgelerinde çalınıp söylenen türküler milli duyguların da mesajlarını taşımakla folklorik değer olarak kabul görmüş, kabul görmeye devam etmektedir.

Bir düşünürünün "bir milletin türkülerini yapanlar, kanunlarını yapanlardan daha güçlüdür" ifadesi çok anlamlıdır. Bu söz bile türkülerin, bir milletin hayatındaki önemini vurgulaması bakımından bir gerçeği ifade etmektedir. Bu gerçek de, bir milletin "hayat tarzı" içinde türkülerin kapsadığı bölümün oranını vermektedir.

Millet hayatında bu kadar önemli yer tutan türküler, çobanını bir başka, işçisini, memurunu bir başka, sanatçısını, şairini bir başka şekilde etkilemiştir. Her kesim etkilenişini hayatında farklı biçimlerde yansıtmıştır. Şair ise elbette ki şiirleri ile yansıtacaktır.

Şair, şiirin hasını da yazmış olsa Türk Milleti'nin içini dökmüş olduğu türkülerden ilham aldığı da olmuştur. Şiirlerde türkülerin farklı şekillerde işlendiği hemen dikkati çekmektedir. Türküler, konularından gelen özelliklerinden dolayı bazen şairin en güzel duygularına benzetilmiş, bazen türkülere benzemiş duygular. Özellikle bazı şairlerin, şiirlerinde türkülerin biçim ve muhtevasından faydalandığı açıkça görülebilmektedir. Hatta bazıları şiirlerinde türkülerden bir bölüm, bir mısra alarak kaynaklaştırmışlardır.

Şairler, çeşitli vesilelerle şiirlerinin adına "... Türküsü", gibi isimler vermelerinin yanı sıra, doğrudan türkülerden de etkilenmişlerdir. Öyle ki bazı şiirler biçim olarak, söyleyiş kolaylığı ve duruluğu yönünden türküleri hatırlatabilmektedir. Hatta Türk şiiri ile türkülerin konularını karşılaştıracak olursak çok sayıda ortak konuları işledikleri görülmüştür. Mesela aşk, tabiat toplum, din, ölüm, yiğitlik, hasret ve gurbet, hüzün ve keder, vatan ve millet, kahramanlık gibi konular hem şiirimizde, hem de türkülerimizde ağırlıklı olarak işlenmiştir.

Şair, şiirine imzasını atarken, "türkü yakan" imzasını atmaz. Ancak daha sonraki yıllarda türkülere imzasını atan bir yöre veya bütün bir millet olur. Kısaca türkülere, altına halkın imza attığı şiirler gözüyle bakılabilir. Şairlerin gönlünde, dilinde, açıkçası şiirlerinde türküler çeşitli çağrışımlar uyandırır. Öyle ki, bu çağrışımlar mısralarla mızrap olup gönül bağlarını titretir. Şair Siyami Yozgat'ın ifadesi ile;

Issız bir köşesinde yüreğin
Türküler buza keser,

ama onlara acılar, hüzünler ve yaşanan duyguların zenginliği de yüklenir;

Acıdır
Yüklenir türkülerin omuzuna,

diyen şair, aynı şiirin başka mısralarında türkülerle kaynaşır, türkülerle özdeşir;

Hüzün bizim öz kardeşimizdi
Bizler birer türküydük
Hüznün defterinde eskiden beri.

Şair gönlü türkülerin künhüne vakıf olmaya görsün. Şair dili hüznün defterinde türkü olur da, türkü dinlemez mi? Dinler ve dinlediklerinden biriken duygularını mısralarına taşır;

Ve alır bağlamasını
Konyalı can dostum Dursun Ali 
Dokunur tellerine inceden ince

Dokunur do kanatlanır halk ağızında bir dize 
Alır bizi bir yere götürür
Çöküp yüreğimize

Ve her şey her şey bizim içindir
Gezinir gönlümüzde yorgun ezgiler 
Sevdalar baş eğer önümüze 
Türküler dize gelir.

Ne de olsa şair gönlüdür.Türküleri sever, türkülerden etkilenir, türkülerle özdeşir ama yine de onun sevdası karşısında türküler bile dize gelir. Bu sevda özellikle delicesine vatan sevdası, millet sevdası ise... Bu sevda, teknolojinin yürekleri makinalaştırdığı, duyguları çarklaştırdığı bir dönemde yeni baştan dirilerek gündeme gelebiliyorsa şairler susar mı? Susmaz elbet, susmayacaktır. Çünkü sevenleri henüz toprak olmamıştır. Şair Ayhan İnal'ın;

Türküler içinde bu benim türküm
Ne mutlu bana ki Müslüman Türk'üm,

diye dile getirdiği gibi "benim türküm", "bizim türkümüz" bir başkadır. Bunlar "Serhat türküleri"dir, "Kafkas türküleri"dir, "Bozlaklar"dır, ama hepsi birden "memleket türküleri"dir. Yusuf Akgül'e göre de türkülerde daha çok şeyler gizlidir;

Bir mirastır, beş bin yıldır dillerde 
Davullarda, kavallarda, zillerde 
Yürek yürek, coşku coşku tellerde

Hançer olur bağrımızı deler hey! 
Türkülerde neler gizli neler hey!
...
Kalbi aklaştıran bir kalay türkü 
Türkü kaynaştıran bir halay türkü 
Her Türk bir türkücü, her olay türkü

Dinleyenin benliğine dolar heyl 
Türkülerde neler gizli neler hey!

Türk'ü kaynaştıran türküler, içlerinde çok şeyler gizli olan türküler... Türkülerce duru ve duyguları çağlayan bir yüreğe sahip Yavuz Bülent Bakiler, "Kafkas türküleri"nin ve bütün bir "memleket türküleri"nin gücünü çok iyi bilir. Önce "Kafkas türküleri " ile sanki bir sırdaş gibi dertleşir;

Şimdi sizi düşünüyorum Kafkas Türküleri 
Aldığım nefeste siz varsınız
Perişan ve garip duygular içindeyim 
Halimi anlarsınız

Bir kartal uçurdum Kafkas Dağlan üstüne 
Gagasında bayrak taşıyan bir kuş.
Size varmadan Kafkas Türküleri
Kartalım geldi ki vurulmuş...

İşte o gün bugündür, Kafkas Türküleri 
Gayri bitmez tükenmez acılar içindeyim 
İşte o gün bugündür sizinleyim.

Bu kadar kuvvetli bir bağla türkülere bağlanan şairin silahı, topu, tüfeği de "memleket türküleri" olup çıkar. Öyle ki;

Düşman kurşunlarına inat köprü başında
Memleket türküleri çağıracağım,

derken, bu duygularını dile getirmiş olur. Düşman kurşunlarına elbette türkülerle çıkılmayacağını bilir şair. Fakat türküler milli birliği oluşturan halkalardan biri olarak düşünüldüğünde şair yerden göğe kadar haklıdır. Nitekim Aşık Veysel de benzer duygular içerisinde türkülere ''milli birlik'', ''kültürel birlik'' sağlama görevlerini
yükler;

Türküz Türkler yoldaşımız
Hesaba gelmez yaşımız
Nerede olsa savaşımız
Türküz türkü çağırırız.

...
Bayramlarda düğünlerde
Toplantıda yığınlarda
Sıkılınca dar günlerde
Türküz türkü çağırırız.

Türkülerde ''söz'', ''saz'' ile birleşince şairin gönlüde ''bir hoş ,, duygular uyandırır. Hele de bu türkü bir Serhat Türküsü ise şairi geçmişin yasını çektiği ta serhat boylarına kadar sürükler. A. Metin Şahin bu sürüklenişini şu duygularla dile getirir;

Kimmiş çalan bu serhat türküsünü? 
Sazın bir hoş, sözün bir hoş ay balam! 
Çeker gönlüm hep geçmişin yasını, 
Niye dertli kemanında yay balam?

Kemanda yay, bağlamada teller nasıl dertli olmasın? Mızrap sazın bağrında yüreklere nasıl uzanmasın? Şairler dinledikleri türkülerde gurbeti duyar-duyurur, türkülerle yakar-yakılırlar. Y. Bülent Bakiler'in dediği gibi;

Bizim türkümüzde gurbet var artık 
Hasret var, yürek var, toprak var balam.

Türküleri dinlemek, türkülerle dinlenmek gibidir. Nitekim aynı şair, türkülerin yürekten söylendiğinde türkülerde gam yüklü bir havanın olduğunu hatırlatır. Ama yine de türkülerden vazgeçemez. Sevdiğinin dahi türkülerle gelmesini ister;

Bu nasıl yürekten söylenmiş makam? 
Dinlediğim bütün türkülerde gam.
...
Biliyorum seni türküler yaktı 
Türkülü gözlerin ıslak ıslaktı.
...
Ne derse aldırma şimdi artık el 
Gel bir akşam yine türkülerle gel!

Türkülerden vazgeçmek mümkün mü? Gurbet olur da, hasret olur da, sevda olur do türküsüz olur mu?
Yine cevabını bir başka şair Yahya Akengin verir;

Şirin olmuş dağlar Ferhat gezeli, 
Bir kutlu yazıdır gurbet alında, 
Yollar uğurlamış nice güzeli 
Türküsüz sevdalar kimin aklında?

"Türküsüz sevdalar" olmayacağını, daha doğrusu bu tür sevdaların akılda kalamayacağını söyleyen şair biraz daha ileri giderek türküsüz yerlerin "sıla" olamayacağını da şu mısraında vurgular;

Var git dedim gurbet elden trenlere, 
Türküsüzdür o bağlar, sıla değildir.

Türküsüz sevda, türküsüz sıla olmaz da "gurbetsiz" türkü olur mu?

Yağmur telli sazda kaldı bir türkü
Bir daha özlemini duymadım ben,

diyen Akengin;

Gurbet bir türküdür müjde içinde,

diyerek, gurbeti türkü ile eşleştirir. Öyle ya gurbette de hasret var, türkülerde de... Hasret ağıttan beter oturur yüreklere gurbet olur, türküler yürekleri yakar hasret olur. Bazen de şair Muhsin İlyas Subaşı'nın dediği gibi gurbet türküleriyle hasret birleşip zulmünü artırırlar;

Gurbet türküleriyle 
Bana zulmeden hasret; 
Düşlerimde uyanıp, 
Sana koşuyor Leyla!..

Hasretin ve gurbetin zulmü sevdanın vuslatından daha tatlı gibidir. Çünkü hasret ve gurbet duyguları ile dolu türküler şair gönüllere zengin ilhamlar sunar. "Yanık ve yağız bir türkü doğar ayrılıktan." Benzer türküleri dinleyen şair dilinde ise, içli ve samimi mısralar birbiri ardı sıra sıralanır;

Bir dehlize varmış yollarım gerçek;
Türkülerde gurbet, şarkılarda gam,

diyen Yağmur Tunalı'ya, bir başka şair Şükrü Karaca doğduğu yörenin türkülerini, türkülerinden aldığı ilhamı şu mısralarda ifade eder;

Bizim oralarda gelinlik kızlar, yeni yetmeler 
Türküler yakarlar sevda üstüne
Bizim oraların türküleri ağıttan beter.

"Bizim oraların türküleri" de bir başkadır. Asırlardır dinmeyen, dinmeyecek olan, ötelerden gelen bir ses gibi yankılanır durur. Biz de "Bozok Türküleri" adındaki şiirde duygularımızı şöyle dile getirmişiz;

Acıyı çekenler , yüreği bütünler 
Çamlığın başında tüten tütünler, 
Bozok Türkülerinde dile gelir,
Bu türkülerde Bozok insanı,
Acıyı tanır, sevdayı tanır, mertliği bilir.

Ah türküler , bu türküler!
Sılanın sesi, sevdanın zaferi
Yankılanan Bozok Türküleri...
...
Yürek dolu, hasret dolu
Tutuşan gönüllerin odudur türküler...
Sevgiye soylu, gamlar yolu,
Sılaya hasretin yadıdır türküler 
Ezginin gurbetçiye imdadıdır türküler.

Ah türküler, bu türküler 
Gurbetin sılaya seferi 
Dinlediğim Bozok Türküleri...

Türkü için söylenen en belirgin kavram ''türkü yakmak'' deyimidir. Bu kavram, bir bakıma türkülerin doğuş hikayesini anlamı içinde saklar. Bir yöreyi ilgilendiren önemli bir olay, toplumu etkileyen tabi afetler, savaşlar, toplum vicdanında kabul görmüş saf ve temiz sevdalar türküler yakılmasına sebep olabilir. Bunlar daha sonraları ortak duygu olup bağlamanın tellerinde dile getirilir. Şair Ayhan İnal, ''Çöl Türküsü'' adını verdiği şiirinde ''sevda''dan ''sel''e kadar konu olan türküleri mısralarında işaret eder;

Sahrada açan 
Gülün türküsü 
Bereket saçan 
Çölün türküsü

Bayrakta al
Nazlı-edalı 
Kara sevdalı 
Gelin türküsü

Bendleri yıkan 
Zalimi yakan
Tersine akan 
Selin türküsü

Dağı deviren
Yıkıp savuran 
Kasıp kavuran 
Yelin türküsü

Zemzem içilen
Paha biçilen
Göğe açılan 
Elin türküsü.

''Gülün'', ''çölün'', ''gelin'', ''selin'', ''yelin'' türküleri şairi derinden etkilemiştir. Sahradaki ''gül'' kadar, salon ''güller'' de onu ilgilendirir. ''Güller'' üzerine yakılan türküler şairin gönlünü gül bahçesine çevirir. Ancak ''kara sevdalı gelinin" bir ''sel'' ya da ''yel'' (fırtına) gibi felaketlere uğraması şairde fırtınalı duygular uyandırır. Tek sığınılacak yer yine hatırlanır. Şaire göre dualar ''göğe açılan elin türküsü"dür artık. Her zaman ve her dönem bu türküyü çağırmak, bu türküyü dinlemek ne güzeldir..



 Çamlığın Başında Tüten Tütün
Türkülerimizle Gelenler
Yozgat 1997





 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]