ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
 


     İhsan Öztürk ile Halk Müziğimiz Üzerine Söyleşi
 

   60'lı yıllardan bu yana Halk Müziği camiasının içinde, bu alanda önemli çalışmalara imza attı, bir çok sanatçı yetiştirdi ve bir çok tanınmış sanatçıya da bağlamasıyla eşlik etti ve bugün çok iyi bildiğimiz bir çok türküyü derledi İhsan Öztürk. İhsan Hoca ile bir çok öğrenci yetiştirdiği dershanesinde halk müziğimiz üzerine bir söyleşi yaptık. 



-Şimdiye kadar kaç türkü derlediniz?

Tam olarak saymadım ancak, TRT repertuarında ki derlediğim türkü ve sözsüz ezgi (halay) sayısı 45-50, notaya aldığım türkü sayısı ise 9-10 civarındadır.Bunların yanı sıra elimde derlediğim masal, bilmece, türkü ve türkü öykülerinden oluşan 15-20 ses kaseti var. Bu kasetlerde de, 70-80 civarında duyulmamış türkü olduğunu söyleyebilirim.

İhsan Öztürk
-Kendinize ait beste ve sözleriniz var mı?

Yaklaşık 15 kadar bestem, bir o kadar da değişik ölçülerde yazdığım şiirlerim var.


-Geçmişte türküler nasıl yakılır, nasıl yaşatılırdı?

Halkımız geçmişte her alandaki gereksinimlerini üreterek karşılıyordu. (Halı dokumak, çorap-kazak örmek, yoğurt, yağ, peynir yapmak, tandırda ekmek pişirmek vb.) Şimdi daha çok tüketime ağırlık veren bir toplum olduk. Bu türküler için de geçerli. Geçmişte Türkülerin yakılması, sonraki kuşaklara öğretilmesi aktarılması ve yaşatılması açısından en önemli toplantı yerleri; ölü evleri, nişanlar, kına geceleri, düğünler bir de çeşitli imecelerdi. Bu tür toplantılarda söylenen türküler haliyle o toplantının amacına, anlamına göre (düğünlerde halay türküleri, ölümlerde ağıtlar vb.) değişirdi. Orada bulunanlar bu türküleri dinler, öğrenir sonra da başka yerlerde (biraz da eklemeler yaparak) söylerlerdi. Dolayısıyla türküler kulaktan-kulağa, kuşaktan-kuşağa aktarılarak yıllar boyu söylenirlerdi.

Geçmişte her önemli olaydan sonra türkü(ler) yakılırdı. Örneğin yörede sevilen birinin ölümü birkaç türkünün-ağıtın yakılmasına neden olur, ölü evinde o ağıtlar günlerce söylenirdi. Sözlerin ve ezginin güzelliğine, yaşanan olayın önemine bağlı olarak bu türküler halk arasında (değişikliğe uğrayarak) yaşarlardı. Şimdi Anadolu’da türkü yakma geleneği pek kalmadı.


-Halk müziğinde beste olmalı mı? Olursa nasıl olmalı?

Muhakkak olmalı. Günümüzün müzisyenleri bugünü anlatan, bugünün insanlarının zevkine, isteğine uygun besteler yapmalılar. Ki, zaten yapıyorlar. Ancak bu bestelerin ezgi yapıları halk müziğine uygun biçimde olmalı, arabesk yada özgün müzik denilen türleri çağrıştırmamalıdır. Bir kişi yaşadığı yerin ezgisel motiflerini mutlaka belleğinde taşır, ister istemez bestelerinde o motifleri yer yer kullanır. Örneğin bir besteci Doğulu ise bestelerinde Doğu motifleri, Egeli ise Ege motifleri olacaktır. Ancak bu bestelere halk türküsü diyemeyiz. Çünkü bu bestelere halkın bir katkısı olmayacak, anonimleşme yada, folklorik oluşum dediğimiz süreci geçirmeyecek; bestecisinin istediği gibi şekillenecek, ortaya çıkacak, notaya alınacak ve bu şekilde de söylenecektir. Günümüzde gayet güzel beste yapanlar olduğu gibi, eski türkülerin ezgilerine yeni sözler monte ederek beste yaptığını sananlar da ne yazık ki var.

Bu konularda (arşiv – yayın) en etkili kurum TRT olduğuna göre, bu tür bestelerle ilgili (yine denetleyerek) bir arşiv hazırlamalı, Anonim türkülerin yanı sıra bunlar da notaya alınarak saklanmalı, gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. 


-Sizce Halk müziğinin sorunları ve çözüm önerileriniz nelerdir?

 Halk müziğimizin kuşkusuz bir çok sorunu var. Bu sorunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
a-Halk Çalgılarımızın tümünün standardizasyonu, ses kapasitelerinin yükseltilmesi.
Burada yalnız Bağlama ailesin değil; yaylı, üflemeli (nefesli), vurmalı tüm Halk Çalgılarını kastettiğimi söylemeliyim. Kullanılmayan bir çok yöresel sazımız var, bunların güncelleştirilerek günümüz halk çalgılarına kazandırılması gerekir. Bu tür bir çalışmayı kişilerin yapması çok zor bu işi ancak Kültür Bakanlığı gibi kurumlar bu çalgıları kullanan ve yapan ustaları bir araya getirerek yapabilir. Mesleğinde başarılı ustalardan, saz sanatçılarından ve araştırmacılardan bir kurul oluşturulmalı ve tüm Halk çalgılarında (en küçüğünden en büyüğüne kadar) bir standardizasyona gidilmelidir. Müzik aleti yapacak kişilerde belli bir bilgi birikimi, beceri ve nitelik aranmalı, sınavla ustalık belgesi verilmeli, ustalık belgesi olmayanların dükkan açmaları, müzik aleti yapmaları önlenmelidir. Zaten bu sorunları aşmak üzere Ankara’da müzik aleti yapımcıları bir dernek çatısı altında (MAYDER) birleşmeye başladılar. Umarım (ve dilerim) başarılı olurlar. Bu arkadaşlarımıza tüm müzisyenlerin destek vererek, başarılı olmalarına katkıda bulunmaları gerekir.
b-Bağlamalardaki perde sayısı.
Standardizasyon yalnız çalgıların boyutlarıyla sınırlı olmamalı, perde sayısı da aynı mantıkla ele alınmalıdır. Uzun saplı bağlamaların perde sayısı bakıyorsunuz 23, bazen 24, kısa saplı bağlamaların 18, 19 yada daha farklı olabiliyor. Bağlamalardaki perde sayısı halk müziğindeki eserlerin tümünü seslendirmek için gerektiği kadar olmalıdır. Örneğin Orta Anadolu bölgesindeki (Kırşehir, Keskin, Kırıkkale vb.) yöre sanatçıları “Kerem Ayağındaki” ezgileri seslendirirken si bemol 3 perdesini kullanıyorlar. Si bemol (3) bizim sazlarımızda yok ancak notalarımızda var. Yine “derbeder” veya “kalenderi” ayağında La karar icra edilirken Re bemol (2-3), Re karar icra edilirken Sol bemol (2-3) perdeleri gerekiyor. Bu perdelerde bağlamalarımızda yok Bu sorun da kesin bir şekilde çözüme kavuşturulmalıdır.
c-Ezgilerin notaya alınma aşamasında yapılan hatalar.
Genellikle türküler notaya alınırken çalana göre değil de söyleyene göre alınmaktadır. Yani türküye eşlik edecek çalgıların nasıl icra edeceğini değil de, solistin nasıl seslendireceğini anlatan bir notaya alma biçimi söz konusudur. Genellikle türkü notalarında giriş sazı, ara sazı; söz altında sazların çalacağı ezgiler, metronomlar (ezgilerin hızı) belli değildir. Bu şekilde yazılan türkü notalarını ancak halk müziğini ve yöreleri iyi bilen icracılar anlayıp aslına uygun bir şekilde yorumlayabilirler. Benim bu konuda önerim, notaların hem söz hem de saz için çift dizek kullanılarak, ayrıca iyi duyabilen, iyi dikte yapabilen müzisyenler tarafından yazılmasıdır. Belki notalar daha çok yer kaplayacak, ancak türküler daha iyi anlaşılacak ve yorumlanacaktır.
d- Yöresel tavırlar.
Yorum konusunu açınca tavırlara değinmeden geçemeyiz.
Bağlamanın yaygın olduğu yörelerde o yörelerin ezgi yapılarına, ritim anlayışlarına ve duygularına uygun, yüzyılların sonunda oluşmuş bir tezene vuruşu vardır. Ki... Halk müziğimizde bu tezene vuruşlarına “Tavır” denir. (Aşık tavrı, Konya tavrı, Teke tavrı, Zeybek tavrı, Yozgat tavrı, Kayseri Tavrı, Karşılama tavrı, Silifke tavrı vb.) Eğer tavır gerektiren yörelerin ezgilerini seslendirirken o tavırları (tezeneleri) atmazsanız, ezgiyi doğru seslendirmiş olmazsınız. Tavırların önemi ve nasıl olduğu da sonraki kuşaklara doğru bir şekilde aktarılmalıdır.
Halk müziğimizde ki sorunlarla ilgili aklıma ilk gelenleri böylece anlatmaya çalıştım. Bunların dışında, ayaklarla (makam), telif haklarıyla ilgili birtakım sorunlarımız da vardır.


-Son yıllarda Halk Müziğine karşı yoğun bir ilgi var bunu neye bağlıyorsunuz?

Bu ilginin temeli yıllar önce 70’li yıllarda atıldı. Kendime pay çıkarmak gibi olmasın ama bu konuda benim ve birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarımın da önemli katkılarımızın olduğunu söyleyebilirim. O yıllarda TRT tek izlenen kanal idi. Biz o zaman TRT de “Bizden Size” adlı 8 yıl boyunca yayını süren ve çok sevilen bir program yapmaya başladık Programın yapımcısı ve yönetmeni Erşan Başbuğ, sunucusu Cemile Kutgün, Halk Oyunları sorumlusu Nail Öngüner (Hoy-tur Derneği Başkanı), Halk Müziği sorumlusu da bendim.Bu programın sevilmesinde birkaç etken vardı. Programda tüm ekip (solist, sunucu, bağlama ekibi, halk oyunları ekibi) yöresel giysiler giyiniyor, tüm Anadolu’da görebileceğimiz bir köy dekoru içinde türkülerle halk oyunlarını birlikte sunuyorduk. Halk Oyunlarının solistlere eşliği de çok dinamik bir görünüm ve tempo kazandırıyordu. O program yıllarca en sevilen müzik programı olma özelliğini sürdürdü, birçok ödüller aldı. Yine aynı dönemlerde Nida Tüfekçi’nin Şerif Baykurt’la hazırlayıp sunduğu “ Türkülerimiz- Oyunlarımız”; Mehmet Özbek’in Arif Sağ’la hazırlayıp sunduğu “Yurdun Sesi”, “Elimizden Obamızdan” gibi programlar da çok nitelikli ve Halk müziğimize çok taraftar kazandıran programlardı. O yıllarda Ankara da fazla dernek yoktu. Bu programlardan sonra dernek sayısı hızla artmaya başladı. Bu derneklere gelen üniversite öğrencileri kendi kültürleriyle tanıştılar. Ve bu tür çalışmalar süratle okullara, kurumlara taşınmaya, yayılmaya başladı. Gençlerimizin kültürlerine sahip çıkmalarıyla da halk müziğimizin önlenemez yükselişi bugünlere kadar sürdü. Umarım bu yoğun ilgi bundan sonra da aynı biçimde sürer.

Bu gelişmelerin yalnız bir-kaç programla gerçekleşmiş olduğunu söyleyemeyiz. Yine 70’li yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve Milliyet Gazetesi’nin düzenlediği Halk Müziği ve Halk Oyunları yarışmalarının da bu günlere gelinmesinde çok önemli katkıları vardır.
Ben bu türlü çalışmalarda emek, zaman harcayan, katkısı olan, destekleyen her kuruma, her kişiye saygı duyuyor, başarılar diliyorum.


-Peki sizce TRT icrasından farklı icralar veya yorumlarında bu gelişmelerde bir etkisi var mıdır?

Tabii ki vardır. Yalnız bu farklı icralarla kasetlerde ki yorumları kastediyorsanız, hepsini başarılı bulduğumu söyleyemem. Bir dolu iyinin yanı sıra salt ticari düşünceyle, sanat kaygısı taşınmadan yapılan, kaliteden yoksun, bir dolu kötü örnekler de ne yazık ki az değil.

TRT icrasına gelince; halk müziğimizin temeli 1942 yılında Ankara Radyo Evi’nde Muzaffer Sarısözen ve arkadaşları tarafından atılmış. Halk müziğimizin nasıl icra edileceğini de herkes O, kurumdan öğrene gelmiştir. TRT’nin geçmişten bu güne Halk Müziğimize olan katkı ve hizmetlerini, müzik okulu işlevini, halk kültürünün kitlelere ulaşmasındaki çabalarını, bizden önceki kuşakları ve emeklerini saygıyla anmalıyız. Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz.


-Halk müziğini daha geniş kitlelere duyurmak için neler yapılmalıdır?

En önemli iletişim araçları şüphesiz televizyon ve basın. Bunları yerinde ve zamanında kullanmak lazım. Bakıyorum TRT dışında diğer televizyonlar neredeyse bu konuya hiç önem vermiyorlar. RTÜK tarafından belli bir süre yayınlanması istenilen Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği eserleri geç saatlerde, izleyicinin televizyon başında olmadığı zamanlarda yayınlanıyor. Hepsi değil ama özel televizyonların bir çoğu yalnız ticari kaygılarla yayın yapıyorlar. Ticari düşünmelerine bir şey diyemeyiz ama geleneksel kültürümüzün ve kültür ürünlerimizin yaşatılmasında, geniş kitlelere ulaşmasında tüm medya kuruluşlarına da görev düşüyor. Dolayısıyla iletişim açısından medya araçlarının çok büyük önemi var ve bunları yerinde kullanmak gerekir.


-Sizce Halk müziği eğitiminin durum nedir?

Son yıllarda Türk Müziği Konservatuarları çoğalmaya başladı. Bu çok önemli bir gelişmedir. Buralara giderek dersleri izleme fırsatım olmadı ancak, bildiğim kadarıyla iyi eğitim veriliyor. Ayrıca bir çok yerde başta Ankara ve İstanbul’da çok iyi eğitim veren Halk Müziği kursları var. Türk Müziği Konservatuarları’nda, Özel Müzik Dershaneleri’nde müzik eğitimi görmüş, çalgılarını ve seslerini çok iyi kullanan gençler yetişiyorlar. Bunların arasında halk müziğimizin sevilmesine, gelişmesine çok önemli katkılar sağlayan (Erol Parlak, Erdal Erzincan,Çetin Akdeniz, Zara, Orhan Hakalmaz, Nuray Hafiftaş, Hüseyin Turan, Sinan Uluer ve adını şimdi bir çırpıda sayamadığım) çok sayıda genç ve kültürlü kardeşimizin varlığını, giderek çığ gibi çoğaldıklarını görmek de bana ve halk müziğine gönül veren herkese mutluluk veriyor.


-Konservatuarların sayısı yeterli mi peki?

Konservatuarların sayısı yeterli değil tabi ki, bir de Ankara da bir Türk Müziği Konservatuarı olmalıydı, hatta ilk olarak Ankara’da açılmalıydı. Konservatuarların sayılarından çok daha önemli olan şey, bu okullardan mezun olanların iş garantilerinin olmaması. Buradan mezun olan gençlerin herhangi bir iş güvencesi yok. Devletimiz bu genç beyinlere çok iyi olanaklarla bir gelecek sağlamalı, karşılığında da onlardan toplum ve kültürümüz için en yararlı çalışmaları beklemelidir.


-TRT repertuarına yeterince türkü girebildi mi?  

Hayır girmedi. Anadolu’da en çok derleme çalışmaları 1937-1960 yılları arasında yapıldı. Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken, M. Ragıp Gazimihal, Ferit Anlar, Necil Kazım Akses, Ulvi Cemal Erkin vb. değerli müzik adamı ve halkbilimcilerimizce değişik yıllarda yapılan derleme gezilerinde 10 000 in üzerinde türkü derlenmiş. Bunun yaklaşık 2 000 den fazlası repertuara girebilmiş. Geri kalan kayıtların bir kısmı silinmiş veya bozulmuş notaya alınamamış. Ayrıca derleme gezileri de yeterince sağlıklı yapılamamış her yöreye veya kaynak kişiye ulaşılamamıştır. Dolayısıyla bir çok türkü derlenememiş ve derlenenlerden de bir kısmı repertuara girebilmiştir. Şu anda TRT Repertuarındaki türkü sayısı 5000 dolaylarındadır ki bu da çok fazla sayılmayacak bir rakamdır.


-Derleme nasıl yapılmalı, bir türkü nasıl derlenmelidir?


Derleyici öncelikle derleme yapacağı  yöreyi iyi tanımalıdır. Yöreye ait coğrafi, tarihsel ve kültürel özelliklerini bilmedir. Derleyici taşıyıcı değil araştırıcı olmalıdır. Yöreyi bilen kişi türkü alacağı kaynak kişileri de bilir. Kaynak kişinin belleği iyi olmalıdır. Ayrıca olanak varsa aynı türküyü yöredeki değişik kaynak kişilerden derlemelidir, çünkü birinin hatırlamadığı herhangi bir dörtlüğü bir başkası hatırlayabilir. Kaynak kişiye sorulacak sorular vardır. Bu soruların bir bölümü kaynak kişiyi, bir bölümü de kaynaklık ettiği türküleri tanımaya yönelik olmalıdır. Önce kaynak kişinin yaşı, öğrenim durumu, bulunduğu yöreden uzun süre uzak kalıp kalmadığı, (Kaynak kişi erkekse) askerliğini nerede yaptığı vb. sonra kaynaklık ettiği türküleri kimlerden ve nasıl öğrendiği, türkülerin hangi olay veya kim için yakıldığı, şayet varsa öyküleri, türkü içinde bilinmeyen sözcükler, sorulmalıdır. Olası söz hatalarının önüne geçilmesi için derleyicinin o yörenin yerel ağzını bilmesi, Halk Edebiyatı, Halk Şiiri gibi konularda da bilgi birikimi olması (yada bilenlerden yararlanması) gerekir.


- Teşekkür eder, başarılar dilerim.

Ben de teşekkür ederim.



söyleşi:
ali onur

fotoğraf:
Hasan Kababulut

Mart 2003-Ankara


biyografi için-->>
 



 

 

 

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]