ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara
tavsiye edin
muhabbet

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 

 
   
YAŞAYAN USTA HALK OZANI TANIR'LI AŞIK YENER'LE SÖYLEŞİ

Söyleşi: Ayhan AYDIN


    Günümüzde yaşayan en ünlü halk ozanlarımızdan birisiniz. Tanırlı Aşık Yener ismini bu konuyla ilgilenen herkesin bildiğini sanıyorum. Şiirlerinde çok farklı konulan işleyen; halk ozanlığı geleneğini gelecek kuşaklara aktarmada öncü roller oynayan birisiniz. Bize kendinizi tanıtmanızı istesek neler söylersiniz; hayatınız, çektiğiniz çileli yaşam için?

Bizlerin yaşaması, öldükten sonrada yaşatılması halkın yararınadır. Bizler halkın diliyiz, halkın kulağıyızı halkın sesiyiz.

İlkokulu 1928 yılında doğup büyüdüğüm, Maraş-Elbistan'a bağlı Tanır'da bitirdim. Orta ve mesleki öğrenimimi de eski bir öğrencisi ve mensubu bulunmakla gurur duyduğum Seyhan-Düziçi; Sağlık kısmını da Ankara Hasanoğlan Köy Enstitülerinde tamamlayarak, 1946 yılında sağlık memuru ünvanıyla mezun oldum.

Demokrat, devrimci, ilerici bir insan olduğum için; ülkenin içindeki beni her zaman sarsmıştı, düşündürmüştü.

Bir halk ozanı olarak devamlı her türlü gericiliğe ve kötülüğe karşı gelmeye çalıştım.

Şiirlerimde devamlı halkın haklı davasının yanında olmamdan dolayı bir çok kez tutuklandım. Beni tımarhaneye tıkmak istediler, çok yoğun baskılar nedeniyle İstanbul'la gitmek zorunda kaldım. 6 yıl görevimden açığa alındım. Mahkemem 6 yıl boyunca devam etti. Tekrar görevime döndükten sonrada bu kez Kayseri'ye sürüldüm. Şiirlerim suçlu bulunuyordu fakat ben o suçu işlemeye devam ettim.

''Bitmez çile, tükenmeyen sefalet/Yıllar yılı başımızda taç bizim/Vicdansızlar kanun çiğner maharet,/Gerçekleri söylememiz suç bizim.''

Daha eğitim yıllarınızdan başlayarak devlet yönetimindeki çarpıklıkları toplumsal sorunları gördünüz. Bu çarpıklıkları ve sorunları açık yüreklilikle dile getirerek, bunları şiirlerinde işleyen bir ozan olarak ünlendiniz. Sevgili Yener sizin de bir parçası olmaktan gurur duyduğunuzu söylediğiniz halk ozanlığından ve ozanlarından bahseder misiniz?

Gerçek bir halk ozanı hiçbir zaman herhangi bir menfaat düşünmeden toplumun yanında olan kişidir. Nasıl ki zoraki şair olunamazsa zoraki halk ozanı da olunamaz. Halk ozanlığı apayrı bir yapıdır. Halk ozanlığı özgün bir yapıdır. Ozan yetişmesiyle, eğitimi, etkilenmeleriyle eserlerini ortaya koyar.

Ben Çocukluktan itibaren başta Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Karacaoğlan, Köroğlu gibi halk ozanlarının, halk şiiri yazanlarının eserleriyle birlikte diğer şair ve yazarların da eserlerini okuyarak yetiştim. Hepsinin derin etkileri oldu bana.

İnsan sevgisini, hümanizmayı, kardeşliği, dostluğu, eşitliği şiirlerinde işlemiş bir Yunus Emre, haksızlıklara karşı direnebilen bir Pir Sultan Abdal, güzellikleri şiirlerinde işleyen bir Karacaoğlan değerli isimlerdir. Onların şiirlerinde yoğun insanseverlik ince bir duyarlılık vardır. Bunlara daha birçoklarını eklemek mümkün, Aşık Veysel zaten benim hocamdır.

Halk ozanı yöneticilere dalkavukluk yapan birisi değildir. Halk ozanı adında da olduğu gibi halkın yanında olan kişidir. Halkın sorunlarını düşünüşünü, duygularını, sevgilerini yansıtır şiirlerinde.

Köy Enstitüsündeki yıllarınızın sizin üzerinizde etkileri oldu mu ?

Biz orada gerçekten iyi bir eğitim aldık. Çok okuyorduk. Köy Çocuklarını okutma, yetiştirme amaçlarıyla kurulan enstitülerdeki çalışmaları inkar etmek mümkün değildir. Benim orada unutulmaz yıllarım geçti. Bir içtenlik, sıcaklık vardı orada. Dostluklar sağlamdı. Uygar düşünce ve felsefe hakimdi oraya. Bugün ülkemizde gericilerin çoğaldığını görüyoruz.

Aydınlıktan yana insanlar, yazarlar, şairler, bilim adamları susturulmak isteniyor. Eğitimimizin hızla köhneleştirildiğine tanık oluyoruz.

Bizler enstitülerde 11 ay okuyorduk. Gerek pratik ve gerek teorik bilgilerle yetişiyorduk. Çok bol okuma fırsatları buluyorduk. Büyük kütüphanelerimiz vardı. Mesela hemen hemen tüm dünya klasiklerini kütüphanelerimizde bulmak mümkündü. Bizler de zaten birçoğunu okumuştuk.


Halk ozanlarının en büyük özelliği, gördüğü haksızlıklar karşısında bunlara direnip, bunları haykırabilmesi niteliğidir, görüşünü savunuyorsunuz, sanırım?

Halk ozanları gerçeklerin peşinde, aksaklıkları, baskıları haykıran, insanları, yöneticileri uyaran insanlardır. Nasıl ki halk yokluk-yoksulluk içindeyse ozan da o yokluk ve yoksulluğu görebilendir. Ozan, halkın di1ine tercüman olarak sorunları yansıtmalıdır.

Halk ozanının büyük cesareti olmalıdır. O korkmadan haykırabilmelidir, haksızlıklar karşısında gerçekleri. Bana büyük baskılar yapıyorlardı. Benim ise bir şiirim vardır, buna karşı. 

"Korkmam ulan korkmam faşist dölleri/ Bin türlü sualle yorsanız beni/
Sıkıyönetimin zalim kulları/ Acı sözler ile kırsanız beni... Ozan gerçek yazar, gerçeği söyler/ Açlıktan iniler şehirler, köyler/ Gene yazacağım hep aynı şeyler/ Yağlı kementlere sarsanız beni... 


Siz büyük halk ozanlarının eserlerini okurken onları özümsediniz. Fakat bu bir taklit değildi. Başkalarının eserlerini taklit ederek güzel şeyler ortaya konulamaz değil mi?

Doğru söylediniz. Ben yukarda da söylediğim gibi elbette ki büyük halk ozanlarının şiirlerini okudum, onlardan etkilendim. Fakat ben onları taklit etmedim. Kendi şiirimi kurmaya çalıştım. Taklitle bir yere varılamaz. Sanat edebiyat yaratılamaz. Ama etkilenmeler olabilir. Bu da normaldir.

Ben sürekli yaşamın içindeyim. Her türlü etkiye açık bir yapım vardır. Seyahat etmeyi çok seviyorum. Değişik insanları tanımak, onlarla konuşup kaynaşmak vazgeçemediğim tutkularımdandır. Doğaya bayılıyorum. Doğasız yaşam zaten düşünülemez. Hayatı, gençleri, yenilikleri çok sevip her şeyi kendime yakın hissediyorum. Beni yaşama bağlayan çok şey var. İçimde umutlarımı hep yaşatırım. Umutsuzluğa hiç düşmem. En çok insanlığa bir şeyler verebilmiş kişileri severim.


Ülkemizde sayısız sorun yaşanıyor. Her geçen gün de daha fazla arttığını görüyoruz sorunların. Açlık, sefalet, cinayetler, intiharlar, baskı, sömürü, ayrımcılık... hat safhada. Siz bir halk ozanı olarak bu sorunların nedenlerini nelere bağlıyorsunuz? Sorunların çözümü için neler yapılabilir?

Bunların bence temel nedeni; ülkemizde emperyalizmin gücüyle kapitalist sis
temin yerleşmiş olmasıdır. İnsanlarda bencillik, egoizm artmış. Herkes sadece kendi çıkarını düşünür hale getirilmiş. Ortak yararlar için çalışma yok edilmiş. Eğitim yerle bir edilmiştir. Okullarda yetişen öğrencilerin bu ülkeyi daha iyi yönetmeleri şu haliyle mümkün değildir.

Her şeyden önce eğitim sisteminin değiştirilmesi, sağlıklı bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.

Ülke yönetimindekilerin bilgili tecrübeli insanlar olması gerekir. Çıkarlar ortadan kaldırılmalıdır. Ortak insani yararlar ön plana getirilmelidir. Toplumun gereksinmelerini karşılayacak yeni kanunlar, hukuk yolları bulunmalıdır. Yani önce devleti yönetenlerin insanlara layık niteliklere sahip olmaları sağlanmalıdır. Toplumun ortak yararı için artık laçkalaşmış hukuk sisteminin değiştirilmesi gerekir. Parlamento, hukuk sistemi, eğitim sistemi; çağdaş uygar, ileri bir hale getirilmeden bu ülkede bir şey değişmez. Teokrasiyi isteyenlere, gericilere karşı daha da çok uyanık ve dikkatli olmalıyız.


Sazların susturulamayacağı, seslerin türkülerin dindirilemeyeceği, düşüncenin öldürülemeyeceği, yazmanın engellenemeyeceği gerçeği bir türlü anlaşılamıyor. Sivas'ta da 33 aydın, yazar, şair ve ozanın yakılması bunu değiştiremeyecek herhalde?

Değiştiremez. Ne yakmakla, ne yıkmakla, ne yasaklamakla gerçekleri dile getirmek engellenemeyecek. Yazmak, düşünmek, güzellikler yok edilemez. Sivas'ta en yakın dostlarımı, arkadaşlarımı yaktılar. Bu barbarlığı unutmak mümkün değil. Sevgisiz yobazlar, bu yaptıklarıyla bir yere varamazlar. Burada aynı zamanda düzenin bir oyununu gördük. Ve bu düzen böyle gittikçe başka Sivaslar da yaşamak mümkün. O yüzden çok dikkatli ve duyarlı olmuyoruz.

Toplumsal sorunları dile getirmenin yanında sevgi ve duygu temaları da daha birçok tema gibi halk ozanlarının şiirlerindeki ayrılmaz unsurlardan. İnce duyarlılığı olmayan birisi ozan olamaz zaten.

Her şeyden önce duygu olmalı. İnsan duygusunu içinde hissetmeyen birisi ozan olamaz zaten.


Yaşayan hemen tüm halk ozanlarını tanıyorsunuz. Onlar da sizi çok seviyorlar. Birçok ozanla yakın dostluklarınız var. Bunlardan bahsedelim biraz da. Aşık Veysel'le de yakınlığınız bambaşkaydı sanırım?

Aşık Veysel değer verdiğim, çok sevdiğim bir ozandı. İyi niyetli, samimi birisiydi. Aşık Veysel'i toplumsal şiirler yazmadığı için eleştiriyorlar. Fakat o kendi boyutunda sevgiyi, duyguyu, güzelliği işleyen şiirler yazdı. İnsanlara niye şöyle değil de böyle şiirler yazıyorsun, diyemez. Buna kimsenin hakkı yoktur. O yine de ileri değerleri savunuyordu.

Şimdi tek tek sayamayacağım, birçok ozan yakın dostumdur. Ben onları, onları beni severler. Bir Hüseyin Çırakman'ın şiiri güçlüdür, önemlidir. Genç halk ozanları şiirlerini bana getirip beğenip beğenmediğimi sorarlar. Ben de onlara, benim şiirim Karacaoğlan'ın, Pir Sultan'ın Yunus'un şiiri gücünde değil, diye yılgınlığa düşmeyin derim. Her çiçeğin bir kokusu güzelliği vardır. Her gülün bir kokusu vardır. Gökyüzünde yüzlerce yıldızlar vardır. Bir kısmı çok parlaktır. Fakat onların yanında da yıldızlar vardır. Önemli olan ürün meydana getirebilmektir, diyorum genç ozanlara. Devamlı yazılmalı, çaba harcanmalıdır. Ozanlık, şairlik bir halka gibidir. Birbirine bağlanır, kopmaz. Karamsar olmamak gerekir, sürekli çaba harcamak gerekir.


XX. yy'da bağlamasını çalan, yazan, ozanlık geleneğini sürdüren, sürdürmeye çalışan insanlarımız var. Siz günümüzde halk ozanlarının sorunlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne gibi sıkıntılar çekiyorlar, ozanlar?

Bir kere devlet ve hükümetler ozanlara herhangi bir değer vermiyorlar. Ozanları muhalif güçler olarak görüyor devlet yöneticileri. Ozanlar dernekler kuruyorlar fakat onlar da sağlıklı çalışmıyorlar. Bizi üzen başka şeyler de oluyor. Bazı aydınım, ilericiyim diyen insanlar, ozanlar da sömürücü çıkıyor. Ben bunlara daha çok üzülüyorum.


Bütün dünya İnsanlarının; din, dil, ırk, ayrımı gözetmeksizin ortak sevinçlerde buluşabilmeleri için tüm İnsanlara ne gibi görevler düşüyor. Savaşlar olmasın, diyoruz ama savaşçıların olmaması için neler yapılmalıdır?

Bu hem felsefi hem siyasi etmenlere bağlıdır. Aslında bence hiçbir dünya insan topluluğunun, ulusların başka ulusları insanları yok etmek gibi bir dertleri yoktur. Herkes yaşam için geçim derdiyle uğraşmaktadır. Dünya güzeldir herkes yaşamak ister. Fakat çağımız emperyalist sistemi insanları ve toplumları birbirine düşürerek savaştırmaktadır. Emperyalistler ilişkiye girdikleri ülkelerin siyasetçileriyle işbirliği halinde ırkçılığı, savaşı, barbarlığı sürdürmek, bunu körüklemek için çalışmaktadırlar. Bundan çıkarı olan güçler, devletler vardır. Çünkü binlerce silah satacakladır. Bence hiçbir toplum, millet birbiriyle savaşmak istemez. Toplumlar yüzyıllar boyunca süren savaşlardan bir yarar gelmediğini görmüşlerdir.

Şairler, ozanlar, ressamlar tüm edebiyatçılar sanatçılar ve bilim adamları savaş istemez. Bunun karşısında olurlar. Savaşlar karşısında bizim rol almamız görevimizdir. Din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin tüm insanların bir olduğuna inanıyorum ki öyledir. İnsan yaşamak için dünyaya gelmiştir. İnsanlar bir araya gelince konuşurlar, birbirlerini anlayınca sorunlar azalır. Çünkü aslında insanların kaygıları da sevinçleri de, beklentileri de büyük ölçüde aynıdır. O yüzden şu veya bu şekilde tüm insanlar birbirini tanımalıdır. Birbirine saygı ve sevgi besleyen tüm insanların sorunları azalır. Aslında dünya tüm insanlarındır. Japon'u, Amerikalısı, Türkü... tümü bu dünyanın parçasıdır. Her şeyden önce insanların birbirini anlaması ve sevmesi gerekir o zaman görün bakın ki siyasilerin kışkırtmaları boşa çıkacak, barış daha da yaygınlaşacak. Bunda edebiyatçıların, sanatçıların çok önemli rolleri vardır. Bence her şair ozan sanatçı birer barış elçisidir .Dünya insanların dünyasıdır. Yahu bıraksınlar da yaşayalım. Tüm insanlar kardeşçe yaşasınlar.


Şu anda neler yapıyorsunuz? Günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?

Ben sürekli toplantılara, konferanslara giden birisiyim. Bir Anadolu köyünde
kalmış olsaydım herhalde kendimi yetiştiremezdim. Sürekli seyahat ederim. Değişik insanlarla tanışmanın benim üzerimde çok olumlu etkileri oldu.

Yaşım 68 olmasına rağmen hareketlilik bana dinçlik getiriyor. Daha çok öğretmen evlerine, toplantılara gidiyorum. Şiir yazmaya devam ediyorum. 2 Kitap halinde yayınlanan şiirlerim yanında yayınlanmamış 3 kitaplık şiirim daha var.

Bizim bir kültür bakanlığımız var. Bunun görevi işlevi nedir buna akıl erdiremiyorum. Kültür, edebiyat, sanat işidir. Edebiyattan sanattan uzak bir kültür bakanlığı da yalnız Türkiye'de var, herhalde. Ozanların, şairlerin yazarların Kültür Bakanlığı'nda yeri yok. Bundan daha vahim bir şey olur mu?

Son olarak da ozan dostlarıma, yılmadan, bıkmadan uğraşlarına devam etmelerini istiyorum.


Sizin tasavvufla, insan severlilikle yoğun etkileşiminiz var. Pir Sultanlardan, Yunuslardan bahsettik. Anadolu Aleviliği hakkında neler söyleyeceksiniz. Anadolu uygarlığına ve insanlarına Aleviler neler katmışlardır?

Alevilik-Bektaşilik felsefesi bir ezilmişliğin içinden gelmiştir yüzyıllar boyu. Hep dışlanıp, hor görülmüşlerdir Aleviler-Bektaşiler. Ayrıcalıklara tabi tutulmuşlardır. Alevi kökenli olmasam da Alevilik felsefesini benimsemiş bir ozanım, ben. Alevilik-Bektaşilik bir kültür ve felsefesidir. Mezhepsel değildir. Aleviler genelde çağdaş demokrat insanlardır. Ezilmiş, horlanan insanlardır. Ama her şeye rağmen düşüncelerinden ödün vermemişlerdir.

 



 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]