ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 


     Üniversitelerimizde Türk Müziği Eğitimi ve Akademik İtibarını Arayan "Sanatsal Sunum" Kavramı

Gültekin ŞENER*
 

    Tarih boyunca, toplumsal yaşama yön veren, onu zenginleştiren en önemli kültürel olgulardan biri olan sanatın, evrensel bir boyut kazanarak uygarlıkların benimsenmesinde ve gelişmesinde önemli bir rol oynadığı bilinmektedir.Bugün uluslar, ekonomik zenginlik göstergelerinin ötesinde, sahip oldukları kültür, sanat gibi değerleriyle varlık göstermek, kültür ve sanatın evrensel dilini konuşmak zorunda ve gayretindedirler.

Bu nedenle;millet olma unsurunu besleyen en vazgeçilmez kavramın KÜLTÜR, kültürü oluşturan en önemli değerin ise o toplumun yaşadıklarıyla, hissettikleriyle oluşturduğu, şekillendirdiği çalgıları, oyunları, türküleri ve ezgileridir.

Günümüzde toplumsal hayatımız, teknolojik,endüstriyel ve bilişimsel olanakların etkisiyle hızla değişmektedir. Teknolojinin, insan hayatını kolaylaştırmasının yanında,tüketim alışkanlıklarının değişimi ile kültürel hayatta da önemli değişimler görülmüş, toplum adeta kendi kültürüne yabancılaşmış ve uzaklaşmıştır.

Bu sebeple; Türk kültürünün en önemli ve vazgeçilmez değeri olan Türk Müziğine ve Türk Folkloruna, 1982 Anayasasında,Milli Eğitim Temel Yasasında ve YÖK yasasında,Milli Kültürün ve Milli Musikinin gelişimine atıfta bulunulmuş, Türk müziği eğitiminin stratejisine ve hassasiyetine önemle vurgu yapılmıştır.1

Bunun neticesinde,Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ihmal edilen bir konu olan Türk müziği, 1982 yılında üniversite çatısına kavuşmuştur. Bir çok iç soruna rağmen, ciddi bir kültürel erozyonun yaşandığı ülkemizde; akademik boyutta gelişmek, daha doğrusu sistemleşmek olanağına kavuşmuştur. Dede Efendi, Aşık Veysel, Itri, Karacaoğlan, Hacı Arif Bey, Dadaloğlu, Muharrem Ertaş gibi değerlere sahip olan Türk insanı, bu kültürel zenginliğini, folklor ve müzik potansiyelini ancak 30 yıldan bu yana okullaştırmış, kurumsallaştırmıştır. Bu bağlamda üniversitelerin, Türk müziğine çok hassas bir hizmet verdiğini belirtmek gerekir. Toplumsal değişimlerin çok keskin ve hızlı olduğu günümüzde; bilim, bilimsel bilgi, yazılı kaynakların değeri ve sosyal hayatımıza getirdiği yenilikler daha iyi anlaşılmıştır.

Üniversiteler her zaman gelişmenin,standartlaşmanın ve sistemleşmenin en sağlıklı ve doğru adresleri olmuştur. Sanatsal ve bilimsel boyutu olan en yalın çalışmalar bu ortamlarda yapılabilmekte,her türlü özgün denemeler sunabilmektedir.Ayrıca, sade ve rasyonel eleştirilere, çözümcü bir yaklaşım yine üniversitelerde sağlanabilmektedir.
Ancak,bu gelişmelere rağmen,üniversitelerimizin akademik kurgusunda;sanat ve sanat eğitiminin algılanışında sorunlar ortaya çıkmış, konservatuvarların ihtiyaç duyduğu sanatsal işleyiş ve eğitim modeli tam anlamıyla yaratılamamıştır.

Bu aksamaların ilki; konservatuar eğitiminin uygulama-teorik yapısı ile yüksek lisans, doktora yada sanatta yeterliğe devam etmek isteyen mezunların tabii oldukları sınav ve içeriğine ilişkindir.

Lisans döneminde yoğun bir uygulama eğitimi alan konservatuar öğrencileri, lisansüstü eğitime devam etmek istemeleri durumunda tamamen teori ağırlıklı, icra düzeylerinin ölçülmediği ve sorgulanmadığı sınavlara maruz kalmaktadırlar.

Öncelikle, Türk müziği alanında akademisyenliği, lisans seviyesinden sonra değil, lisans eğitiminin ruhu ile değerlendirmek; kurgulamak, lisans eğitiminin yarattığı profilin; yüksek lisans ve sanatta yeterlikte aranan profille örtüşüp örtüşmediğine bakmak gerekir. Kuruluşundan bu yana, Türk müziği devlet konservatuarlarında öğrencilere verilen derslerin uygulama-teorik kurgusu ile, lisansüstü eğitimde;enstitülerce öğrencilerde aranan sanatsal özelliklerin kurgulanışına baktığımızda,arada bir organik bağın olmadığını görmekteyiz.

Türk müziği devlet konservatuarlarında temel ders olan; Çalgı, Repertuar, Oyun ve Solfej dersleri, uygulama ağırlıklı işlenebilen ve öğretilebilen derslerdir.Bu derslerin kredileri bölümlere göre farklı miktarlarda bulunmakla beraber, her birinin kredisi ortalama haftalık 4 saat civarında bulunmaktadır. Dört dersin kredi yükü de haftalık 16 kredi yapmaktadır. Rakamların diliyle ifade etmek gerekirse; her dönem,haftalık 22 kredi ders almakta olan konservatuar öğrencisinin,16 kredisi uygulama içerikli yapılmaktadır.Bu rakamlar, konservatuar öğrencisinin %68 uygulama profiline sahip mezun olduğunu göstermektedir.
Hazırlık hariç 4 yıllık Türk müziği eğitiminde uygulama-teorik oranları, işleyişin aksine yayınlanan kataloglarda teorik dersler başka sebeplerden dolayı uygulamadan fazla gösterilmiştir. Özellikle derslerin ücretlendirilmesinde ve kurumların uluslararası öğrenci ve öğretim elemanı değişim programı olan ERASMUS kataloglarında, özde uygulamalı olan dersler teorik görünmektedir.

Yukarıda anlatılan uygulama-teorik yapısıyla mezun olan ve Türk müziği alanında akademisyen olmak isteyen Konservatuvar mezununun,öncelikle LES, KPDS yada ÜDS ile, enstitülerin bilim sınavlarından göstereceği başarı ile yüksek lisans programına kabulü sağlanmaktadır. Bu sınavların tamamı teorik içerikli olup,%68 uygulama profiline sahip Konservatuvar mezunlarımızın %32 lik teorik yapıları sorgulanmaktadır.

Ülkemizde kurumsal oluşumlara dönük yapılanma ve değişimlerin analizini uluslar arası boyutuyla ele almak,Avrupa birliği sürecinde değerlendirmek gerekmektedir.Bu ülkelerin sanat kurumlarında sahip oldukları deneyimleri, Türk müziği eğitiminde kullanmak hem Avrupa birliği sürecine,hem de Türk müziğinin Avrupa birliği eğitim standardına kavuşması açısından önemli görülmektedir.Bu nedenle, Almanya, İngiltere ve sanat eğitiminde tarihsel derinliğe sahip olan Rusya’da müzik eğitimi; lisans ve lisansüstü boyutu ile;öğrencilere uygulanan sınav içeriklerinin uygulama-teorik yapılarına bakmak gerekmektedir.

Almanya, bu konuda oldukça basit sayılabilecek bir sistem kurmuştur. İlk ve Orta öğretim süresi 13 yıl olan Almanya’da liseyi (Gymnasium) bitiren bir kişi Müzik yüksek okuluna (Musık Hochschule) sınavına girmekte, kazandığı takdirde bu okulda 4 yıl okuyarak mezun olmaktadır.Buraya kadar sistem bizdeki yapısıyla aynı olup,lisansüstü eğitim iki kola ayrılmaktadır.Birincisinde,bu ülkede master olmadığından doktora yapmak isteyen kişi belgelerini sunarak her hangi bir sınava tabii olmadan Konservatuar mezununun sanatçı kabul ediliyor olması sebebiyle lisansüstü eğitimine başlayabilmektedir. İkincisinde ise; müzikoloji alanında kısmen icrasının sınandığı ve Türkçe karşılığı müzik teorisi olan sahne,kostüm,çalgı,müzik tarihi, ses sistemleri gibi alanları kapsayan bilgi ölçmeye dönük yapılan tamamlayıcı teorik sınavdan sonra lisansüstü programa başlayabilmektedir.2 Sosyo-ekonomik ve eğitim olanaklarının oldukça yüksek olduğu bu ülkede okumak isteyen kişilere devletin her olanağı sunduğunu görmekteyiz.

Bu noktada ülkemizde Türk müziği alanında uygulama tamamen değişmekte,lisans mezuniyetinden sonra, LES, KPDS, ÜDS yada TOEFL gibi genel yetenek ve yabancı dil seviyelerinden başarılı olamayanların lisans üstü eğitimi yapamadıklarını görmekteyiz.En önemlisi,teorik sınavlarda başarılı olan kişilerin sanatsal niteliği ölçülmeden yüksek lisans yada doktora(sanatta yeterlik)yapmaları söz konusu olabilmektedir.

Ülkemizde,batı müziği eğitimi veren Konservatuarlarda uygulanan sistem ise Avrupa ile benzerlik göstermektedir.Örneğin,Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Devlet Konservatuarı mezunlarını tabii tuttuğu sınav içeriğinin sadece uygulama yapısında bulunduğu belirtilmiş;akabinde kültürel ve bilimsel düzeyi düşük öğrencilerin varlığından bahsedilerek bunun dengelenmesi için yüksek lisans programlarına daha fazla kültür ve teori dersi konulmasının hedeflendiği ifade edilmiştir.3 Bunun ile birlikte yapmış olduğumuz görüşmeler sonucunda, Hacettepe Üniversitesi, Devlet Konservatuarı mezunlarından lisanstan sonraki eğitim için LES puanı istenmediğini de öğrenmiş bulunmaktayız.

İngiltere de ise sistemin, Almanya örneğinden farklı bir yanı bulunmamaktadır.Hatta bu ülkede,üniversite eğitimi bir sektör haline geldiğinden,müzik alanında lisans okuduktan sonra, akademisyenlik için her öğrencinin sadece alanından uygulama sınavına tabi olduğu görülmektedir.

Klasik müzik eğitimi oldukça köklü olan Rusya ve Azerbaycan’da müzik eğitimi alan icracıların, akademik kariyer yapmalarını belirleyen ilk kriterin alanlarında gösterdikleri sanatsal başarı olduğu tespit edilmiş, mastır yada doktora sınavları ve ders içerikleri büyük ölçüde icra alanda yoğunlaşmıştır.4

Yukarıdaki karşılaştırmalarda görüldüğü gibi ülkemizde Türk müziği eğitimi veren üniversiteler; enstitüleri aracılığı ile teorik yapısı %76 ile %93 arasında değişen, Mühendislik ve Fen-Edebiyat Fakültelerinden5 mezun olanlara uyguladığı sınav şeklini, teorik yapısı %32 olan Konservatuar mezunlarına da uygulamaktadır. Bu işleyiş Türk müziği eğitiminden sonra lisansüstü eğitimin eşiğinde bulunan konservatuar mezunlarında şu sonuçları doğurmaktadır.

1. %68 lik uygulama potansiyellerinin ve sanatın uygulama esasına dayalı ruhunun daha işin başında göz ardı edilmesi.

2.Türk müziğinde akademisyenlik için sanatsal seviyenin gerekmediği fikrinin gelişimi ve mevcut yapının uygulanması sonucunda genelde, sanatsal vizyonu bulunmayan tez ve projelerin yüksek lisans ve sanatta yeterlikte çalışılması.

3.İcra veya uygulaması zayıf fakat teorik yanı gelişkin kişilerin Türk müziğini yönetme ve yönlendirme noktasında bulunmaya başlaması.

Diğer bir konu ise; üniversitelerde, akademik yükselme değerlendirilmelerinde bilimsel yayınlarla birlikte, sanatsal çalışmaların sanatsal sunum olarak değerlendirilip akademik yükselmede bilimsel yayınlar gibi kullanılmasına olanak sağlanması ve bunun yöntemi konusudur. Bu noktada, bilimin, bilimsel bilginin ve bilimsel çalışmaların hayati değer taşıdığı çağımızda, bu niteliklerle üretim yapmayan her ülkenin, toplumun, grubun yada ticari işletmenin yaşama şansının bulunmadığını ifade etmeliyiz.Ancak sanatsal sunum ve sanatsal ifade yollarının,bilimsel yayın ve bilimsel sunumlarla mevzuatlar nedeniyle tam örtüştüğü söylenemez.Bu konuda bir konuşmasında Prof. Dr. Ali Güler; “Evrenselliği oluşturan olgular ve önermeler bilimde farklı estetik yaklaşımda farklı bir boyutta ele alınmak zorundadır.Bir estetik disiplin olarak müzik evrensel bir olgu olarak tanımlanabilir. Ancak müziğin evrenselliği bilimsel olanın genel geçerliliğinden farklıdır. Bilimin olguları her koşulda aynı sonuçları verecek niteliktedir. Bu olgular doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir oluşlardır. Sanatın özelliği ve nesnelliği bilimsel nesnelden farklıdır. Sanat nesneli oluşturmada bilimsel ilkelerden yararlanabilir. Ancak bir estetik konusu olan müziğin salt kendisi bilimsel olarak nitelendirilemez. Bu oluş müzik için olumsuz bir niteleme değildir. Sanatın evrenselleşme çabalarında bir gelişme hızı kazandıran bir niteliktir. Tıpkı felsefe ve matematikte olduğu gibi. Açıkça belirtmek gerekir ki müziği evrenselleştirmede bilimselden yararlanmak başka şeydir,sanatı bilimin sıkı kalıplarına oturtmak başka bir şeydir. Esasen bunu yapma olanağı da yoktur. Sanatın kendisiyle, yapıtlarının nitelikleri farklıdır”6 demektedir.

Bilim ve sanat kavramları, içerikleri, üretimleri, tüketimleri ve sunumları bakımından farklı kapsamlarda değerlendirilebilecek kavramlardır. Bu sebeple; sanatsal sunumların, akademik yükselmede algılanışı ve değerlendirilişi yeni yaklaşım tarzıyla ele alınmalıdır. Üniversite yapısında bu farklılığın tanımlanmamış ve bu farklılığı ölçen bir sistemin olmaması, sanat kurumlarında kariyer yapmanın yada yükselmenin ilk ve tek koşulu olarak bilimsel yayının görülmesine neden olmaktadır. Bu durum, uzun vadede sanat kurumlarında sanatsal alanda çalışan ve üreten kişileri daha pasif hale getirmeye başlamıştır.

Öncelikle YÖK mevzuatlarında7 Ana Bilim Dalı yada Ana Sanat Dalı; Bilim Dalı yada Sanat Dalı; Doktora yada Sanatta Yeterlik ibarelerinden, bilim ve sanat terimlerinin eş ve denk kavramlar olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu duruma rağmen, sanatsal üretkenliğin ve seviyenin değerlendirildiği bir kriterin bulunmayışı; dinleti, konser, düzenleme, derleme, beste ve bunların sahnelenmesi gibi sanatsal sunumların akademik yükselmede değerlendirilmemesi, sanatın veya müziğin vitrini olan sahne sunumunu önemsizleştirmektedir. Bu işleyişlere rağmen sanat alanda eğitim, araştırma ve çalışmalar yapan kurumların, sanatsal sunum çalışmalarını, ölçecek ve bu çalışmaları değerlendirecek bir mekanizmanın kurgulanmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Sanatsal sunum amacıyla hazırlanan bir konsere harcanan emek ve zaman, bir makaleye harcanandan daha az değildir. Günümüzde teknolojinin geldiği son noktada sanatsal sunumların çok başarılı yöntemlerle izlenmesi, değerlendirilmesi, CD, DVD, VCD, olanakları ile mümkündür. Fakat buna rağmen sanatsal icraya veya uygulamaya yönelik çalışmalar yok sayılmakta, daha doğrusu sahnede alkışların arasında kaybolup gitmektedir.

SONUÇ ve ÖNERİLER

1.Türk müziği eğitim anlayışını, lisans düzeyinden yüksek lisans ve sanatta yeterlik veya doktora bitimine kadar uzanan geniş bir yelpazede değerlendirmesi gereği bulunmaktadır. Bu nedenle;

a.Konservatuarların uygulama-teorik yapısını, lisansüstü eğitimle ilişkilendirerek sınav ve sınav içeriklerini buna göre kurgulamak.

b.Türk Müziği Devlet Konservatuvarlarından yaklaşık %68 lik bir “uygulama” profili ile yetişerek mezun olan öğrencilerin, LES, KPDS, ÜDS yada TOEFL ve enstitülerin yaptığı bilim sınavları ile birlikte; sanatsal becerilerinin de değerlendirilebileceği icraya dayalı bir sınava tabii tutulması. Değerlendirme aşamasında ise, uygulamadaki başarı veya başarısızlık yukarıdaki sonuçlarla eşit oranda göz önünde bulundurularak sonuçlara gidilmesi.

2.YÖK mevzuatında denk eşleştirmeyle kullanılan bilim–sanat kavramlarının, BİLİMSEL YAYIN – SANATSAL SUNUM kavramlarında da tarifi yapılarak eş ve denk kavramlar olarak kullanılması sağlanmalıdır.Bunun için;

a.Akademik yükselmede uygulanan ve bilimsel yayınları değerlendiren jürilik sisteminde olduğu gibi, YÖK Sanat Konseyi sanatsal çalışmaları ölçülebilen jüri heyetleri oluşturmalıdır. Böylece sanatsal sunum çalışmaları bilimsel yayınlar gibi, akademik karşılığını ve itibarını, sanat konseyi yetkinliğinde ölçülmesi pratiği sağlanacaktır.

Eserlerini;çalgılarını,nazariyatını,sahnesel performansla anlatabilen ve yorumlayabilen,bilimsel ve sanatsal geçerliliği yaratılmış, metotları olan Türk Müziği hepimizin ortak hedefi olmalıdır.


KAYNAKLAR

TÜFEKÇİ, Nida; “Türk Musikisi Eğitiminde Türk Sazları”, İstanbul Kültür Sanat Vakfı Sempozyumu Yayınları, İstanbul,1988.
Gaziantep Üniversitesi Katalog Yayınları, Gaziantep,2004.
GÜLER, Prof.Dr.Ali; “Ulusal Müzik Eğitimi Programı Nasıl Olmalıdır?”, 80.Yılında Müzik Sempozyum Bildirileri, s.181-185,Malatya,2003.
KİTAPÇI, Dr.Altan; Yüksek Öğretim Mevzuatı, Yaylım Yayımcılık, Ankara,1997.



*) Gaziantep Üniversitesi,Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Sanatçı Öğretim Elemanı

1) Nida Tüfekçi. Türk Musikisinde Çağdaş Eğitim, Çağdaş İcra Sempozyumu XVI. Uluslararası İstanbul Festivali Temmuz 1988 - İstanbul  İstanbul Kültür Sanat Vakfı
2) Bu bilgiler; Almanya’da Bamberg Üniversitesi, Etnimüzikoloji Bölümünde Doktora Öğrencisi olan, Nevzat ÇİFTÇİ tarafından yapılan araştırma çalışmaları sonucu elde edilmiştir.
3) Bu araştırma,Hacettepe Üniversitesi Arş.Gör. Serdar ERKAN’ın,Prof.Dr.Binnur EKBER ile görüşmesiyle elde edilmiştir.2006 Nisan/ ANKARA
4) Bu araştırma, Gaziantep Üniversitesi, San.Öğr.Gör.Gültekin ŞENER’in, Doç.Dr.Afgan SALAYEV ile görüşmesiyle elde edilmiştir. 2006, GAZİANTEP
5) Gaziantep Üniversitesi ,Fen Edebiyat Fakültesi,Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi 2004-2006 yılı Katalogları,Gaziantep Üniversitesi yayınları.
6) Güler,Prof.Dr.Ali;Cumhuriyetimizin 80.yılında Müzik Sempozyumu, s.181-185, Ekim 2003,Malatya.
7) Yüksek Öğretim Mevzuatı,Dr.Altan Kitapçı,Yaylım Yayıcılık,1997.

 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]