ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara
tavsiye edin
muhabbet

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
      Türkü türkü Türkiyem!

                                                                                             İskender PALA

Parmağına kınadan ziyade türküler yakılan, kulağına küpe diye türküler takılan güzel!.. Eski bir türkü söyleyeyim mi sana, sana türküleri anlatayım mı, anne sütü kadar temiz, anne sütü kadar helal?!.

Duyan gönüller kârı türküler; aşkın arı duru dili... Pîr elinden bâde içen ozanlar söyler en derin acıları; Toroslar'dan Balkanlar'a, yukarı illerden Cezayir'e. Topyekûn macerasıdır bir milletin tarihe akan yüzünde, bütün yüreklerde ayrı doğuşlarla parlar ay. Bir ezgi olur hayat, nakaratlarında türkülerin ve her nakarat bir başka roman yazar mızrabın en yufka yerine. Türkü dolar dudaklara saf ve berrak.

Şairim!.. Şiirin hasını ayak sesinden tanırım
Nerde bir halk türküsü duysam, şairliğimden utanırım

Kanayan kalbidir coğrafyamızın türküler ve türküler akan yaşıdır tarihin. Canımıza kasteden tatsız hikâyeler çağlar ırmaklarında ve derelere düşürüp kaybettiğimiz çakıl taşlarıyla yükselir coşkunun bendleri. Civanlar gibi yitirdiğimiz serhat hatıralarını yağdırır veremli yüreklerimize, Rumeli'nden kalkan bir Tuna şahini gibi konar gönül burcuna. Kaç şiir boyu kavuşmaya bilendiğimiz ayak seslerinin kaldırımlarına dökülen gölgesinde uzaklaşarak çınlayan da, yalnızlığın hışmını tenhaların kadehine meze yaparak karanlıklara kucak açan da hep aynı bağlamanın tellerinde bekler umutsuzlukları, mutsuzlukları... Kapı eşiklerinde sararmış umutlarını kül rengi acılara döndüren bir nazenin sesidir son ayrılık bestesini okuyan ve bir ordu sürmelisi kanatır kördüğüm kirpikleri damla damla... Ardı sıra gider yürekler çatal matal... Ya yutkundukça göğsümüze dizilen şunca içli dizeler:

Sana sahip yiğit malı neylesin
Yumdukça gözünden mercan dökülür

Bozkırlar uğuldar sesinde türkülerin; ovalar dinlenir nefesinde. Bir acıklı burçak tarlasıdır oraklarla biçilen ve bir zehirli Rumeli sızısıdır bâdelerde içilen. Bir ninni, taze bir anne ağzında; ak bir yangın muamması kırık mızrabın ucunda. Gönül dağı yağmur boran olunca söylenir en nadide sözler gecenin geç küsürâtında; ve Bayram Bilge, Neşat Ertaş'la söyleşir:

Dün gece yâr hânesinde yastığım bir taş idi
Üstüm yağmur, altım çamur, yine göynüm hoş idi

Türkülere yaslanarak çıktık seferberlikten, Çanakkale içinde vurulduk önce ve sonra türkülere yükledik hasretlerimizi yıllar yılı. Yemen'den geri dönmeyen Mehmed'imizi de, Sivastopol önünde Sinan'ımızı da, Bağdat'ın içinde Osman'ımızı da türkülerle kefenledik. Üç köyün şanlı Zeyneb'ini yad gönüllere bıraktık, Emine'nin Ramazan ayında, bayram gününde tuttuk yasını. Türkülerle birlikte kaybettik ucu görünmeyen hudutlarımızı ve takvimlerimiz bulgur bulgur kömür karaları çaldı devranımıza. Ağıtlar, destanlar yaktık giden ve geri dönmeyen sevgililere; hoyratlar, mahnılar söyledik karaborsa akşamlarda fısıldaşarak. Gece kadar hazin bir sıla hasretini düğümledik Muzaffer Akgün ile uzun havaların tellerine:

Şu uzun gecenin gecesi olsam
Sılada bir evin bacası olsam

Mayalar ve gazellerin üstüne kar döktük uzun kış akşamlarında, ekmeğimizi acıya banıp yedik Sarıkamış'ta yitirdiğimiz nur heykellerinin ardından. Başı pâre pâre dumanlı dağlardan ses getirdi evimize Ali Ekber Çiçek. Ve dolu kışlaların boşaldığını anladık... Kıtlıktı, yokluktu, yoksulluk ve yoksunluktu ektiğimiz tarlalarımıza... Mükerrem Kemertaş çağırdı ta ki Hüma kuşunu, bereketli başaklar baş verdi ve neden sonra hatırladık yeniden geçimi, geçimliliği. Tehî akşamlarda Selahattin Erorhan'dan dinledik sıcak ezgileri bir suçlu gibi gizli gizli. Adı kara sevda oldu türkünün:

Hangi bağın bağbanısen gülüsen
Aldın aklım beni ettin deli sen

Kırmızı gülü demet demet edip sunduk sonra gül yüzlülere, uzun kavaklarca uzadı sevinçlerimiz, bozlaklar dinledik, horonlar teptik, zeybekler oynadık. Hep bir türkü vardı dilimizde. Düğünümüzde halayımız türkülerde coştu, kışlamızda alayımız türkülerle koştu. İlan edilmemiş bir ölüm gibi delince domdom kurşunu kaşlarının arasını, eğdi yâr boynun eğdi. Nuri Sesigüzel hatırlattı aynaya bakmayı ve saçların ağarmakta olduğunu. Ezo Gelin'in acısını öğüttü on yıllarca Kızılırmak ve Kazancı Bedih Fırat'ın sularında yıkadı ölümü.

Şu Fırat'ın suyu akar serindir
Söyletmeyin beni yaram derindir.

*
– Firarî türküler senin neyine be ağam!..
– Yanakların neden ıslak be gülüm?!.

 

 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]